İlmihal 1. Cilt Özeti

1 1.337

DİN VE MAHİYETİ: İnsanın Allah ile olan münasebetini düzenler. İnsanın hayatına yön verir.

DİN KELİMESİ: Örf, adet, ceza, mükafat, boyun eğme, itaat, hesap anlamına gelir. Religion; Latincedeki din tabiridir. Bir şeyi vazife edinmek tekrar tekrar okumak, rabıta anlamındadır. Hinduizm’de din için dharma tabiri kullanılır. Doğruluk gerçek, kanun anlamındadır. Dinin hesap, sorumluluk, tevhit anlamları da vardır.

  1. Kerimde din ile İslam eş anlamda kullanılmıştır.

DİNİN TANIMI: Din tanımlanırken ferdi tecrübe ile zihni, hissi, taabbudi, içtimai yönü ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bütün dinlerde tabiat üstü varlıklara inanç vardır. Din; akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilahi birkanundur.

DİNİN KAYNAĞI: İslam’a göre dinin kaynağı Hz. Allah’tır. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e varana kadar gelen bütün dinlerin ortak adı İslam’dır. Hak dini benimseme fıtridir. Bazıları natüralizmi ( doğaya hakim olamama ve ona güç addetme ), animizmi ( ecdat ruhlarına tapınma ), totemizmi (hayvanların kutsallığına büyüye inanma ) dinin kaynağı olarak ileri sürmüşlerdir. İlkel monoteizm teorisini savunanlarda olmuştur. Bu teoriye göre dinin kaynağı tek tanrı inancıdır. Tevhit inancıdır.

DİNİN ÖNEMİ: Din evrensel ve tarihi bir vakıadır. Dinsiz bir toplum yoktur. İnsan; dini bir varlıktır. Allah inancı insana güven ve huzur verir. Toplumu birleştirir. Ahlaki bir müessesedir. Din ruhi bunalımları engeller.

DİNİN TASNİFİ: Tek, çift ve çok tanrılı dinlervardır. Çift tanrılı dinlere düalist dinlerde denir. Mecusilik gibi. Çok tanrılı dinlere örnek olarak eski Yunan, Mısır, Roma dinleri verilebilir. Tanrı konusunda açık fikri olmayan dinler ; Budizm, Şintoizm gibi. Sosyolojik- tarihi açısından kurucusu olan dinler . Yahudilik, Hıristiyanlık gibi. İlkel dinler; Nuer, Ga, Dinka gibi . Tarihi coğrafi açıdan dinler; Sami grubu dinler; Yahudilik,  Hıristiyanlık,  İslam dinidir.  Hint  grubu  dinler;  Hinduizm,  Budizm,  J aninizm   dinleridir.  Çin – J apon grubu dinler ; Konfüçyonizm, Taoizm, Şintoizm dinleridir. İslam alimleri ise hak din ve batıl din ayrımı yapmışlardır. Vahye dayalı dinlere Milel, batıl dinlere ise Nihal denir.

DİĞER DİNLER VE İSLAM: Zerdüşt Mecusiliği getirmiştir. Tevhit inancı sonradan iyilik ve kötülük tanrısı olarak düalist bir yapıya büründü. Ateşe önem verilir. Brahmanizm çok tanrılı bir dindir. Hulul- Enkarnasyon- Avatara anlayışı vardır. Tanrının insanda bedenleşmesine denir. Kast sistemi vardır. Dışarıdan birisi bu dine giremez. Tenasüh ve mehdi anlayışları vardır. Budizm; Brahmanizm’e karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kurtarıcı mehdi beklentisi vardır. Kurucusu Buda’dır. Sabilik; Müslümanlar sabileri ehli kitap olarak kabul etmişlerdir. Hz. Yahya’ya çok önem verirler. Ulul Azm Peygamberleri kabul etmezler.

İSLAMIN DİĞER DİNLERDEN FARKI: Allah inancı noktasında Yahudiler Allah’ı beşer gibi tasvir ederler. Hıristiyanlar teslisi kabul ederler. İslam ise Allah’ı bütün olumsuz tasvirlerden uzak tuttuğu gibi,  onu bir ve tek olarak kabul eder. Diğer dinler melekleri Allahın oğulları, kızları olarak kabul eder. İslam ise bunu kabul etmez. Diğer dinlerin kutsal kitapları tahrif edilmiştir. İslam dininin kaynağı  K.Kerim  ise  bozulmamıştır. İslam dininde dünya ahiret dengesi vardır. İslam diğer şeraitlerdeki ağır yükleri kaldırmıştır. İslam dini son dindir.

İSLAM DİNİNİN MAHİYETİ: Din; insanın fıtri yönüdür. İnsanın hayattaki can simididir. Din; tanrı kaynaklıdır. Amacı insan ile Allah ilişkisini düzene sokmaktır. Dinin inanç, ibadet ve ahlaki yönü vardır. İman ve ibadet kişinin Allah ile ilişkisini ahlak ise kişinin toplum ile ilişkisini düzene koyar. Ahlak ihsan ve ihlâs kavramları ile ifade edilmiştir. İman marifetullaha, ibadet itaate, ahlak ise muhabbetullaha vesile olur.

TARİHİ SÜREÇ: Allah resulü 23 yıllık bir süreçte imani, ahlaki, sosyal-siyasal-ekonomik hayatın tüm fonksiyonlarını ıslah etmiştir. Daha sonraki dönemde de âlimler  Kuran  ve  Sünneti  yorumlamışlardır.  K. Kerim birçok konuda bilinçli olarak hükmi boşluk bırakmıştır. İslam’ın özü Kuran ve Sünnettir. Fikri kümeleşmelersonucu mezheplerortaya  çıkmıştır.  Mezhep  imamları  din  kurucusu  değil  dinin tebliğcileridir.

İTİKADİ FIRKALAR: İslam dini tevhit dinidir. Bu anlayış aynı zamanda toplumdaki birliğe de vesile olur. Dinde mezheplerin oluşması tabi ve kaçınılmazdır. Siyasi ihtilaflar zamanla dini ihtilaflara dönüşmüştür.

 

Haricilik, Şia itikadı-siyasi fırkalardır. Mutezile, Mürcie itikadidir. Mezhepler ehlisünnet ve ehli bidat olarak ikiye ayrılır. Ehlisünnete ehli hakta denir. Ehlisünnet Selefiyye, Eşariyye ve Maturidiyye olarak üçe ayrılır. Selefiye’ye ehlisünneti hassada denir. Diğerlerine ise ehlisünneti amme denir.

SELEFİYYE: Önceki nesil anlamındadır. Ayetin zahirine çok önem verirler. Ancak teşbih ( Allah’ı başka varlıklara benzetme ) ve tescime ( Allah’ı cisimleştirme ) de düşmezler. Selefiyye’ye Allahın zatını doğrudan kabul ettiği için sıfatıyye de denir. İlk dönem selef âlimlerinin en önemli özelliği akla fazla rol vermemeleridir. Mezhep imamları, ilk dönem hadisçileri, tabiin dönemi alimleri seleftendir. Müteşabih ayetlerde yorum yapmazlar. Selefiy’ye bu ayetleri yorumlayan filozof ve sufileri bidatçi ve sapık olarak kabul eder. Sonraki dönem selef âlimleri akla biraz daha fazla önem vermişlerdir. İbn-i Teymiye, İbn-i Kayyım el Cevziyye, İbnul Vezir, Hanbeli mezhebine mensup âlimlerselefidir. Günümüzde Suudi Arabistan, Kuveyt ve körfez ülkelerinde vardır.

EŞARİYYE: Kurucusu Ebul Hasan Ali bin el Eşaridir. Hicri 260 da Basra’da doğmuştur. Hocası Ebu Ali el Cübbai’den ayrılmıştır. ( üç kardeş meselesinden dolayı ayrılmıştır. ) Allahın ezeli sıfatları olduğunu söylemiştir. Akla değer verir. Bakillani, İbn-i Fürek, Cüveyni, Fahreddin er Razi, Kadı Beydavi, Cürcani Eşari alimleridir. Mu’tezile’ye karşı bir tez olarak ortaya çıkmıştır. Malikiler Eşaridir. Şafilerin çoğu Eşaridir. Endülüs, Hicaz, Kuzey Afrika, Mısır, Irak, Suriye ve Endonezya’da vardır.

MATURİDİYYE: Kurucusu Ebu Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmut el Maturididir. Hicri 208 de Semerkant’ta doğmuştur. Ömer en Nesefi, Hakim es Semerkandi, İbnül Humam, Hızır Bey, Ahmet Efendi Maturidi alimlerdir.

MATURİDİYENİN EŞARİDEN FARKI: Kişi akılla Allahı bulabilir. İyi-kötü, güzel-çirkin akılla bilinebilir. Allah bir şeyi kötü olduğu için yasaklamıştır. Kulda başlı başına bir cüz’i irade vardır. Kul seçimini yapar Allah’ta kulun seçimine göre kula fiili kudreti verir. Tekvin ( yaratma ) sıfatı ezelidir. Allahın fiillerinin hepsinde bir hikmet vardır. Allah kulun gücünün yetmeyeceği fiilleri kula yüklemez. Kadın peygambergönderilmemiştir. Allahın kendi sözü sesi işitilemez. İşitilen Kurandır. Türkiye, Balkanlar, Hindistan, Orta Asya’da yayılmıştır.

MUTEZİLE: Kurucusu Vasıl bin Ata’dır. Büyük günah işleyenin Allah katındaki durumu konusunda farklı görüş bildirmesiyle Hasan-ı Basriden ayrılmıştır. Mutezile kendini Ehlül Adl vet Tevhit olarak adlandırır. Akla öncelik verir. Kelam ilmi Mutezile ile doğmuştur. Cübbai, Nazzam, Kadı Abdul Cebbar, Bişr bin Müstemir, Cahız, Ebul Huzeyf el Allaf Muteziledir. Görüşleri günümüzde Haricilerin İbadiyye kolu Şia’nın Caferiyye ve Zeydiyye kolu tarafından savunulmaktadır. Tevhit, Adalet, el menzile beynel menzileteyn, el vaad vel vaid, emri bil ma’ruf nehyi anil münker Mu’tezilenin beş esasıdır.

CEBRİYYE: İnsanın fiillerindeki hür iyeti konusunda Mu’tezile ile zıttır. Cehm bin Safvan tarafından kurulmuştur. İrade Allahın takdirine bağlıdırder. Kaderci biranlayışları vardır.

HARİCİLİK: Hakem olayıyla birlikte ortaya çıkmıştır. İslamiyet içindeki ilk anarşist fırkadır. Ibadiyye kolu günümüze kadargelmiştir. Kuzey Afrika, Madagaskar, Zengiler, Ummanda bulunmaktadır.

ŞİA: İtikadi, siyasi, fıkhi bir mezheptir. Hz. Ali’yi hilafete en layık gören, onu ilk meşru halife olarak kabul eden, ondan sonrada evladının halife olmasını savunanların oluşturduğu gruba denir. Hz. Osman’ın şehit olmasından sonra başlamış hicri 2. Yüzyılın yarısından sonrada itikadi bir mezhep olarak ortaya çıkmıştır. Irak- İran halkının, dış tesirlerin ve bu halkların kimlik arayışları sonucu ortaya çıkmış bir mezheptir. Zeydiyye, İsmailiyye, İmamiyye olarak üç gruba ayrılmıştır. Zeydiyye Hz. Alinin torunu Zeyd bin Ali bin Zeynel Abidine nisbet edilir. Günümüzde yemende müntesipleri vardır. İtikatta Mu’tezileye fıkıhta ise Hanefiye yakındır. Şia içerisinde en mu’tedil fırka Zeydiyedir. Hz. Ali’nin ve soyundan gelenlerin haklı olduğunu savunur. Fakat Hz. Ebu Bekirin ve Hz. Ömerin halifeliğini de meşru sayarlar. Hilafetin Ehl-i Beyte ait olduğunu, imamların günahsız olduğu görüşünü kabul etmezler. Cafer es Sadık’tan sonra hilafetin oğlu İsmail’e ait olduğunu savunanlar Şia’nın İsmailiyye kolunu kurmuşlardır. IV. Yüzyılda Fatımiler ile bu mezhep güçlenmiştir. İsmaililer doğu-batı, nizariye – musta’liye olarak ikiye ayrıldı. Eski Yunan ve doğu felsefesinden etkilenmişlerdir. Batını yorumlarla aşırılığa kaymıştır. İran, Pakistan ve Orta Asya da

 

müntesipleri vardır. İmamiyye Şia’nın ana koludur. İtikadi ve siyasi yönü vardır. İsna Aşeriyye de denir. Fıkıhta Cafer es Sadık’ın görüşlerini kabul ettiklerinden Caferiyye de denir. On iki imama inanma temel esaslarıdır. İtikatta Mu’tezileye yakındırlar. Ehl-i Beyte mensup olmayanların hadislerini kabul etmezler. İlk üç halifeyi meşru görmezler. Hz. Alinin nas ile halife tayin edildiğini belirtirler. On iki imamın vahiy hariç peygamberlerle aynı olduğunu savunurlar. İmamların masum-günahsız olduğunu savunurlar. On ikinci imamın geri geleceğini mehdi olacağını bildirmişlerdir. Takiyyeyi meşru görürler. Günümüzde İran’ın resmi mezhebidir. Azerbaycan, Irak’ta da vardır.

FIKIH MEZHEPLERİ

KAVRAM VE TARİHÇE: Fıkıh; Bir şeyi bilmek, iyi ve tam kavramak, incelemek anlamındadır. Şer’i ameli hükümleri inceleyen ilim dalına denir. Müçtehit ve fakih ayrı özelliklere sahiptir. Fıkıh müslümanın davranış bilgisini kendine konu edinir. Hz. Peygamberin içtihadına Sünnet denir. O, Ashabını da içtihada özendirmiştir. Hz. Ömer döneminde Ashap çevre ülkelere fıkıh öğretmek için dağılmıştır. Ehl-i Rey ( Irak merkezli ) ve Ehl-i Hadis ( Hicaz-Medine merkezli ) ekolleri oluşmuştur. Küfe de Ebu Hanife ve talebeleri Ehl-i Rey fıkhını Medine de İmam Malik ve talebeleri Ehl-i Hadis fıkhını geliştirmişlerdir. Fıkıhta hak batıl ayrımı yapılmaz. İctihadda isabet ve isabetsiz ayrımı yapılabilir.

HANEFİ MEZHEBİ: Kurucusu Numan bin Sabittir. Hiciri seksen de Küfede doğmuş, hiciri 150 de Bağdat’ta vefat etmiştir. Hammad bin ebu Süleyma’nın ders halkasına katılmıştır. Hocası vefat ettikten sonra onun yerine geçmiş vefat edene kadar bu görevini yerine getirmiştir. İstahsan metodunu kullanmıştır. Talebeleri Ebu Yusuf ve İmam Muhammed onun fıkhını tasnif ve tedvin etmişlerdir. Ebu Yusuf Abbasilerde baş kadılık yapmış. Hanefi mezhebinin yayılmasında etkili olmuştur. Türkiskan, Afganistan, Türkiye, Balkanlar, Hindistan, Pakistan da yayılmıştır.

MALİKİ MEZHEBİ: Kurucusu İmam Malik bin Enes’tir. Hicri 93’te Medine de doğmuş, 179 da Medine de vefat etmiştir. İbn-i Hürmüz, İbn-i Ömerin azatlısı Nafi’den ders almıştır. Amel-i Ehl-i Medine’ye çok önem verir. Ahad haberi kabul etmek için Medine ehlinin ameline uygunluk şartını arar. Medinelilerin ameli ona göre Mütevatir Sünnet gibidir. Mısır, Kuzey Afrika, Endülüste yayılmıştır. İmam Malik’in olan el Müdevvene ve Muvatta adlı eserler Maliki Mezhebinin ana kaynaklarıdır.

ŞAFİ MEZHEBİ: Kurucusu Muhammed bin İdris eş Şafidir. Hiciri 150’de Gazze’de doğmuştur.  İmam Malik’ten Medine, İmam Muhammed’den Irak fıkhını öğrenmiştir. Bu iki ekolü birleştirmiştir. Hicri 204’te Mısır’da vefat etmiştir. Mısırda iken eski görüşlerinden vaz geçti. Mısır, Suriye, Irak, Horasan’da yayılmıştır.

HANBELİ MEZHEBİ: Kurucusu Ahmed bin Hanbeldir. Hicri 164’te Bağdat’ta doğmuştur. Hz. Peygamberin hadislerini topladı. İmam Şafiden etkilenmiştir. İbadet ve  Muamelatta  ayrı  usuller uygulamışlardır.  Naslara ve selefin eserlerine ayrı önem verirler. Eşyada asıl  olan  mubahlıktır  anlayışını  muamelatta  uygulamıştır. Rey ve kıyasa fazla önem vermez. Hadise dayalı bir fıkıh anlayışı vardır. İbn-i Teymiye ve İbn-i Kayyım El Cevziyye Hanbeliliğin yayılmasında etkili olmuştur. Suudi Arabistan’ın resmi mezhebidir.

Ayrıca günümüze kadar ulaşmayan mezheplerde vardır. Küfe’de Süfyan es Sevri, Mekke’de Süfyan bin Üyeyne, Bağdat’ta Ebu Sevr, Mısır’da Leys bin Sa’d, Basra’da Hasan Basri, Şam’da Evzai fıkıh alanında temayüz etmiştir. Zahiri mezhebini Davut ez Zahiri ve İbn-i Hazm kurmuştur. Kıyasa ve reye karşı çıkarlar. Şafi mezhebi içinde erimiştir. Şia’da ise Zeydiye ve Caferiye olarak iki tane fıkhi mezhep vardır. Caferilerde Ahbariler ve Usuliler olarak ikiye ayrılır. Şia’nın icma anlayışı Ehl-i Sünnetinkinden farklıdır. Hz. Peygamberin ve 12 imamın söz, fiil ve takrirlerini ölçü alırlar. Ehl-i Beyt’ten olmayanların rivayetlerini kabul etmezler. Mut’a nikahını caiz görürler. Humus; zekatı din adamlarının eliyle toplama vardır. Zeydiye ise Hanefi Mezhebine yakındır.

MEZHEBE BAĞLILIK VE TELFİK: Abbasilerle Kadıl Kudatlık kuruldu. Hiciri 5.yüzyılda bu günki mezhepler yayılmış ve sistemleşmiştir.

BİR MEZHEBE BAĞLANMANIN TARİHİ VE FIKHİ TEMELLERİ: Bir mezhebin ortaya çıkışı, yayılması,

 

toplum tarfından benimsenmesi süreçleri vardır. Farklı hükümler kargaşaya neden olduğundan Abdullah bin Mukaffa Abbasi halifesine hukuk birliğinin oluşturulması için bir rapor sunmuştur. Devlet tarafından resmi kanunlaştırma yapılamayınca toplumda fıkhi öbekleşmeler oldu. Bu mezheplerin ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır. Daha sonradan bütün mezheplerin görüşleri ortaya konularak 1917’de Osmanlı Hukuk

-i Aile Kararnamesi oluşturulabilmiştir. Bir mezhebe bağlılık kişiye hükmi güvenilirlik, akli tutarlılık ve istikrar sağlar.

TEK MEZHEBE BAĞLILIK: Bazı alimlerbunu vacip olarak görmüşlerdir.

TELFİK: Farklı hükümleri bir araya getirmeye denir. Fıkıh usulü kitaplarında üç anlamda kullanılmıştır. İki hükmü birleştirme, ictihadda teflik ( var olan ictihadın yerine yeni bir ictihad yapmak ), taklitte tefliktir. ( iki ictihadı da aynı anda yapma ). Telfik’in caiz olduğunu söyleyenler olduğu gibi caiz değildir diyen alimlerde vardır. Telfik’e ihtiyaç duyulması, daima kolay olanı alıp dini hayatın keyfiliğe dönüştürülmemesi, bu yolun kanuna karşı hile olarak kullanılmaması, helal-haram durumlarında ihtiyata riayet edilmesi durumunda teflik caizdir. Ayrıca hükümde tutarlı ve istikrarlı olmalıdır.

TASAVVUF: Hadislerdeki yönlendirmeler fıkhın, itikadın yolunu açtığı gibi üçüncü bir zenginlik olan tasavvuf anlayışının da oluşmasına ortam hazırlamıştır. Tasavvuf kelimesi Kuranda ve Hadislerde geçmez. Hicri ilk iki yüz yılda zühd, rikak, rakaik, takva, ibadet kelimeleri kullanılırdı. Böyle kimselere de zahid, abid denilirdi. III. Asırda tasavvuf, sufi, sufiyye kavramları kullanılmaya başlandı . Sonradan tasavvuf kurumsallaştı. Tasavvuf ayrı bir ilim ve hayat tarzı haline gelmiştir. Tasavvuf güzel ahlakı, kalp temizliğini, ruh olgunluğunu konu edinir.

TASAVVUF DÜŞÜNCESİNİN DİNİ VE FIKHİ TEMELLERİ: İslam dini ahrete ve manevi değerlere öncelik verilmesini ister. Tasavvuf kalp ilmidir.  Allah  sevgisi  ve  korkusuna  dayanır.  Tasavvuf  Müslümanların Allah’a ulaşma yolunda oluşturdukları birkurumdur.

TARİHİ GELİŞİM: İlk üç tabaka ahrete daha fazla önem verdiler. Başta ilk dört halife ve aşere-i mübeşşere olmak üzere Osman b. Maz‘ûn, Mus‘ab, Ammâr, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Selmân, Ebû Zer, Mikdâd, Muaz, Ebü’d-Derdâ, Huzeyfe, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Amr bu sahâbenin âbid ve zâhidleri olarak tanınmışlardı. Veysel Karânî, Ebû Müslim el-Havlânî, Habîb el-Acemî, Hasan-ı Basrî, Abdülvâhid b. Zeyd, Şeybân er-Râî, Sâlih el-Mür î, Ferkad es-Sencî, Mâlik b. Dînâr, İbnü’s-Semmâk, İbrâhim b. Edhem, Şakýk-i Belhî, Dâvûd et-Tâî, Fudayl b. İyâz ve benzeri pek çok âbid ve zâhid ikinci nesli, silsilenin ikinci halkasını oluşturur. Bundan sonra gelen ve üçüncü halkayı oluşturan İbrâhim el-Havvâs, Bişr el-Hafî, Serî es-Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî, Bâyezîd-i Bistâmî, Hâris el-Muhâsibî, Zünnûn el-Mısrî, Hamdûn el-Kassâr, Ma‘rûf-i Kerhî, Ahmed b. Hadraveyh, Ebû Süleyman ed-Dârânî, Sehl etTüsterî gibi sûfîler tasavvufun ilk temsilcileri ve müjdecileridir. Tasavvufî hayat geniş ölçüde bunların tesbit ettikleri hedefler yönünde gelişmiştir. Söz konusu dönemde tasavvufa dair yazılan en meşhur eserler ve yazarları ise şunlardır: Hâris el-Muhâsibî (ö. 243/ 857) er-Riâye li-huk† kıllah, Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 297/ 909) Resâil, Sehl b. Abdullah et-Tüsterî (ö. 283/ 896) et-Tefsîr, Hakîm et-Tirmizî (ö. 320/ 932) Hatmü’l-velâye, Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/ 921) Kitâbü’tTavâsin, Ebû Nasr es-Ser âc (ö. 378/ 988) el-Luma‘, Kelâbâzî (ö. 380/ 990) et-Taar uf, Ebû Tâlib el- Mekkî (ö. 386/ 996) K† tü’l-kulûb, Sülemî (ö. 412/ 1021) Tabakåtü’s-sûfiyye, Ebû Nuaym İsfahânî Hilyetü’l- evliyâ, Kuşeyrî (ö. 465/ 1072), erRisâle, Hücvîrî (ö. 470/ 1077) Keşfü’l-mahcûb, Abdullah Ensârî el-Herevî (ö.481/ 1088) Menâzilü’s-sâirîn, Gazzâlî (ö. 405/ 1111) İhyâü Ulûmi’d-dîn. Sülemi’nin Tabakatı ve Ebu Nuaym’ın Hilyesi ise evliyaların hayat hikayelerine dairdir. Hicri 6. Asıra kadar Tasavvuf sistemleşmiştir. İlk dönemlerde fikirden ziyade hal, yaşantı, vecde önem verildiğini görürüz. Felsefi etkiler yok denecek kadar azdır. Ama manevi tecrubeleri üzerine yaptıkları yorumlar vardır. Zamanla Tasavvuf felsefesi oluşmuştur. İbn-i Teymiye, İbn-i Kayyım el Cevziye Tazavvufu eleştirmişlerdir.

TASAVVUFTA ÖRGÜTLENME DÖNEMİ: Tasavvufun ferdi ve sosyal yönü vardır. Tasavvufi hayat tıpkı bir çok sanat gibi egzersizlerle öğrenilir. İlk dönemlerde müridlere sahib denilirdi. Zamanla çeşitli tasavvufi fırkalar oluşmuştur. Tayfûriyye (Bistâmiyye), Cüneydiyye, Musâhibiyye, Sehliyye, Hakîmiyye, Hafîfiyye, Seyyâriyye, Nûriyye, Har âziyye, Kassâriyye (Melâmetiyye) ve Tüsteriyye gibi tasavvufî cemaatler ortaya çıktı. 6. Asırda sistemli örgütlenme başladı. Bu örgütlenmelere de tarikat adı verilmiştir. Abdülkadir-i

 

Geylânî’ye (ö. 562/ 1166) nisbet edilen Kadiriyye, Ahmed Yesevî’ ye (ö. 562/ 1166) nisbet edilen Yeseviyye, Ahmed er-Rifâî’ye (ö. 578/ 1183) nisbet edilen Rifâiyye, Ebü’n-Necîb es-Sühreverdî’ye (ö. 563/ 1167) nisbet edilen Sühreverdiyye, Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî’ye (ö. 593/ 1196) nisbetle Şâzeliyye tarikatları bu asırda ortaya çıktı. Bunları Necmeddîn-i Kübrâ’ya (ö. 618/ 1221) nisbetle anılan Kübreviyye, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye (ö. 672/ 1273) nisbet edilen Mevleviyye, Ahmed el-Bedevî’ye (ö. 675/ 1277) nisbetle Bedeviyye gibi tarikatlar izledi. VII. (XIV.) asırda ise Bahaeddin Nakşibend’e (ö. 791/ 1389) nisbetle Nakşibendiyye, Sirâceddin Ömer’e (ö. 800/ 1397) nisbet edilen Halvetiyye tarikatları kuruldu. Selçuklular ve Osmanlılar zamanında ise Mevlevîliğin yanı sıra Anadolu’da Hacı Bektâş-ı Velî’ye (ö. 670/ 1271) nisbet edilen Bektâşiyye, Hacı Bayrâm-ı Velî’ye (ö. 833/ 1429) nisbet edilen Bayramiyye, Aziz Mahmud Hüdâî’ye (ö. 1038/ 1628) nisbet edilen Celvetiyye gibi tarikatlar, ayrıca daha evvel Anadolu dışında kurulan tarikatların pek çok şubeleri oluştu. Bundan başka Ahî Evran diye bilinen Şeyh Nasîrüddin (ö. 660/ 1262) Kırşehir’de ahîlik teşkilâtını kurdu. Fütüvvet ehli Anadolu’da birçok şehirde örgütlendi. 1071’de Anadolu fethedildikten sonra Irak’tan, Suriye’den, daha fazla da Horasan’dan gelen gazi dervişler, alperenler ve Horasan erleri İslâmiyet’in Anadolu’da ve Balkanlar’da yayılmasında etkili oldular.

TASAVVUFTA KURUMSALLAŞAMA DÖNEMİ: Fırkalar oluştuktan sonra bu cemaatler binalara ihtiyaç duydular. İlk zamanlar da camiler, evler, dükkanlar buluşma yerleriydi. İlk Tasavvufi kurum Suriye’de Remle’de Hamkah adıyla kurulmuştur.ribat, tekke, zaviye, asitane isimleri kullanılmıştır. Tekkeler kırsak alanda medrese görevini üstlenmişlerdir. Edebiyat ve şiirin gelişimine katkı sağlamışlardır. Bir çok fakirin barınak yeri olmuştur. Tekkedeki kuralları ilk defa derli toplu şekilde Ebu Said ebul Hayr oluşturmuştur. 7. Yüzyılda İbn-i Arabi Vahdet-i Vuvud görüşünü ortaya atmıştır. El Futuhul Mekkiye ve Fususul Hikem adlı eserlerinde bunları açıkladı. Allah- evren, Allah- insan ilişkisini vahdet-i vucud görüşüyle açıklamıştır. Ebu Said Ebul Hayr Faesçayı Tasavvuf dili haline getirmeye çalışmıştır. Hucvuri ilk tasavvuf kitabı olan Keşful Mahcub’u yazmıştır. Pir-i Türkistan olarak bilinen Ahmed Yesevi Divan-ı Hikmeti yazmıştır. Mevlevihaneler Osmanlıda tasavvufi müziğin gelişmesini sağlamıştır.

TASAVVUFTA SAPMALAR: Tasavvuf ruh-beden, lafız-mana, zahir-batın ayrımı yapar. zâhirî-şer‘î ilimlerle bâtınî-mânevî ilimler arasındaki mesafe açılmış, uçurum derinleşmiştir. Açılan mesafeyi kapatmak için şeriatla tasavvufu bağdaştıran ve kaynaştıran Ebû Nasr es-Ser âc, Ebû Tâlib el-Mekkî, Kuşeyrî, Hücvîrî ve Gazzâlî gibi büyük mutasavvıf âlimler değerli eserler yazmışlar, böylece zâhir ehli ile bâtın ehli arasındaki zıtlaşmaları ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırmaya veya en aza indirgemeye çalışmışlardır. Diğer yabancı kültürlerinde etkisi tasavvuftaki sapmaları hızlandırmıştır. İbadetin düşmesi inancı, riyadan kurtulmak  için dini geleneklere aykırı davranma anlayışı, velinin peygamberden üstün olduğu görüşü, her şeyin mübah olduğu inancı, hulul anlayışı ( Allah’ın insanda bedenleşmesi , cebir inancı ( kişinin davranışlarında sorumluluğu yoktur. ), ittihat inancı ( Allah ile birleşme ) tasavvuftaki sapmalara örnektir.

İLKELER: İslam dini herşeyden önce şahıs merkezli değil kitap merkezli birdindir. Dinin esasları Kuran ve Hadislere dayanır. Tasavvuf bir tercih meselesidir. Bu yola girmeyenlerin girenlere, girenlerinde girmeyenlere saygı duyması gerekir. Bu yola giren diğer Müslümanları küçük göremez. İnce bir yoldur. Ehliyetli, kamil bir rehbere ihtiyaç vardır. Ali Rübbai şöyle der; Biz bu yolda bıçağın sırtı bir noktaya geldik. Azıcık sağa sola meyletsek cehenneme düşeriz. Bir veli günah işleyebilir. Günahsız değildir. Gerekirse veliye itaat edilmemelidir. Velilerin kerameti vardır ve haktır. Velinin en büyük kerameti güzel ahlaklı olmasıdır. İstikamet sahibi olmak kerametten daha da üstündür. Veliler keşf ve ilhamla bilgi alabilirler. Ama bu sadece o kişiyi bağlar. Başkası için delil değildir. Ebu said el Har az; ‘Zahiri hükümlere aykırı olan herbatın batıldır.’ der.

AKAİD : Gönülden bağlanılma, düğüm atmışçasına, bağlanma anlamındadır. İnanılması zorunlu ilkeleri vardır. İman esaslarından bahseden ilme akaid denir. İman esaslarının belirlenmesinde tek kaynak vahiydir.

İMAN : Bir şeyi söylediği sözle tasdik etmektir. Zarurat-ı  diniyyeyi  tasdik  etmek,  tereddütsüz kabul etmek, gönülden inanmaktır. İmanın hakikati ve özü kalbin tasdikidir. Diliyle ikrar etmezse Müslüman hükmü uygulanmaz. Kalp ile tasdik dil ile ikrardır. Kalbin tasdiki imanın şartı rüknüdür.

 

Dil ile ikrar ise imanın tanınmasın sağlar. İCMAİ VE TAFSİLİ İMAN

İCMAİ İMAN: Toptan inanmadır. Tevhid , şehadet kelimeleriyle olur. Bu iman yeterli olmakla birlikte inanılması gerekli öğretileri tekertekeröğrenmesi zorunludur.

TAFSİLİ İMAN: Açık ve geniş birşekilde tek tek inanmaya denir. 3 derecedir

  1. Allah , peygamber, ahirete
  2. Amentü
  3. Tevatürhaberlerin hepsini kabul

Tafsili iman kişinin imanını olgunlaştırır. 3. Aşama zorunyat-ı diniyeyi iman – ibedet kapsar. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN

Avam-ı taklitte yapılan imandır. Bu tür yiman  geçerli olmakla birlikte akli dini delillerle güçlendirmekle sorumludur. Delillere , bilgiye , araştırmaya , kavramaya dayalı imana tahkiki iman denir. Neye, niçin, nasıl inandığını bilmesidir.

İMAN AMEL ARASINDAKİ BAĞ : Amel iradeye dayalı davranış demektir. Tasdik ve ikrar da birer ameldir. Kalbin ve dilin hali de ameldir. Amel imandan bir parça değildir ama arasında sıkı bir bağ vardır.

AMEL İMANIN AYRILMAZ PARÇASI DEĞİLDİR: Ehl-i sünnete göre amel imanın parçası, rüknü, olmazsa olmaz unsuru değildir. İmanı olupta  günah işleyen, işlediği günahı helal saymadığı müddetçe mümin sayılır. Kur’an’da amel ve  salih amel ayrı ayrı anlatılır. Kur’an’da amelin işe yarayabilmesi için iman şart koşulmuştur. Bazı ayetlerde büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği söylenmiştir(hucurat suresi).

AMELİN GEREKLİLİĞİ VE İMAN İLE OLAN İLGİSİ: iman ile salih amel yanyana zikredilir. Amele dönüşmemiş iman meyvesiz ağaca benzer. İmanın sönmemesi amele bağlıdır. Amel  imanı güçlendirir cehennemden alıkor.

İMANIN ARTMASI VE EKSİLMESİ: İnanılması gereken hususlar artmaz ve eksilmez. İman esaslarından iman esaslarından birini inkar kişiyi kâfir yapar. İman güçlü veya   zayıf  olma açısından farklılık gösterir. İman nitelik bakımından artma – eksilme olur.

 

İMANIN GEÇERLİ OLMASININ ŞARTLARI: – Hüriradeyle olmalı. (baskı, tehdit, son nefesteki iman geçerli olmaz)

-İman esaslarından hepsini kabul etmelidir.

-Allah’ın rahmetinden ne ümitsiz ne de emin olmalıdır. (havf – reca) rahmetten ümidi kesme kendine çok güvenip cennetliğim demek kişiyi kâfiryapar.

İMAN – İSLAM İLİŞKİSİ: İslam itaat etmek, boyun eğmek, teslim olmak, esenlikte kalmak anlamına gelir. Yüce Allah’a itaat etmek, kalp ile tasdik dil ile peygamberin getirdiklerini dil ile tasdik etmek. Teslimiyet üç türlü olur: kalp ile, dil ile, organlar ile. Bazen iman-islam aynı anlamda

 

kullanılır bazen kullanılmaz. İman kalbin hareketi, islam ise dil ve organların hareketidir.

BÜYÜK GÜNAH KAVRAMI: Bozgunculuğa sebep olan hakkında tehdit edici nas ve hadis bulunan cezaya sebep olan davranışlardır. Şirk en büyüğüdür.  Ana-  babaya  itaatsizlik,  yalancı  şahitlik, sihir, adam öldürme, yetim malı, faiz, savaştan  kaçmak,  iftirada  bulunmaktır.  Büyük  günahı işleyen fasık , facirkimse günahını helal saymadıkça mümindir.

TASDİK VE İNKAR BAKIMINDAN İNSANLAR: Mümin – Kafir– Münafıktır.

MÜMİN: Allah’a ve peygamberin getirdiklerine yürekten inanıp kabul ve tasdik eden kimseye mümin denir.

KAFİR: İslamın temel prensiplerine inanmayan zaruriyat-ı diniyeyi kabul etmeyendir. Örten anlamındadır.

MÜNAFIK: Müminler gibi yaşayan ama kalpten inanmayan kimseye denir. Münafığa dünyada Müslüman hükmü verilir.

KÜFÜR VE ŞİRK: Küfür örtmek anlamındadır. İman esaslarından bir veya bir kaçını inkar etmekle olur. Şirk ortak kabul etmek anlamındadır. Müşrikler Allah’ın varlığını inkaretmezler.

İMAN – KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR: İman Hz. Peygamberin getirdiklerinin hepsini tasdik etmektir. Küfür ise inkar etmektir. Amel, imanın göstergesidir. İmanını diliyle ikrar eden herkese Müslüman uygulaması yapılır. Sen mümin değilsin denilemez.

TEKFİR: Müslüman olduğu bilinen bir kişiyi inkar özelliği taşıyan inanç, söz veya davranışından ötürü kafir saymaya denir. İrtidad Müslümanın dinden çıkmasıdır. Mürted denir. Tekfirkonusunda titiz davranmak gerekir. Tekfir dini inançlara karşı aleni saygısızlık ve saldırganlığı önleme, toplumda gerekli olan huzur ve sükunu güvence  altına  alma, tekfir eden şahsa gerekli yaptırımların uygulanması içindir. Yersiz yapılan tekfir toplumsal parçalanmaya sebep olur. Dinden çıkan kimsenin kestiği yenmez, selamı alınmaz, selam verilmez, Müslüman kadınla evlenmesine müsaade edilmez, cenazesi kılınmaz.

 

İMAN ESASLARI: Amentüyle ifade edilenlerdir. Ahirete , meleklere imanda sadece vahiyle bilgi elde edilebilir derler.

ALLAH’A İMAN:

ALLAH İNANCI: İman esaslarının 1.si ve temelidir. Bütün dinlerde tevhid inancı en önemli esastır. Allah, varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan yüce varlığın adıdır. Bir olduğuna, sıfatlarına, noksan sıfatlardan uzak olduğuna, yüce olduğuna inanmaktır. Buluğ çağına girenin ilk ve asli görevi Allah’ı bilmektir. Tebliğ gelmemiş kimseler de Allah’ı bilmekle yükümlüdür. ‘’Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphen mi var?’’

ALLAH’IN VARLIĞI VE BİRLİĞİ: Allah inancı fıtridir. Birliğini tasdik etmek gerekir. Kur’an’da Allah’ın sıfatlarından bahsedilir. O’nun var oluşu sayı yönüyle birlik değildir. Zatında, sıfatlarında, isimlerinde, fiillerinde, varoluşunda ve hakimiyetinde eşi ve benzeri olmayışı yönündendir.

ALLAH’IN VARLIĞININ DELİLLERİ: Fıtrat, nizam, hudus ve imkan delili vardır. İnsan Allah’ı bulabileceği özellikte yaratılmıştır. Alem hâdistir. Yani  sonradan  yaratılmıştır.  Öyleyse  bir yaratıcıya ihtiyacı vardır (hudus delili) . mümkün varlık olan âlemin var olması için bir sebebe

 

ihtiyaç duyacağı (imkan delili) nizam delili vardır.

ALLAH’IN İSİM VE SIFATLARI: İlâhi zatı nitelendiren kavramlara isim veya sıfat denir.

ALLAH özel ismi: ALLAH kendisine ibadet edilen yüce varlığın özel ismidir. Diğer kelimeler ‘’ tanrı, hüda…‘’ Allah özel isminin yerini tutamaz. Allah için Kur’an’da ‘’İlah, Rab, Mevla’’ kullanılır. Tanrı, hüda, yezdan olmaz.

İSM-İ AZAM: En büyük isim anlamındadır. Bu isimlerle yapılan dua mutlaka kabul edilir. Allah, Hayyül, Kayyum (diri ve her şeyi ayakta tutan), Rahman, Rahim, Zül celal-i vel ikram (ululuk ve ikram sahibi) isimleridir.

ESMA-İ HÜSNA: Allah’ın bütün isimleri için kullanılır. Esma-i ilahiyye de denir. Allah’ın isimleri 99 dan ibaret değildir.

ALLAH’IN SIFATLARI: Allah’ın sıfatlarının hepsi ezeli ve ebedidir. Başlangıcı ve sonu yoktur. Allah’ın zatını idrak, mahiyetini bilmek imkansızdır. ‘’Allah’ın yarattıkları hakkında düşününüz, fakat Allah’ın zatı hakkında düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna hiç güç yetiremezsiniz.’’ Allah’ın zorunlu ve vacip sıfatları 2 ye ayrılır.

ZÂTİ SIFATLARI: Sadece Allah’ın zatına mahsus olan sıfatlardır. Bunlara Tenzihi veya Selbi sıfatlar da denir. VÜCUD: Var olmak. KIDEM: Ezeli olmak, başlangıcı olmamak. BEKA: Varlığının sonu olmamak. Ezeli olanın ebedi olması zorunludur. Bekanın zıddı olan ‘’fena’’ Allah için düşünülemez. ‘’ O ilktir, sondur. (HADİD) ‘’ MUHALEFETÜN LİL HAVADİS: Allah hâdis varlıklara benzemez. Bu sıfatın zıddı olan sonradan olana benzemek (müşabehet) ve denklik (mümaselet) Allah hakkında düşünülemez. VAHDANİYET: Allah’ın zatına, sıfatlarında ve fiillerinde bir ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması demektir. Zıttı olan birden fazla olmav (taaddüd) ve şirk Allah katında düşünülemez. KIYAM Bİ NEFSİHİ: Varlığı kendindendir. Var olmak için başka hiçbirşeye ihtiyaç duymaz. Allah kendiliğinden vardır. Başkasına muhtaç olmak (kıyam bi ğayrihi) Allah için düşünülemez.

SUBUTİ SIFATLAR: Bu sıfatlar ebedi ve ezelidir. Bu sıfatlardan bir nebze olsun insana da verilmi ancak insanlardaki fanidir. HAYAT: Diri ve canlı olmak. ‘’Memât (ölü olmak) Allah   için düşünülemez. ‘’Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güven ve dayan.’’  İLİM:  Bilmektir.  Ezeli ilmiyle bilir. SEMİ: İşitmektir. BASAR: Görmektir. İRADE: Dilemektir. İcab biz  zatihi yani iradesizlik Allah  için düşünülemez. Mesiet’te irade anlamındadır. Tekvini ve  Teşrii irade vardır. Tekvini yapma, yaratma ile ilgili iradedir. Teşrii irade yasama ile ilgili iradeye denir. Yüce Allah’ın bir şeyi sevmesi, ondan hoşnut olması, onu emretmesi demektir. Allah’ın bu manadaki iradesi o şeyin meydana gelmesini zorunlu kılmaz. ‘’Muhakkak ki Allah iyiliği ……. Emrediyor’’ KUDRET: Gücü yetmek. Acz Allah için düşünülemez. KELAM: Söylemek,  konuşmaktır.  Ezeli  olan  kelam  sıfatının  mahiyeti bizce bilinemez. TEKVİN: Yaratmaktır. ‘’Allah herşeyin yaratıcısıdır.’’

MELEKLERE İMAN: Haberci, elçi, güç, kuvvet anlamına gelir. Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren, gözle görülmeyen nurani ve ruhani varlıktır.

MELEKLERİN MAHİYETİ: Gözle görülmez, Allah’a kulluk eden günah işlemeyen nurani varlıktır.

MELEKLERİN ÖZELLİKLERİ: Nurdan yaratılmışlardır. Yemek içmek yoktur. Erkeklik dişilik yoktur. Uyuma, yorulma, gençlik, ihtiyarlık yoktur. Allah’a isyan  etmezler, süratli güçlü ve  kuvvetli varlıklardır. Allah’ın emir ve izniyle çeşitli kılıklara bürünebilirler. Peygambere Ashab’tan Dihye şeklinde görülmüştür. Gözle görülmezler. Meleklergaybı bilmezler.

 

MELEKLERİN GÖREVLERİ VE ÇEŞİTLERİ: Cebrail; Vahiy getirmekle görevlidir. ‘Ruhul Emin’ de denir. Meleklerin en üstünüdür. ‘Seyyidül Melaike’ de denir. Mikail; Tabii olayları ve rızıkları idare eder. İsrafil; Sur a üflemekle görevlidir 2 kez üfleyecektir. Azrail; ‘Melekül mevt’ de denir. Kiramen – katibin ; Sağda ve solda vardır. ‘hafaza melekleri’ de denir. Hesap günü yapılan amellere şahitlik edeceklerdir. Münker– nekir; Kabirdeki sorgu melekleridir. Hamele’i arş; Arşı taşıyan meleklerdir. Mukar ebun ve illiyyun; Allah’ı tesbih ve anmakla görevli olup, Allah’ çok yakın meleklerdir.

İNSANLARLA MELEKLER ARASINDA ÜSTÜNLÜK DERECESİ: Peygamberler meleklerden üstündür. Adem’e secde ettiler. Büyük meleklerpeygamberolmayan diğerinsanlardan üstündür.

CİN VE ŞEYTAN: Görülmeyen, gizli ve örtülü anlamındadır. Çeşitli şekillere girebilen, ateşten yaratılmış, manevi, ruhani, gizli varlıktır. Cin kelimesi insan kelimesinin karşıtı olarak kullanılır. Cinlerin bir kısmı Müslümandır bir kısmı kafirdir. Mutlak gayba dair bilgileri yoktur. Cinler de insanlar gibi sınava tabiidir. İnsanlar gibi ürer çoğalırlar. Erkeklik dişilikleri vardır. Doğar ,büyür, ölürler. Ömrü insana nazaran daha uzundur. İnsana zarar verebilirler. Ama insan korkmamalıdır. Korunmak için Allah’a sığınılır.  Ayetel  kürsi, felak ve nass sureleri okunur.

ŞEYTAN: Gözle görünmeyen, azgınlık ve kötülükte çok ileri giden, kibirli, asi, insanları saptırmaya çalışan cinlere şeytan denir. İblis diye bahsedilir. Cinlerdendir, meleklerden değildir.

KİTAPLARA İMAN:

İLAHİ KİTAP KAVRAMI VE KİTAPLARA İMAN: Yazmak ve yazılı belge anlamına gelir. Allah’ın yol göstermek için peygamberlerine vahyettiği sözlere ve yazıya geçirilmiş şekline denir. Hristyan ve Yahudilere ehli kitap denilir. İlahi kitaplar Allah’ın kelam sıfatının eseridir. Peygamber göndermek kitap indirmek Allah için birzorunluluk değildir. Söz ve mana itibariyle Allah kelamıdır.

İLAHİ KİTAPLAR: SUHUF; Küçük kitap ve risale denir. Hz. Adem’e 10, Hz. Şit’e 50, Hz. İdris’e 30, Hz. İbrahim’e 10 suhuf verildi .

TEVRAT: Kanun, şeriat, öğreti anlamına gelir. Ahd-i Atik , Ahd-i Kadim de denir. ZEBUR: Yazılı şey, kitap anlamına gelir. Mezmurlar adıyla eski Ahid’de yeralmıştır. İNCİL: Müjde, talim ve öğretici anlamına gelir. Yeni Ahid, Ahd-i Cedid de denir.

Eski kitaplardaki bilgiler Kur’an’a uyuyorsa kabul edilir uymuyorsa reddedilir. Bu konuda Kur’an’da bilgi yoksa kabul de edilmez redde edilmez.

KUR’AN-I KERİM: Toplamak, okumak, bir araya getirmek anlamlarına gelir. Hz. Peygambere indirilen, mushaflarda yazılı, peygamberimizden bizlere kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, okunmasıyla ibadet edilen, insanlığın benzerini getirmekten âciz kaldığı ilahi kitaptır.

KUR’AN’IN NÜZULÜ: Kur’an-ı Kerim Kadirgecesinde indi.

KUR’AN’IN MUHTEVASI: İtikat, ibadet, muvamelat (alış-veriş, aile hukuku, miras, nikah,…), ukubat ( cezai konular), ahlak, nasihat, vad – vaid ilmi gerçekler, kıssalar, …..

KUR’AN’IN MUCİZE OLUŞU: Edebi birmucizedir. Kur’an hem söz hem de mana itibariyle mucizedir. KUR’AN-I DİĞER KUTSAL KİTAPLARDAN AYIRAN ÖZELLİKLERİ:

  • 23 senede indi toptan
  • En son kutsal kitaptır.
  • Hiç bozulmamıştır.

 

  • Peygamber’in en büyük mucizesidir.
  • Geleceğe dairanlatır.
  • Kolayca
  • Diğerdin mensuplarıyla olan ihtilafı çözüme kavuşturur.

PEYGAMBERLERE İMAN: Farsçada haber taşıyan elçi anlamına gelir. Allah’ın kulları arasından seçtiği ve vahiyle şereflendirdiği, emir ve yasakları insanlara tebliğ etmekle görevlendirdiği elçiye peygamber denir. Rasul ve mursel kelimesi da kullanılır. Rasule yeni bir kitap verilir ve yeni bir şeriati uygular. Nebiye ise kitap verilmez. Nebinin çoğulu Enbiya’dır. Peygamberlik Allah vergisidir. Çalışmayla elde edilmez. Hatemun nebiyyin (peygamberlerin sonuncusu) Hz. Muhammed (s.a.v.) dir.

PEYGAMBERE OLAN İHTİYAÇ VE GÖNDERİLME HİKMETLERİ:

  • İnsanlarpeygambersiz Allah’ın emirve yasaklarını
  • Ahirerle ilgili durumları
  • Gerçek, iyi, doğru, güzel, faydalı, zararlıyı ayırt etmek zorlaşırdı.
  • Sorumluluk için bilgilendirilmesi Bunun için de peygambergerekir.
  • Sanat, ticaret, mesleklerde peygamberler medeniyete katkıda bulunmuşlardır.

PEYGAMBERLERİN SIFATLARI: Peygamberin beşeri sıfatlarına caiz sıfatlar denir. Ayrıca vacip sıfatlar vardır. Bunlar: Sıdk (doğru olmak), emanet (güvenilir olmak), fetanet (akıllı zeki olmak), ismet[(günah işlememek) anca kufak tefek hataları olabilir. Allah hemen uyarır. Bu tür ufak hatalara ‘’zelle’’ denir. Masiyet günah işlemektir, ismet sıfatının karşıtıdır], tebliğ (Allah’tan aldıkları buyrukları ve yasakları ümmetine eksiksiz iletmeleridir. Tebliğin karşıtı kitman gizlemek anlamındadır).

KUR’AN’DA ADI GEÇEN PEYGAMBERLER: Bir hadiste 124 bin peygamber olduğu, bunlardan 315 inin rasul olduğu söylenir. Kur’an’da adı geçenler şunlardır; Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, Lut, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Harun, Musa, Davud, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyasa, Zekeriyya, Yahya, İsa, Hz. Muhammed’dir. Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn ihtilaflıdır.

PEYGAMBERLİK DERECESİ: Hz. Peygamberin üstün dereceleri:

  • Peygamberliği
  • Peygamberliği kıyamete kadardır.
  • Son Son din ve en mükemmel din olan İslam’ın peygamberidir.

Derece olarak sonra ulul azm (Nuh, İbrahim, İsa, Musa) rasuller, nebiler gelir. Ulul Azm peygamberler zorluklara göğüs germişlerdir.

PETGAMBERLİK VE VAHİY: Vahiy sözlükte gizli konuşma, gönderme, emir, işaret, ilham anlamına gelir. Allah’ın dilediği şeyleri mahiyeti tam bilinmeyen yolla bildirmesi, Allah ile elçi arasında bir çeşit gizli ve süratli haberleşmedir. Vahiy ile kalpte beliren bilgi olan ilham arasında fark vardır. İlham korunmuş değildir. Yanılma payı olabilir. Vahiyde bilinç vardır. İlhamda yoktur.

VAHİY; Rüyalar, Uyanıkken cebrailin kalbine vahyin bırakılması, cebrailin insan şekline girerek, cebrailin görünmeden çıngırak sesine benzer bir ses halinde vahyin gelmesi. Bu vahyin en ağır şeklidir. Kendisine tehdit ve korkutma ayetleri bu şekilde gelmiştir. Uykudu iken alınan vahiy,  bu tür vahiyle alınan söz kur’an değildir. Cebrailin kendi asli şekliyle getirdiği vahiy. Bu şekil Hira’da ilk vahiyde ve Miraç’ta olmuştur. 2 defa oldu. Vahiy doğrudan Allah’dan olması veya perde arkasından Allah’la konuşması, bu da miraçta oldu.

 

PEYGAMBERLİĞİN İSPATI: İspat şüphesi olmayan delille olur. Bu ispat ya gözle görerek olur ya da tevatürle gelen haberle olur. Kur’an en büyük mucizesidir.

MUCİZE: İnsanı âciz bırakan, karşı konulamaz olağan üstü, garip, tuhaf şey anlamına gelir. Yüce Allah’ın peygamberleri doğrulamak ve desteklemek için yarattığı, insanların benzerini getirmekten âciz kaldığı olağanüstü olaylardır. Kur’an’da mucize yerine ayet, beyyine, burhan kullanılır.

MUCİZENİN ÖZELLİKLERİ:

  • Mucize Allah’ın
  • Mucize peygamberlerde olur
  • Mucize tabiat kanununa aykırıdır
  • Mucize peygamberin isteğine uygun

BAZI MUCİZELER: Hz. İbrahim’i ateş yakmadı. Hz. Yakup’un gözlerinin açılması. Hz. Musa’nın asasının yılana dönüşmesi. Hz. Süleyman’ın kuşla konuşması. Hz. İsa’nın çamurdan kuş  yapıp  üfleyince  canlanıp körün gözünü düzeltmesi.

DİĞER OLAĞANÜSTÜ HALLER: Mucize peygamberlerde olur. Mucizede meydan okuma da vardır. Diğerlerinde yoktur. Mucize taklit edilemez. Diğerleri taklit edilebilir.

İHRAS: Peygamberolmadan önce gösterilen olağan üstü durumdur. (Hz. İsa’nın beşikte iken konuşması.) KERAMET: Veli kulların olağan üstü durumları.

MEVNET: Veli olmayanın olağanüstü durumları. İSTİDRAC: Kafirin istediğinin olması.

İHANET: Kafirin istediğinin tersine olması.

HZ. MUHAMMED’İN PEYGAMBERLİĞİNİN İSPATI:

KUR’AN MUCİZESİ: Kur’an edebi bir eserdir. Hem söz hem de anlam yönünden mucizedir. Kur’an fesahat  ve belağatıyla arapları âciz bırakmıştır.

HİSSİ MUCİZELER: İnsanlara gösterdiği duyuyla algılanan mucizelerdir. Bedeni özellikleri, ashabını eğitmesi mucizedir.

  • İsra ve Mirac
  • Ayın iki parçaya ayrılması
  • Taşın Peygamberle konuşması
  • Hurma kütüğü
  • Hayber’in fethinde zehirli HABER ŞEKLİNDE MUCİZELER:
  • Geçmiş ümmetlerhakkında bilgi vermesi
  • Bedirsavaşından önce haberini vermesi
  • Bedirsavaşında düşmandan ölecekleri bilmesi

 

  • Mekke’nin fethini bilmesi
  • İslam’ın hızla yayılacağını

AHİRETE İMAN: Ahiret sözlükte son, sonra olan, son gün anlamına gelir. İsrafil’in Allah’ın emriyle sura ilk defa üflemesiyle başlayacak olan ebedi hayata denir. İkinci defa üfleyince insanlar hesaba çekilecek. Sonra iman ve amele göre cennet ve cehennem belirlenecek. Ahiret için Kur’an’da ‘’el yevmül âhir – yevmül bais – yevmud-din (ceza , mükafat günü) yevmül hisab – yevmül telak – yevmül hasre (pişmanlık günü) şeklinde geçer.

AHİRETİN VARLIĞININ İSPATI: İnsandaki adalet duygusu ahirete inanmayı zorunlu kılar. Sorumluluk duygusu ahiret inancını zorunlu kılar. İnsandaki sonsuzluk duygusu ahiret inancını zorunlu kılar. İnsanın başıboş ve amaçsız yaratılmayışı ahiret inancına götürür.

AHİRET HAYATININ DEVRELERİ: Ölümle başlar, kabir (berzah), kıyamet, bâ’s (yeniden dirilme), haşr ve mahşer, defterlerin dağıtılması, hesap, mizan, sırat, şefaat, cennet – cehennem dir.

KABİR HAYATI: Ölümden kıyamete kadar geçirilen hayata denir. ‘Berzah’ da  denir.  Münker  ve  nekir ‘’Rabbin kim? Peygamberin kin? Dinin nedir?’’ diye soracaklardır.

KIYAMET VE ALAMETLERİ: Kalkmak, dikilmek anlamına gelir. Evrenin düzeninin bozulması, yok olması, ölen şeylerin yeniden yaratılıp diriltilerek ayağa kalkması ve mahşere doğru yönelmesi demektir. Kur’an’da saat, vakra, et tammetül kubra ( layık felaket ), hakka gerçek olma, ğaşye ( şiddetiyle … halkı saran ), karia (kapıyı çalacak gerçek ) gibi isimlerle anılır.

KIYAMETİN KOPACAĞI ZAMANI ANCAK ‘’ALLAH’’ BİLİR

KIYAME ALAMETLERİ: Eşratüs saattir. Küçük ve büyük alametleri vardır.

KÜÇÜK ALAMETLER: Hz. Muhammed’in gönderilmesi, ilmin azalması, şarap- zinanın artması, ehliyetsiz kişilerin görev alması, dünya malının bollaşması.

BÜYÜK ALAMETLER: Tabiat üstü olaylardır.

  • DUMAN: Kafiri sarhoş eder, mü’minleri nezle
  • DECCAL: İstidrac gösterecek. İsa tarafından öldürülecek.
  • DABBETÜL ARZ: Yeryüzünden bir canlı çıkacak yanında Musanın asası olacak Hz. Süleymanın mührü olacak asayla müminlerin yüzünü aydınlatacak mühürlede kafirlerin burnunu kıracaktır.
  • GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI: Bu olaydan sonra iman fayda
  • YE’CÜC VE ME’CÜCÜN ÇIKÖASI:  Bunlaryeryüzünde  bozgunculuk
  • YER ÇÖKÜNTÜSÜ: Doğu ve batı arap yarımadasında yerçöküntüsü
  • İSA’NIN GÖKTEN İNMESİ: Deccali öldürecek. Adaletle hükmedecek.
  • ATEŞ ÇIKMASI: Hicaz tarafından ateş çıkacak hertarafı aydınlatacak.

SUR VE SUR’A ÜFÜRÜLÜŞ: Seslenmek, boru anlamındadır. Kıyametin kopuşunu belirtmek ve kıyamet koptuktan sonra bütün insanların mahşer yerinde toplanmak üzere dirilmeleri için İsrafil’in boruya üflemesidir. İsrafil boruya iki defa üfleyecektir. İlkinde her şey yerinden sarsılacak (nefha-i feza = korku üfürüşüdür) ve her şey yıkılıp ölecek ve kıyamet kopacak (nefha-i saik = ölüm üfürüşü). İkincisinde de insanlar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rabb’lerine koşacaklardır (nefha-i kıyam = kalkış üfürüşü).

 

BA’S (YENİDEN DİRİLME) VE AHİRET: Ba’s öldükten sonra dirilme anlamındadır. Ehl-i sünnete göre tekrar diriliş hem beden hem de ruh ile olacaktır. Kur’an ba’s için şu delilleri kullanır

  • Birşeyi yoktan varedenin onu ikinci defa varetmesi mümkündür.
  • Zorbirşeyi yaratan, kolay birşeyi elbette
  • Ölü nebatatı canlandıran Allah, insanı da
  • Birşeyi zıddına çeviren onu benzerine çevirebilir.

Acbüz-zeneb = ‘’ kuyruk sokumu kemiği ‘’ dışında insanın her şeyi çürür. Yeniden dirilme bu parçadan olacaktır.

HAŞR VE MAHŞER: Toplanmak, bir araya gelmek anlamındadır. Yüce Allah’ın hesap için tekrar dirilişten sonra biraraya toplamasıdır. İnsanların toplandığı yere ‘’mahşer’’ veya ‘’ arasat’’ denir.

AMEL DEFTERİNİN DAĞITILMASI: Toplandıktan sonra dağıtılır. Amel defteri cennetliklere sağdan, cehennemliklere soldan veya arkalarından verilecektir. (ashab-ı yemin ‘sağ’ / ashab-ı şimal ‘sol’)

HESAP VE SIRAT: İnsanlar amellerinden dolayı hesaba çekilecekler. Amellerine organları, yeryüzündeki mevcudatta şahitlik edecektir. Şu beş soru sorulacaktır.

  1. Ömrünü nerede tükettiği
  2. Gençliğini nasıl geçirdiği
  3. Malını nerede kazandığı
  4. Malını nereye harcadığı
  5. Bildiklerini uygulayıp uygulamadığı.

MİZAN: Terazi anlamındadır. Hesaptan sonra amellerin tartıldığı ilahi adalet ölçüsüdür. Ancak bu terazi dünyadaki ölçü aletlerine benzetilemez.

SIRAT : Cehennemin üzerine uzatılmış biryoldur. Sırattan ilk geçen peygamberimiz olacaktır. HAVUZ : Müminlerbundan içecektir. Havz-ı Kevserpeygamberimizin kıyametteki havuzudur.

ŞEFAAT : Bütün peygamberler Allahın izniyle şefaat edeceklerdir. Şefaat günahı olanların affedilmesi , derecesi az olanların yükseltilmesi yönünde olacaktır. Peygamberimizin şefaatına şefaatı uzma , makam-ı mahmud ( övülen makam ) denir.

ARAF : Dağ ve tepelerin yüksek kısmı anlamında kullanılır. Cehennemle cennet arsındaki yerin özel adıdır. Kendilerine herhangi bir tebliğ gelmemiş olanlar , müşriklerin çocuk iken ölenleri , iyi- kötü amelleri eşit olanlararafta kalacaktır. Bu kimselerbiraz arafta bekletilecek sonradan cennete alınacaktır.

CEHENNEM : Derin kuyu anlamındadır. Kafirlerin sürekli , müminlerinde günahları nisbetinde kalacakları yere denir. Cehennem Nar , Cahim( sonderece büyük ateş), Haviye ( düşünlerin çoğunun geri dönmediği uçurum ) , Sair ( çılgın ateş ) , Feza ( dumansız katkısız alev) sakar (ateş ) Hutame ( obur- kızgın ateş ) anlamındaki kelimelerle de ifade edilir. Cehennemde ruh ve beden azabı birlikte çekeceklerdir.

CENNET : Bahçe , bitki, sık ağaçlarla örtülü yer anlamına gelir. Çeşitli nimetlerle bezenmiş olan, müminlerin içinde ebedi olarak kalacakları ahiret yurduna denir. Cennetul me’va ( şehit ve müminlerin barınağı olan cennet ), Cennetül adn ( ikamet ve ebedilik yurdu ) Darul huld ( ebedilik yurdu ) , Firdevs ( her şeyi kapsayan cennet bahçesi ), Darus selam ( esenlik yurdu ) , Darul mukame (ebedi kalınacak yer ) Cennetun naim ( nimetlerle dolu cennet ), El makamul emin ( güvenli makam ) anlamındaki ifadelerle

 

cennet anlatılır. Cennettekilere hizmet için ölümsüz gençler( Vildan ) dolaşır.

ALLAHIN AHİRETTE GÖRÜLMESİ : Cennette müminler Allah’ı göreceklerdir. Kelam ilminde bu konuya Ru’yetullah denir.

KAZA VE KADERE İMAN : Sözlükte ölçü, miktar, bir şeyi belirli ölçüye göre yapmak ve belirlemek anlamındadır. Yüce Allahın, ezelden ebede kadar olacak bütün şeylerin zaman ve yerini, özellik ve niteliklerini , ezeli ilmiyle sınırlaması ve takdir etmesine kader denir. Kaza ise sözlükte emir, hüküm, yaratma anlamındadır. Ezelde irade ettiği ve takdir buyurduğu şeylerin zamanı gelince her birini yaratmasına kaza denir. Kaza ve kadere iman yüce Allahın ilim, irade, kudret, tekvin sıfatlarına inanmayla ilişkilidir. Her şey Allahın ilmi, dilemesi, takdiri ve yaratması ile olur. Her şeyin bir kaderi vardır. Bu kaderi belirleyende Hz. Allah’tır. Konuyla ilgili ayette ‘ onun katında her şey bir ölçü iledir. Deki : Allahın bizim için yazdığından başkası bize asla ulaşmaz. ‘ Ayrıca peygamberimiz kaderi konularda tartışmayı yasaklamıştır.

İNSANIN İRADELİ FİİLERİ VE FİİLERİN YARATILMASI: İrade sözlükte istemek, seçmek, yönelmek, tercih etmek, karar vermek anlamında kullanılır. Allahın iradesi ezeli, sonsuz ve sınırsızdır. Hz. Allahın mutlak bir iradesi vardır. İnsanın ise ezeli olmayan, sınırlı bir iradesi vardır. Eşariler Allahın iradesinin her şeyi kuşattığından yola çıkarak buna külli- genel irade demişlerdir. Maturidiler ise buna ezeli ve ilahi irade demişlerdir. Külli ve cüz’i irade terimlerini ise insanın  kendi  iradesi  için  kullanmışlardır. Maturidilere  göre külli irade Allah tarafından insana verilen tercih etmede kullanılan irade yeteneğidir. Cüz’i irade  ise  iki tercihten  birine  yönelmede  kullanılır derler.  Maturidiler cüz’i  iradeye  azm-ı  musammen  (  kesinleşmiş  karar

), ihtiyar ( seçim ) ve kasıt ( yönelme ) adını verirler.

İNSAN İRADESİ VE FİİLDEKİ ROLÜ: İnsan fiillerinde irade hür iyetine sahiptir. İnsanın fiileri  tercih etme hür iyeti vardır. Fakat fiili yaratan Allah’tır. Bu yaratma Allah için  zorunlu  değil  onun  sünnetullahının  , takdir ettiği nizamın, ölçünün gereğidir. Fiili tercih ve seçmek (kesb ) kuldan yaratmak ( halk ) Allah’tandır. Ayette ‘ şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İsterşükredici olsun , isternankör.

İNSANIN FİİLLERİNİN YARATILMASI: İnsanın fiilleri iztırari ( zorunlu ) ihtiyari (seçici) olmak üzere ikiye ayrılır. Nefes alma , kalp atışı….zorunlu fiilerdendir.

TEVEKKÜL: Güvenmek, dayanmak, işi başkasına bırakmak anlamına gelir. Tedbiri , şartları yerine getirip işin sonucunu Allaha bırakmaya denir. Kader ne ise o olur deyip tedbiri terk etmek islama aykırıdır. Kararını verdiğin zaman artık Allaha dayanıp güven çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever. Hz. Peygamberde devesini salarak Allaha tevekkül ettiğini söyleyen kimseye önce deveni bağla sonra Allaha tevekkül et demiştir.

HAYIR VE ŞER: Hayır ; Allahın emrettiği , sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlara denir. Şer ise Allahın sevmediği, hoşnut olmadığı, cezaya sebebiyet veren davranışlara denir. Hayrıda şeride Allah yaratır. Ancak Allahın şer e rızası yoktur. Kul şer i veya hayrı irade edince Allah’ta istenilen fiili yaratır. Ehli Sünnete göre Allahın şer i yaratması kötü çirkin değil kulun şer i dilemesi kötüdür. Allah eşyayı tanınsın diye zıtlarıyla yaratmıştır. İnsana şerden kaçınma yollarınıda göstermiştir. Ayrıca şergörecelidir.

RIZIK: Allahın kullarına yiyip içmek için, yararlanmak için verdiği her şeye rızık denir. Bu tanıma göre rızık helalde haramda olabilir. Yegane rızık veren Allah’tır. Kul rızkı arar Allah’ta yaratır ve verir. Haram olan şey onu kazanan kişi için rızık olur. Fakat Allahın buna rızası yoktur. Herkes kendi rızkını yer kimse kimsenin rızkına dokunamaz

ECEL:  İnsanın ve  diğer canlıların ölüm süresine  ecel denir.  Ölüm  vakti tek olup  oda  Allahın takdiriyle  olur.  ‘ Aranızda ölümü takdireden biziz. ‘ Ecel vaktinde takdim ve tehirolmaz. Bazı hadislerde güzel davranışın ömrü artıracağı söylenir. Bu ömrün hoş, güzel olacağı  anlamındadır.  Öldürülen  şahıs  eceliyle  ölmüştür. Katil onun ömrünü kısaltmamıştır.

FIKIH: Bir şeyi bilmek iyi tam anlamak iç yüzünü inceliklerini kavramak anlamındadır. İlk dönemlerde zihni çabayla elde edilen dini bilgilerin tamamına fıkıh denilirdi. Daha sonraki dönemlerde şer’i ameli hükümleri

 

inceleyen ilim dalına fıkıh denildi. Şer’i delillerden elde edilen hükümleri sistematik tarzda ele alan fıkıh dalına furu-u fıkıh denir. Delillerden hüküm elde etme metoduna ise usul-u fıkıh denir. Fıkıh yerine günümüzde İslam hukuku da kullanılır. Fıkıh hukuk kelimesinden daha da kapsamlıdır. Şahısların hukukuna ahvaı-i şahsiye denir

KAYNAK VE METOT: Kuran-ı Kerim ve Sünnet fıkhın ana kaynağıdır. Hıdayet-i Mürşide tabiri Kuran-I Kerim ve Sünnet için kullanılır. Bu iki kaynaktan nasıl hüküm çıkarılacağının usulu olması gerekir. Bu usul ilk defa Müslümanlartarafından Usul-u Fıkıh olarak kurulmuştur.

DELİLLER: Akli- Nakli, Kat’i- zanni olarak ikiye ayrılır. Şer’i ameli hükme ulaştıran vasıtaya delil denir. Nakli deliller sahibine aidiyeti açısından ( subuti yönden) bir anlamı ifade etmesi açısından  (  delalet  yönünden) kat’i ve zanni olarak ikiye ayrılır. Şer’i delillerden kitap, sünnet, icma, kıyas asli delillerdendir. İstahsan, istishhab, istislah(mesalih-i mursele), sed’i zerai ise fer’i (ta’li) delillerdendir. Asli delillere edile-i  erbea  da denir.

KİTAP: Dinin, hukuki-şer’i hükümlerin asli kaynağıdır. Fıkıh Usulünün amacı Kuranı ve Sünneti doğru yorumlayabilmektir. Kuranın doğrudan anlaşılan ve anlaşılamayan ayetleri vardır. Bu ayetlerin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi için fıkıh usulu kullanılır.

SÜNNET: Hz. Peygamberin söz, fiil ve takrirlerine denir. İslam dininin ikinci asli kaynağıdır. Hz. Peygamberin yolunu izleyerek yapılan fakat farz vacip olmayan fiillere sünnet denir. Alimlersünneti çeşitli gruplara ayırmışlardır.

İCMA: Ümmetin alimlerinin Hz. Peygamberin vefatından sonra şer’i bir meselenin hükminde fikir birliği etmelerine icma denir. Bu icma alimlerin görüşlerini tek tek açıklamasıyla sarih icma olacağı gibi  birinin görüş beyan edip diğerlerinin itiraz etmemesi  sonucu  da  sukuti  icma  oluşur.  Sukuti  icma tartışmalıdır.icma sayesinde İslam dinini simgeleyici  nitelikteki  temel  hükümler  korunur.  Bu  hükümler genlde naslara dayanır.icma ise işte bu hükümleri korur. İcma sayesinde içtihadi konularda fikir birliği sağlanmış olur. Muhalif müctehid olduğu müddetçe bağlayıcı icma oluşmaz.

KIYAS: Hükmü bulunmayan fıkhı meseleye aralarındaki illet birliğisebebiyle nassın hükmünü hükmü olmayan fıkhı meseleye vermeye denir. Kıyasın unsurları vardır . bunlara erkanul kıyasta denir. Kıyasın rükünleri asıl, fer, aslın hükmü ve illettir. Asıl ; hükmü nas tarafından belirlenmiş fıkhi olaya denir. Fer; hükmü nas tarfından belirlenmemiş fıkhi olaya denir. Aslın hükmü; asılhakkında sabir olan ve kıyas yoluyla fer’ede uygulanmak istenen hükümdür.

İLLET: Asia ait hükmün konmasına esas teşkil eden özelliktir. Kıyas yapılabilmesi için illetin istikrarlı , uygun, belirli olması gerekir. Hanefilerde dah çok kanuni kıyas yerine hukuki kıyas kullanılır.

İSTİHSAN: Müctehidin bir meselede özel bir delilden dolayı , o meselenin benzerlerine verdiği hükümden vaz geçip başka birçözümü benimsemesi, açık kıyası bırakıp gerekçe birliğinden dolayı kapalı kıyası tercih etmesine denir. İstihsan ikiye ayrılır. Genel hükümden vaz geçip istisna yoluyla yapılan istihsan ve kapalı kıyas istihsanıdır. Genel hükmü uygulamayıp istisna yoluyla yapılan istihsana en fazla Hanefi ve malikiler baş vurur. ‘ Hz. Peygamber şartlı alışverişi yasakladı.’ Hükmü geneldir. Hanefilere göre kişiye yarar sağlayacak akidler bu hükümden dolayı uygulanmaz. Hanefiler bu yasağın tartışmalara son vermek için olduğunu savunur. Tartışma yoksa şart koşularak akid yapılabilir derler. İstihsan sayesinde genel hükümden istisnai olarak vazgeçilir, toplum menfaatine uygun hüküm verilir.

İSTİSLAH ( Mesalihi Mürsele): Yararı sağlama, zararı önleme anlamında kullanılır. Yarar sağlama için celbul menfa veya celbul maslaha denir. Zararı önleme için deful mefsede veya derul mefsede denir. İstislah hukuk yararıyla kamu yararının birlikte gözetilmesine ve bu uyum içerisinde çözümler üretilmesine imkan sağlar. Bu metodu malikilerçok kullanır. Hanefileristislah yerine istihsanı kullanırlar.

ÖRF VE ADET: Örf toplumsal bir normdur. Hukuk ise sosyal hayatın normudur. Örf Kuran ve Sünnete göre değer kazanır veya değer kaybeder. İslam hukuk usulu kaynaklarında hüküm çıkarma yollarından biri

 

olarak kabul edilmez. İstihsan ve istislah aracılığıyla dolaylı olarak kullanılır. Örfün delil olarak kullanılabilmesi için yaygın, sürekli ve uygulanabilir olması gerekir. İslam hukukunun temel ilkelerine aykırı olmaması gerekir. Bu şartları taşıyan örfe sahih örf, taşımayan örfe fasid örf denir.

İSTİSHAB: Daha önce varlığı bilinen bir durumun aksine delil bulunmadıkça varlığını koruduğuna hükmetmeye denir. Şek ile yakın zail olmaz. Tereddüt ile kesinlik ifade eden hüküm kaldırılmaz. İstishab üç türlüdür. İbaha-i Asliyye istishabı. Eşyada asıl olan mübahlıktır. Eşya hakkında naslarda hüküm yoksa kıyas, istislaha gerek yok veya yapılamıyorsa eşyada asıl olan mübahlıktırdenilirve eşya kullanılır. Beraati zimmiye istishabı ; delil bulunmadıkça kişinin borçsuz ve suçsuz sayılmasına demir. Vasıf istishabı; şeran varlığı kabul edilen hükmün sebebinin ortadan kalktığı ispatlanmadıkça hükmün varlığının devam etmesi esastir.

SAHABE SÖZÜ: Rey ve ictihad ile bilinemyecek konularda sahabenin sözüyle amel edilir. Bilinebilen konularda ise sahabenin sözü bağlayıcı değildir.

İSLAM ÖNCESİ ŞERİATLER: Şer’ü men gablenada denir. Kuran ve Sünnette yeralmayan Müslümanlariçin bağlayıcı değildir. Neshedildiğine dair delil varsa bağlayıcı değildir. ( Yahudilikte haram kılınan cumartesi günü avlanma yasağı ) Hükmün devam ettiğine dair naslarda delil varsa bağlayıcıdır.( oruç ) . Kuran ve Sünnette red veya onayına dairdelil yoksa bağlayıcı olacağını Hanefiler ve birulema savunur.

SED-İ ZERAİ : Kötülüğe giden yolların kapatılması anlamına gelir. Maliki ve Hanbeliler çok kullanır. Yarara giden  yolların  açılmasına  da   feth-i  zerai  denir.   Buda   üçe  ayrılır.   Kötülüğe   götürmesi  şüpheli  davranış. ( Bunda yasak yoktur. Üzümün satılması gibi ) kötülüğe götürmesi kesin olan filer. ( bu tür filer yasaklanmıştır.  Şarapçıya  üzüm  satma.  )  Kötülüğe  götürmesi kesin olmayan  ama  ihtimali  olan davranış ( Hanefi ve şafilerbu türfiileri yasaklamıştır.)

REY VE İCTİHAD: Kuran ve Sünneti belli metotlara uyarak yorumlamaya denir. Rey; hakkında hüküm bulunmayan fıkhi bir konuda müctehidin belli metotlarla  ulaştığı şahsi görüşe  denir.ictihad  ise  şer’i  ameli bir meselenin hükmünü ilgili delillerden çıkartmak için çaba sarfetmeye denir. İctihad  hem  dini  bir vecibe hem de ameli bir zarurettit. İctihadın çok olduğu zamanlarda toplum gelişmiştir. Azaldığı zamanlarda ise toplum donuklaşmıştır. Hicri IV. Yüzyıldan sonra ictihad azaldı. Taklitçilik başladı. Bunda siyasi baskı ve çekişmeler, hazır fetvaların çoğalması, kümeleşmeler, mezhebin din gibi algılanması etkili oldu. Böyle bir durumun oluşma nedeni toplumsal istikrarı sağlama, hukuki birliği sağlama çabaları etkili oldu. Bu anlayış kişiyi mezhebin teorik tutarlılığıyla yetinmeye mecburi kılmıştır. Hukukun toplumsal ihtiyaçlara göre şekillenmesini engellemiştir. Günümüzde ictihadın önemi yeniden hissedildi. Din – insan- toplum  ilişkisini doğru bir şekilde oluşturabilmek için ictihada gerek vardır. Modern toplumun fıkıh ile  yeniden  dizaynı  ictihadla olur.

MÜKELLEFİYET VE HÜKMÜ: Mükellefiyet kişinin dine muhatap olmasına denir. Mükellef; dini hükümlerle yükümlü tutulan akıllı, baliğ, sorumluluğu olan ergin insana denir. Mükellefiyetin temel şartı ehliyet yani kişinin dini-hukuki sorumluluk taşımaya elverişli olmasına denir.

EHLİYET: Hukiki hükme kişinin muhatap olmaya elverişli olmasına denir.sadece insan ehliyet ve sorumluluk taşır. Buna ehliyetül hitapta denir. Ehliyetle kişi dini ödevlerden sorumlu tutulur. Hak ve borçlarının sabir olması, hukuki işlen ve davranışları geçerli olur. Ehliyet vucup ve eda ehliyeti olarak ikiye ayrılır. İnsan hayatı da cenin, çocukluk, temyiz, buluğ, rüşd dönemlerinden oluşur. Vucup ehliyeti kişinin haklara sahip olabilme ve borç altına girebilmesine denir. Vucup ehliyetine hak ve sorumluluk ehliyetide denir. Vucup ehliyetinin temeli hukuki kişilipe bağlıdır. Yaş, akıl, temyiz, bulığ ile alakası yoktur. Yaşayan her insan vucup ehliyetine sahiptir. Ceninin sağ olduğu kesinse eksik vucup ehliyetine sahiptir. Eda ehliyeti ise kişinin dinen hukuken geçerli olacak şekilde davranmaya, hukuki işlem yapmaya elverişli olmasına denir. Eda ehliyetinin temelini akıl ve temyiz oluşturur. Vucup ehliyetinin temelini hayatta var olma oluşturur. Akıl tam ise kişinin tam eda ehliyeti vardır. Akıl noksan ise eksik eda ehliyeti vardır. Temyiz kişinin iyiyi kötüden ayırabilmesine denir. Temyiz eda ehliyetinin başlangıcıdır. Cenin ; anne karnındaki çocuğa denir. Temyiz yaşına gelmemiş çocuğun, akıl hastasının eda ehliyeti yoktur. Haklarını

 

kanunı temsilcisiyle kullanırlar. Bunların dini hukuki sorumlulukları yoktur. Alışverişleri geçersizdir. Buluğa ermeyen ama temyiz yaşındaki çocuğun eksik eda ehliyeti vardır. Temyiz yaşı yediden sonra başlar. Yediden buluğ yaşına kadarki dönemde kişinin dini dorumluluğu yoktur. Mu’tezile ise yediden sonra Allahı bilmesi , ona inanması vaciptir der. Ahmet bin Hanbel ise on yaşından sonra namaz kılması ve oruç tutması gerekir der. Yedi yaşından sonra yapılan iman ve ibadet sahihtir. Ancak buluğ çağından önce hac yapılırsa farz borcu düşmez. Çocuğun yapmış olduğu işlemler zararına ise geçersizdir. Yapılan işlemden hem zararı hem yararı varsa temsilcisinin onayına bakılır.sedece zararı varsa bunu kanuni temsilcisi onylasa dahi geçersizdir. Buluğ çağı yetişkinlik çağının başlangıcıdır.buluğ erkekte ihitilam kızda adet olma ile başlar. Hukmen buluğ ise erkekte Hanefi mezhebine göre 18 kız 17 dir. Diğer mezhepler erkek ve kız için 15 yaşını ifade ederler. Buluğ ile birlikte tam eda ehliyeti oluşmuş olur. Kişi haklarını kullanır. Hukuki, sözlü, yazılı işlemleri tek başına yapmaya , dini ve ictimai mükellefiyetlere muhatap olmaya ve cezai sorumluluk taşımaya başlar. Tam eda ehliyetine teklif ehliyetide denir. Rüşd; kişinin mali konularda tedbirli, basiretli davranmasına denir. Bu da buluğ ile başlar. Uyku, unutma, bayılma gibi arızı durumlarda da bu ehliyet yoktur. Ehliyeti kısmen azaltan veya yok eden durumlar vardır. Zaten eda ehliyetine teklif ehliyeti denilmesinin nedeni de budur.

HÜKÜM: İslam dininin insanın dünya ahiret mutluluğunu sağlamak üzere getirdiği kuralların bütününe şer’i hükümler denir. Ahlaki, itikadi, ameli olarakta üçe ayrılır. Ameli hükümlere ahkam-ı feriyyede denir. İbadetlerle ilgili dini hükümler değişmediğinden bunlara taabbudi hükümlerde denir. Ameli hükümler ibadetler ve muamelat olarak ikiye ayrılır. İbadetlere teabbudi hükümler denir. Bunlar iman esaslarından sonra dinin ikinci derece önemli olan unsurunu oluşturur. Muamelat ise ferdin toplumla bireyle olan ilişkisini düzenler. Muamelat Kuran-ı Kerimin ve Sünnetin hükümlerine ters düşmemek kaydıyla zamana, mekana ve örfe göre değişiklik gösterebilir. Fıkıh usulünde hükümlervaz’i ve teklifi olarak ikiye ayrılır.

VAZ’İ HÜKÜMLER: İki durum arasında şari’in koyduğu bağa denir. Sebep, şart ve mani olarak üçe ayrılır.

SEBEP: Şari’in varlığını hükmün varlığı, yokluğunuda hükmün yokluğu için alamet kıldığı duruma denir. Sebep varsa hükümde vardır. Sebep yoksa hükümde yoktur. Vaktin girmesi namazın sebebidir.

RUKÜN: Hükmün yapısından bir parça teşkil eden unsura denir. Rukün ve sıhhat şartları o ibadetin farzlarını oluşturur. Bunlardan birisinin eksik olması o ibadeti batıl veya fasid kılar.

ŞART: Bir hukiki sonucun varlığı kendi varlığına bağlı olan ancak kendisinin varlığı onun varlığını zorunlu kılmayan ondan bir parça teşkil etmeyen fiil veya vasfa şart denir. Namaz için abdestli olmak şarttır. Namazda kıraat ise rükündür. Şari birşartı hükmümn geçerli olası için şart koşmuşsa buna şer’i şart denir. Zekat için nisap şartının koşulması gibi. İnsanların kendi hukiki işlemleri için ileri sürdükleri şarta ise  ca’li şart denir. Akidlerde ileri sürülen şartlar gibi.

MANİ: Varlığı sebebe hüküm bağlanmamasını veya sebebin gerçekleşmemesi sonucunu doğuran duruma denir. Hayız halinin namaza enfel olması gibi. Butlan rükün veya kurucu unsurlardan birinin olmaması durumunda oluşur. Fasid ise rüknün olması fakat şartların olmaması durumunda oluşur. Rükün ve şartlar tam ise ibadet sahih olur. Sıhhat bir fiilin gerekli rükün ve şartları taşımasına denir. Batılda hükiki işlemin hiç kurulmamış olması yok olmuş olmasına denir. Fasid ise bir hukuki işlemin var olup ancak şartlarının eksik yapılmasıyla olur. İbadette fasid ve batıl ayrımı sadece Hanefilerde vardır. Muamelatta ise fasid ve batıl ayrımı yoktur. Abdestsiz veya veya secdesiz yapılan namaz için fasid veya batıl kavramları kullanılır. Bir ibadeti bozan veya bir hukuki işlemi sakatlayan fiil veya eksikliğe müfsid denir. Başlanmış ibadeti bozmaya müfsid denir.

TEKLİFİ HÜKÜMLERİN ÇEŞİTLERİ ( MÜKELLEFİN FİİLERİ ): Şari’in mükelleften bir fiili yapmasını veya yapmamasını istemesi veya fiili yapıp yapmamada serbest bırakmasına denir. Teklifi hükümlericab, nebd, tahrim, kerahet, ibaha olarak beşe ayrılır. Azimet ve ruhsat olarakta ayrım yapılabilir. Bu fiillere efal-i mükellefin denir. Şer’i hükmü Hanefiler hitabın neticesi olarak , diğer mezhepler ise Allahın mükelleflerin fiiline ilişkin hitabı olarak algılar. Cumhur tahrime, icaba şer’i hüküm derken Hanefiler farza vacibe şer’i hüküm derler. Hanefiler efal-i mükellefine farz ve tenzihen- tahrimen bölümlerini de katarak efal-i

 

mükellefini beşten yediye çokartmışlardır.

VACİB: Hanefiler dışındakilere göre kesin bir delille ve kesin bir sürette yapılması istenen dini yükümlülüğü ifade eder. Hanefilerise bunu farz ve vacib olarak ikiye ayırır.

FARZ: Bir işi kesinleştirmek, takdir etmek, pay ve parçalara ayırmak, belirlenmiş şey anlamına gelir. Allah ve Resulünün mükelleften kesin olarak istediği fiile denir. Hanefiler delilin kat’i veya zanni oluşuna göre ayrım yaparlar. Delil kat’i ise farz zanni ise vacib derler. Namazda Fatiha süresini okuma zanni delille sabit olduğundan vacib sayarlar. Farzı inkar eden kafir sayılır, gereksiz yere farzı terk eden fasık olur. Vacibin inkarı ise küfrü gerektirmez. Ancak terki farz gibi cezayı gerektirir. İbadette farzın terki ameli batık yapar, vacibin terki ameli batıl yapmaz. Farz; farzı ayn ve farzı kifaye olarak ikiye ayrılır. Farzı ayn şariin her mükelleften ayrı aurı istediği mükellefiyete denir. Farzı kifaye ise mükelleflerin tek tek değilde topluca sorumlu oldukları filer için kullanılır. Ancak farzı kifayeyi yapan kimse olmazsa bu farzı ayna dönüşür.

VACİB: Sabit, lazım, varve gerekli olan şey anlamındadır. Cumhura göre farz ve vacib aynıdır. Hanefilerise kat’i delille sabit olan hükme farz, zanni delille sabit olan hükme ise vacib derler. Hanefilerin vacib anlayışına meali farzda denir.vacibin inkarı küfrü gerektirmez. Sapıklıkla itham sebebi olur.vacibi kasten terk tahrimen mekruhtur. Namazın iadesini gerektirir.

MENDUB: Teşvik edilen, yapılması kesin olmayan bir tarzda istenen farz-vacib olmayan davranışların genel adıdır. Hanefilerde derecesine bu sünnet, müstehab, adab olarak sıralanır. Diğer mezhepler ise mendubu birbağlayıcılık olmadan yapılması istenen şey olarak tanımlar.

SÜNNET: Hz. Peygamberin söz, fiil, onaylarına denir. Kuran-ı Kerimden sonra islamın ikinci asli kaynağıdır. Hanefilerin dışındaki diğer mezhepler farz, vacib dışındaki diğerfiiler için mendub tabirini kullanırlar. Kuran ve Sünnettten kesin ve bağlayıcı olmaksızın tavsiye edilen fiillere mendub derler. Verilen borcun yazılması … gibi. Sünnetin terkiyle ceza oluşmaz. Sünnet üçe ayrılır. Sünneti müekkede, sünneti ğayri müekkede ve zevaid sünnettir. Sünneti müekkedeyi terk eden dinen azarlanır. Ezan okuma ve cemaatle namaz kılma gibi sünnetlerin terk edilmesi ise caiz görülmez. Sünneti ğayri müekkedeyi ret eden ise dinen azarlanmaz. Bu iki sünnete sünneti Hüda da denilir. Hz. Peygamberin beşeri davranışlarına ise zevaid sünnet denir. Zevaid sünnetin bağlayıcılığı yoktur. Ancak bunu yapan sevap kazanır. Saçını boyaması, kına kullanması…gibi.

MÜSTEHAB: Sevimli olan, tercih edilen, güzel bulunan işe denir. Hz. Peygamberin bazen yaptığı, tavsiye edilen davranışlarına denir. Terki dinen kınamayı gerektirmez. Çoğu kez mendub, adab, tatvvu ile eş anlamlı olarak kullanılır. Yapılma derecesi isteğine göre bakıldığında müstehab en alttadır. Müstehab farz, vacibi süsler ve korur. Müstehab ve sünnetin devamlı terki vacib ve farzlarda tembelliğe sebep olacağından doğru bulunmamıştır.

MUBAH: Açığa çıkan, serbest bırakılan şey demektir. Şari’in mükellefi yapıp yapmamakta serbest bıraktığı fiillere denir. Şari mubahlığı bildirdiyse buna şer’i mubah denir. Bildirmediyse buna akli mubah denir. Akli mubah beraat-i asliye, istishabul asıl ile açıklanabilir. Eşyada asıl olan mübahlıktır. Ancak ibadet alnında akli mübahlık geçerli değildir. Mübahta sevap veya günah yoktur. Fiilde ölçü kaçırılırsa fiildeki mübahlık hükmü kalkar. Açlık grevi, çok yeme gibi. Evlilikte ilişkiden kesilme haram sayılmıştır.

CAİZ: Geçip gitmek, mümkün, geçerli olan şey anlamındadır. Dinen veya hukuken yapılmasına müsade edilen fiillere denir. Bunu belirtmek üzere cevaz kelimesi de kullanılır. Sahih kelimesi dünyevi işler için, caiz kelimesi ise uhrevi iler için kullanılır. İlk devir fıkıhçılar ise caiz veya caiz değil tabirini kendi vermiş oldukları fetvaları fetvaları için kullanmışlardır. Helal – haram kavramlarını ise nakli delillerle sabit olan hükümleriçin kullanmışlardır.

HELAL: Haramın karşıtıdır. Bir fiilin mübah, caiz, serbest olması ve yasağın kalkması gibi anlamlara gelir. Şeran izin verilmiş hakkında şer’i bir yasaklama ve kısıtlama  olmayan  fiili  ve  dini-hukuki  hükmünü  ifade eder. Birşeyin yasaklanmamış ve kınanmamış olduğunu bildirir.

 

MEKRUH: Sevilmeyip kerih, nahoş gösterilen şey demektir. Şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan tarzda istediği fiil ve davranışlardır. Şari mekruh olduğunu bizzat kendisi belirtir. Mekruhu işleyene ceza verilmez, bazen kınanır. Allah için mekruhu terk eden sevap kazanır. Hanefiye göre mekruh ikiye ayrılır.

TAHRİMEN MEKRUH: Şari fiilin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı tarzda ister. Ancak bu talep haber-i vahidle yani zanni delille sabit olmuştur. Diğer mezheplere göre tahrimen mekruh haram kapsamındadır. İmam Muhammed de haram kapsamında saymıştır. Ancak onu inkareden kafirolmaz der.

TENZİHEN MEKRUH: Şariin yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir tarzda istediği fiilere denir. Cumhurun mekruh tanımı budur. Helale yayın olup mendubun zıttıdır. Soğan sarımsak yiyerek camiye gelme…gibi. Tenzihen mekruh ceza ve kınamayı gerektirmez. Mekruhlar haramı engeller.

HARAM: Yasak, memnu anlamındadır. Helalin zıttıdır. Şariin yapılmasını kesin ve bağlayıcı bir tarzda yasakladığı fiilere denir. Yasaklama işine tahrim, hazr da denir. Yasaklanan şeye haram, muhar em, mahzur denir. Hüküm veya vasfa da hürmet denir. Hanefilerde bir fiilin haram olması için subutu ve delaleti kat’i olması gerekir. Subutu veya delaleti zanni ise buna tahrimen mekruh derler. Cumhurise itikadi konularhariç ameli konularda ahad haberi haram için yeterli görmüşlerdir.

HARAM FİİLERİN ÇEŞİTLERİ:

HARAM Lİ AYNİHİ: Şariin, bizzat fiildeki kötülük nedeniyle baştan itibaren haramlığa hükmetmesine denir. Zina, hırsızlık gibi.

HARAM Lİ ĞAYRİHİ: Fiilin kendisi meşru ve serbesttir. Haram kılınmasını gerekli kılan geçici durumla ilgili olan fiile denir. Bayram günü oruçlu olma gibi.

HARAM HÜKMÜNÜ BERİRLEME YETKİSİ: Bu yetki sadece Hz. Allaha aittir. İslam alimleri hakkında kesin nas bulunmayan konularda haram demekten kaçınmışlardır. Bunları  ifade  ederken haram  yerine  mekruh  , hoş değil, sakıncalı, caiz değil tabirlerini kullanmışlardır.

HARAMDAN KAÇINMANIN ÖNEMİ: Sınırları aşan kendine yazık eder. İlahi emir ve yasaklara uymanın dünya ve ahrette bir çok yararı vardır. Ayrıca yasaklar helal olanı daraltma amaçlı değil uyugulandığında bireye ve topluma zarar veren fiilleri engelleme amaçlıdır. Çirkin ve kötü olan yasaklanmış iyi, temiz olan ise helal kılınmıştır. Eşyada asıl olan helal ve serbest oluşudur. Bilgisizlik haramı işlemede mazeret değildir. Haram şüphesi olan fiillerden de kaçınmak gerekir.

AZİMET VE RUHSAT: Azimet birşeye kesin olarak yönelmek niyetlenmek anlamındadır. Meşakkat, zaruret, ve ihtiyaç gibi arızı bir sebebe bağlı olmaksızın ilkten konmuş olan ve normal durumlarda her bir mükellefe ayrı ayrı hitap eden asli hükme denir. Azimet bütün teklifi hükümleri içine alır. Azimetin karşıtı ise ruhsattır. Sözlükte kolaylık devamlı olan anlamındadır. Meşakkat, zaruret, ihtiyaç gibi arızı bir sebebe bağlı olarak azimet hükmünü terk etme imkanı veren ve yalnız söz konusu arizi durumla sınırlı olan hafifletilmiş ve geçici hükmü ifade eden terimdir. Mükelleflerin oruç tutması azimettir. Hastanın orucunu sonraya bırakabilmesi ise ruhsattır. Ruhsat dört gruba ayrılır.

HARAMI İŞLEME RUHSATI: Zaruret veya zaruret derecesine varan ihtiyaç hallerinde  haram  fiil  mubah hatta vacip hale gelir. Mükellef bazı durumlarda ise serbesttir. Kişi aç olmasına rağmen domuz etini yemediğinden ölürse günahkarolur. Zorla küfrü söylemesi istenipte oda söylemeyip öldürülürse şehid olur. Ölmemek için küfrü söylerse ruhsatı kullanmış olur.

VACİBİ TERK ETME RUHSARI: Farz veya vacibin ifasında ek bir meşakkat doğarsa vacibi terk etme ruhsatı verilir. Hanefiler seferilikteki farzın ikiye düşmsini azimet olarak anlarlar. Seferilikte oruç tutmanın ise terkinden daha faziletli olduğunu söylerler.

GENEL KURALA AYKIRI AKİDLERİ YAPMA RUHSATI: İhtiyaçtan dolayı mübah kılınmıştır. İleride teslim

 

edilecek bir malın peşin parayla alınmasına selem akdi denir. Bu uygulama normalde caiz değildir. Ancak ihtiyaçtan dolayı caiz kılınmıştır.

ÖNCEKİ SEMAVİ DİNLERDEKİ AĞIR HÜKÜMLERİN KALDIRILMASI: Ganimetler önceki semavi dinlerde haram kılınmıştı İslam ile birlikte helal kılınmıştır.

İLMİHAL: Durum bilgisi demektir. Müslümanlığın ön şartı olan temel bilgilere ilmihal denir. Toplumun dini bilgi ihtiyacını gidermek için ilmihal eserleri yazılmıştır. Fetva verme yani ifta dini hükümlerin toplumsal hayata uyarlanmasıdır. Fetva kitapları da ilmihalin ilk örnekleridir.

TEMİZLİK: Manevi temizlik için maddi temizliğin olması gerekir. Temizlik maddi, manevi, hükmi olarak üçe ayrılır. Beden, elbise, mekan temizliğine maddi temizlik denir. Abdest ve gusul ile yapılan temizliğe hükmi temizlik denir. Uzuvları gıybet, yalan, haram…dan uzak tutmayada manevi temizlik denir. Maddi temizliğe necasetten taharette denir. İslam temizliğe önem vermiştir. Kuran-ı Kerimde peygamberimize hitaben ‘Elbiseni temiz tut ‘ buyurulmuştur. Allah resulü ‘ Temizlik imanın yarısıdır.’ diye buyurur. Namazın anahtarı temizliktir. Birkimse namaza başlamadan önce maddi manevi hükmi temizliğini yapmalıdır.

SULARIN HÜKMÜ: Su insana, doğaya hayat verir. Asli temizlik aracı olarakta kullanılır. Hanefiye göre sular mutlak ve mukayyed olarak ikiye ayrılır. Mukayyed su  abdest  ve  gusul  için  kullanılamaz.  Akıcılığı  ve inceliği yok olmuştur. Gül suyu, meyve suyu gibi.

MUTLAK SU: Rengi, kokusu, tadı değişmemiştir. İnceliği ve akıcılığı değişmiştir. Yağmur suyu, kar, deniz, ırmak, kaynak ve kuyu suyu örnek olarak verilebilir. Mutlak sular temiz ve temizleyici olmama yönüyle beşe ayrılır.

  1. Rengi, kokusu, tadı, inceliği, akıcılığı bozulmamış olan sulardır. Bunlartemiz ve
  2. Temiz ve temizleyici olup kullanılması mekruh olan Tavuk, kedi, doğan, evcil hayvanların su içtiği, ağzını soktuğu suların kullanılması mekruhtur. Su yoksa kullanılabilir.
  3. Ma-i müstağmel sulardır. Temiz ve temizleyici değildir. Kovadaki suya sıcak mı soğuk mu diye bakmak bu suyu ma-i müstağmel
  4. Temiz ve temizleyici olmayan İçine pislik düşen sular, köpek ve vahşi hayvanların su içtiği sular bu gruba girer.
  5. Şüpheli Eşek ve katırın artığı şüphelidir. Su yoksa abdest alınır. Ayrıca teyemmüm yapılır.

MUKAYYED SULAR: İncelik, akıcılık gibi özelliği olmayan sulara denir. Gül suyu, maden suyu gibi. Su  yoksa sadece maddi temizlik için kullanılır. Hükmi temizlikte kullanılamaz.

MADDİ VE HÜKMÜ KİRLİLİK: Maddi temizliğe necasetten taharet, hükmi temizliğede hadesten taharet denir. Boğazlanmadan ve üzerine  Allahın  adının  anılmadığı  ölen  hayvan  etleri,  kusmuğu,  domuz  eti, sarhoş edici içkiler, insan idrarı, dışkısı, kusmuğu necis olarak kabul edilir. Hanefilere göre tavuk, kaz gibi kümes hayvanlarının dışkısı ağır necasettir. Sığır, koyun gibi büyük baş hayvanların dışkısı  ise  hafif necasettir. Ağır necasette haramlık sınırı katıda 3,5 gr sıvıda el ayası kadar olan bölümdür. Hafifte ise haramlık elbisenin 4/ 1’ ini aştıysa olur.

HADESTEN TAHARET: Cünüplük, hayız, nifas hallerine büyük hades denir. Namaz abdestini almaya ise küçük hades denir. İstibra küçük abdest temizliğine denir. İstinca ise büyük abdest temizliğine denir. Temizlik sol elle yapılır. Su israfı yapılmaz. Büyük abdest temizliğinde tuvalet kağıdı da kullanılmalıdır. Tuvalete girerken çoraplar çıkarılır, paçalarsıvanır.

ABDEST ALMA: Ab; Farsçada su anlamındadır. Dest ise el anlamındadır. Abdest kelime anlamı olarak el suyu anlamına gelir. Abdestin alınışı Kuran-ı Kerimde Maide suresi 5. Ayetinde anlatılır. Abdest yüce Allahın huzuruna çıkarken maddi ve manevi birhazırlık aşamasıdır.

 

ABDESTİN GEREKLİLİĞİ: Namaz kılmak için, Kabeyi tavaf edebilmek için, tilavet secdesi için, Kurana dokunabilmek için abdestli olmak farzdır. Yatmadan önce, ezan okuma, her vakit için ayrı ayrı abdest alma ise menduptur. Abdestsiz Kuran okunabilirfakat el sürülmez.

ABDESTİN FARZLARI: Elleri ve yüzü yıkamak, kolları dirseklerle birlikte yıkamak, başın 4/ 1’inin mesh etmek, ayakları topuklarla birlikte yıkamak abdestin farzlarıdır. Niyet etmek şafi mezhebinde farzdır. Tertip yani sıraya riayet etmek Şafi ve Hanbeli mezhebinde farzdır. Muvalat yani abdest alırken ara vermemek Hanbeli ve maliki mezhebinde farzdır. Zaruret durumunda sargı varsa su sürülmez. Boyacılar içinde aynı durum geçerlidir.

ABDESTİN SÜNNETLERİ: Niyet etmek, besmele çekmek, elleri üç defa yıkama, ağız ve burun temizliği, misvak, dişleri fırçalama, sakala suyu ulaştırma, elleri hilalleme, başın tamamını mesh etme, boynu mesh etmek, sıraya uyma, sağ uzuvdan başlama , uzuvları üçerdefa yıkama, ara vermeme abdestin sünnetleridir.

ABDESTİN ADABI: Kıbleye dönme, suyu elbiseye sıçratmama , dua okumak, suyu ölçülü kullanmak, abdestin sonunda kelime-i şehadet getirmek, sabun kullanmak, ağız temizliğine dikkat etmek abdestin adabındandır.

ABDESTİ BOZAN HALLER: İdrardan sıvı, meni, vedi, mezi, kanın gelmesi, vucuttan çıkan kan ve irinin dağılması, ağız dolusu kusma, bayılma, delirme, sarhoş olma, uyuma ( oturarak uyuma bozmaz ), namazda sesli olarak gülme, cinsi münasebet, fahiş aşırı dokunma ( Cinsel organa dokunma diğer mezheplerde abdesti bozar .), mazeret halinin sona ermesi, diş eti kanaması abdesti bozar. ( sivsi sineğin emdiği kan, elma ve ayva yedikten sonraki diş eti kanaması abdesti bozmaz.)

ÖZÜRLÜNÜN ABDESTİ: Süreklilik arz eden bedeni rahatsızlıklara özür, böyle kimselere de özürlü denir. Burun kanaması, idrarı tutamama, devamlı kusma, yaranın devamlı kanaması, istihaze gibi durumlar özür haline örnektir. Özürlü kimse her namaz vakti için ayrı ayrı  abdest  alır.  Namaz  vaktinin  çıkmasıyla özürlünün bdesti bozulmuş olur. Kadınlarda da eğer adet hali on günü  aşarsa  kadın  özürlü  sayılır. Namazını kılar, orucunu tutar. On ginden sonra gelen kana istihaze kanı denir.

MESH: İslam dini kolaylık dinidir. Mesh ; bir şey üzerinde eli gezdirmek , o şeyi silmek anlamına gelir. Namaz abdestinde baş, boyun ve kulaklar mesh edilir. Buna asli mesh denir. Sargı üzerine yapılan meshe ise bedel mesh denir.

MEST ÜZERİNE MESH: Ayaklara mest giyildiğinde abdest için bunun çıkarılması ve ayağın yıkanması istenmeyip mestin üzerine meshin yapılması caiz görülür.

MEST’TE ARANAN ŞARTLAR: Mest ayakları topuklarla birlikte örtmelidir. İçine su gitmemelidir, yere konduğunda ayakta duracak şekilde sağlam olmalıdır. Hanefilere kalın çorap, boğazlı terliklerde mest olarak kullanılabilir. Mestin üzeri elin üç parmağıyla bir defa mesh edilir. Bunun yapılabilmesi için mestin abdestli iken giyilmesi, mestin ayağı kaplaması (Ayaklarda yıkanması gereken bütün yerleri kaplaması gerekir. ) , dayanıklı olması ( Altı hiç delinmeden altı km yürünebilmesi gerekir. ), mestte yırtığın olmaması, içine suyun girmemesi gerekir. Abdesti bozan durumlar mest üzerine meshi de bozar. Mestin ayaktan çıkması, mest içine suyun girmesi, mesh süresinin sona ermesi mest üzerine meshi bozar. Mükim olan kişide meshin süresi 24 saattir. Seferide ise 72 saattir. Bu süre meshin giyilmesiyle değil ilk abdest bozmayla birlikte başlar.

SARGI ÜZERİNE MESH: Yarada, su gitmemesi gereken yerlerde mesh yapılır. Bazen mesh’te yapılmaz. Bir defa mesh yeterlidir. Sargının abdestsiz, cünüp yapılması meshe zarar vermez. Özür hali devam ettikçe meshte devam eder. Sargının çıkarılmasıyla mesh’te bozulmuş olur  yeniden  abdest  alması  iyi  olur. Dolguya, yaraya ve boyanın üzerine mesh yapılabilir. Krem varsa sargı üzerine mesh gibi yapılabilir.

GUSUL: Sözlükte birşeyi su ile yıkamayı, fıkıhta ise vucudun temiz su ile yıkanmasına denir.

GUSLU GEREKTİREN DURUMLAR: Cünüplük, hayız, nifas guslü gerektirir. Bu durumda olan kişi namaz

 

kılamaz, tilavet secdesi yapamaz, Kurana dokunamaz, Kuran okuyamaz, camiye giremez, cinsel ilişkide bulunamaz. Kişinin cünüp olduktan sonra ikinci birvakit girene kadarcünüplükten kurtulması farzdır.

CÜNÜPLÜK: Cinsi münasebet veya şehvetle meninin gelmesi sonucu kişi cünüp olur. Meni gelsin veya gelmesin cinsi münasebet sonucu kadında erkekte cünüp sayılır. Ölçüsü erkeklik organının sünnetlik kısmının girmesidir. Şafiler hariç fakihlerin çoğu meninin şehvetle gelmesini şart koşarlar. Ağır kaldırma, düşme, üşüme, hastalıktan dolayı meninin gelmesi kişiyi cünüp yapmaz. Uyandığında ihtilam olduğunu hatırlamadığı halde elbisede meni varsa kişinin gusletmesi gerekir. Ama kişi rüya gördüğü halde meni yoksa cünüp sayılmaz. Cünüp olan kimse dua niyetiyle Fatihayı, Ayetel Kürsiyi , ihlas suresini okuyabilir. Cünüp olan bir an önce temizlenmelidir. İkinci bir namaz vaktinin sonuna kadar uzatabilir. Hz. Aişe Allah resulünün gece cünüp olup sabahleyin gusul abdesti aldığını rivayet etmiştir. Vakti yoksa da avret mahalini yıkamalıdır. Cünüp olan kimseyle tokalaşılabilir, konuşulabilir.

HAYIZ VE NİFAS: Bu iki durum kadınlara has olan hallerdendir. Hayız ay haline denir. Nifas ise doğumdan sonraki lohusalık halidir. Ay halinin bitmesiyle kadın cünüp sayılır. Ay hali on günü aşarsa kadın onuncu günü gusul abdestini alır ve normal ibadetlerinin hepsini yapar. Kadın ay halindeyken cinsel ilişkiye giremez haramdır.

GUSLÜN FARZLARI: Bütün vücudu ıslatmaktır. Ancak Hanefi ve Hanbelilerde ağız ve  burunun  içide vücudun dışından sayılır. Niyet hanefide  sünnet  diğer mezheplerde  farzdır. Maliki  de  vücudu  ovalamak (delk ) ve muvalatta( ara vermeme) farzdır. Gusül abdesti mutlak su denilen nehir, kaynak,kuyu,  deniz, yağmur suları ile yapılabilir. Saç, sakal, bıyık, uzun saç, yüzük, göbek kordonu ve kulaklara suyun ulaştırılmasına dikkat edilir. Sargı, dolgu, boya gusle mani değildir.

GUSÜL ABDESTİNİN ALINMASI: Güsle besmele ve niyet ile başlanır. Öncelikle elleri ve avret mahalini yıkamak gerekir. Bedendeki kir ve pislikler giderilir. Sonra namaz abdesti alınır. Su birikintisi varsa ayakları yıkama en sona bırakılır. Namaz abdestinden sonra önce üç başa sonra sağa daha sonrada sola üçer defa su dökülür. Her su dökmede aynı zamanda vücut ovulur. Sabunla yıkanır. Suyu idareli kullanmak , avret yerlerini örterek yıkanmak , gusül esnasında konuşmama, gusülden sonra banyoda oyalanmama hemen çıkmak gerekir. avret yerlerini açarak yıkanan kişiye melekler lanet eder. Kuran-ı Kerimde Maide suresi altıncı ayet-i kerimesinde Hz. Allah şöyle buyurmaktadır. ‘ Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelir veya eşlerinizle cinsel ilişkide bulunupta su bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelin. Toprakla yüzlerinizi ve ellerinizi teyemmüm edin. Allah size herhangi birgüçlük çıkarmak istemez.’

TEYEMMÜM: Su bulunmadığı zamanlarda namaz abdesti almak veya cünüplükten kurtulmak için temiz toprak veya yer kabuğundan sayılan bir maddeye sürülen ellerle yüzü ve iki kolu mesh etmekten ibaret olan hükmi temizliğe denir. ‘Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz tuvaletten gelir veya eşlerinizle cinsel ilişkide bulunupta su bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelin. Toprakla yüzlerinizi ve ellerinizi teyemmüm edin. Allah size her hangi bir güçlük çıkarmak istemez.’ Ayeti teyemmümün delilidir.

TEYEMMÜMÜN SEBEPLERİ: Yeterli suyun olmaması, suyun kullanılamaması ( suyun kirli veya suyun çok soğuk olması ), suyun çok uzakta olması, su yolunda tehlikenin varlığı, suyun veya havanın aşırı  soğuk oluşu teyemmümün sebepleridir. Nihai kararı kişi kendisi vermelidir.

TEYEMMÜMÜN YAPILIŞI:

FARZLARI: Niyet etmek, yüzü mesh etmek, kolları mesh etmektir.

SÜNNETLERİ: Besmele çekmek, sıraya riayet etmek, ara vermemek, elleri toprağa vurduktan sonra çekip silkeleme, toprağın parmak aralarına girmesini sağlama, elleri kaldırınca tozu silkeleme sünnettir. Taş, çakıl, kum, kremit gibi toprak cinsi herşeye teyemmüm yapılabilir. Hanefiye göre bir teyemmüm abdestiyle abdest bozulmadığı müddetçe birçok farz namaz kılınabilir. Diğerüç mezhebe göre bu caiz değildir.

 

TEYEMMÜMÜ BOZAN DURUMLAR: Abdesti bozan, guslü gerektiren durumlar, mazeretin kalkması, namaz esnasında suyu bulma durumlarında teyemmüm abdesti bozulur. Namazı kılıp vakit çıkmadan su bulunursa iadesi gerekmez.

NAMAZ: İbadet Allaha gönülden isteyerek yönelmek, tapmak, boyun eğmek ve itaat etmek anlamındadır. İbadette rızayı ilahi esastır. Allahtan başka kimse ibadete layık değildir. İbadetler fıtridir. Bütün dinlerde vardır. Bireysel ve toplumsal motivasyonu sağlar. Hadis-i şerifte ‘Benim mutluluğum namazdadır’ buyurulur.

NAMAZIN ÖNEMİ: Bizden önceki ümmetlere de namaz farz kılınmıştır. Namaz insanı güçlüklere sabırlı kılar. Namaz farz kılınınca Cibril Allah resulünü bir vadiye götürmüş burada Allah resulüne abdest almayı ve namaz kılmayı öğretmiştir. Beş vakit namaz farz kılınmadan önce sabah ve akşam iki rekatlık namaz kılınıyordu. Bütün dinleryaratıcı kudret karşısında boyun eğmek ve kutsal ile bağlantı kurma temeli üzerine kurulur. Ve her dinde bunu sağlamak üzere merasimler vardır. İslam dininde de Allaha yaklaşmanın, ona yükselebilmenin yolu namaz ile gerçekleşir. Bu yönüyle namaz diğerdini ibadetlerin özü ve özeti sayılabilir. Namaz dinin temelidir. Secde; kulun Allaha en yakın olduğu haldir. Kelime-i şehadetten sonra islamın en önemli rüknü namazdır. Namaz dua etmek, saygıda bulunmak, övmek anlamlarına gelir. Allah inancı insanı sürekli olarak kötülüklerden alı koyar. Allahı hatırlatan en önemli ibadet namazdır.’ Beni hatırlamak anmak için namaz kıl’ emri bunu teyid etmektedir. Namazın Cibril vasıtasıyla değil de Mirac gecesinde bizzat Allah Teala tarafından verilmesi de manidardır. Namaz mü’minin miracıdır. Namazı terk etmek büyük günahlardandır. Kıyamet gününde hesabı sorulacak ilk amel namazdır. Namazı ihlas ile kılmak gerekir. Namaz; insanın maddi ve manevi temizliğine vesile olur. Namaz; insanı günah işlemekten alı koyar. Ayrıca işlenmiş hata ve günah kirlerinin giderilmesini de sağlar. Namazın özü kalbin huşu ve huzur içerisinde olmasıdır. Namazda tam bir huşu ve şuur olmalıdır. Namazda iç huzuru kalbi bağlılığı yakalamak, ruhun maddi alemden Allahın huzuruna yükselişini hissetmek herkes için kolay değildir.

NAMAZ ÇEŞİTLERİ: Hanefiye göre farz, vacip ve nafile namazlarolmak üzere üçe ayrılır.

FARZ OLAN NAMAZLAR: Farz-ı ayın ve farz-ı kifaye olarak ikiye ayrılır. Farz-ı ayn yükümlülük  çağındaki her müslümana farz olup, her biri bu farzı ayrı ayrı yerine getirir. Beş vakit namaz, Cuma namazı bu kapsamdadır. Farz olan namazlar toplam on yedi rekattir. Farz-ı kifaye namaz ise cenaze namazıdır. Topluluk kılarsa sorumluluk kalkmış olur. Sevabı ise namazı kılanlaralır.

VACİP NAMAZLAR: Li Ğayrihi Vacip; vacip oluşu kulun fiiline bağlı olmayan vacibe denir. Vitir namazı, bayram namazları gibi. Li Ğayrihi Vacip ; namaz oluşu kulun fiiline bağlı olan vacibe denir. Nezir namazı, sehiv secdesi, ifsad edilen namazın kazası bu gruba örnektir.

NAFİLE NAMAZLAR: Farz ve vacip namazların dışındaki namazlara denir. Revatip ; düzenli olarak kılınan sünnet namazlarına denir. Beş vakit kılınan farz namazlardan  önce  veya  sonraki  sünnet  namazlar revatiptir. Regaip ise düzensiz olarak kılınan sünnet namazlarına denir. Teheccüt namazı, duha( kuşluk ) nazmı, istihare namazı, tahiyyetul mescid namazı, tövbe namazı,  evvabin  namazı,  tesbih namazı, ihrama giriş namazı, hacet namazı, yolculuğa çıkarken  ve  geldikten  sonra  kılınan  namazlar  regaib  sünnete örnektir. Sünnet müekkede ve ğayr-ı müekkede olarakta tasnif edilir.

NAMAZIN FARZLARI VE VACİPLERİ: Ergenlik çağına gelen, akıllı ve Müslüman herkese namaz farz kılınmıştır.

NAMAZIN VUCUP ŞARTLARI: Ergenlik, akıl ve Müslüman olmaktır. Farzlar terk edilirse namaz bozulur. Vacibi bilerek terk eden kafir olmaz fasık olur. Vacibin terki namazı bozmaz. Sehiv secdesi yapılır. Ancak vacibin bilerek terki namazın iadesini gerektirir. Sünnetin terkiyle namaz  bozulmaz  cezada yoktur.  İtab ( kınama ) vardır. Ikab (azarlama ) yoktur. Sünnetin kasten terki ise isaettir. ( Hanefilere ait birkavram olup tahrimen mekruh ile tenzihen mekruh arasındaki mekruhluğa denir. )

NAMAZIN FARZLARI: Namazın altı tane rüknü altı tanede şartı olmak üzere on iki tane farzı vardır.

 

NAMAZIN ŞARTLARI: Hadesten taharet, necasetten taharet, setr-i avret, istikbali kıble, vakit ve niyettir.

NAMAZIN RÜKÜNLERİ: İftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükü, secde, kade-i ahiredir. Tadil-i erkan Ebu Yusuf ve ve Hanefiler dışındaki diğer mezheplere göre farzdır. Tertip ( farzlar arasında sıraya riayet etmeye denir. ) Şafi ve Hanbeli mezhebine göre farzdır.

NAMAZIN ŞARTLARI

HADESTEN TAHARET: Hükmi kirlilikten kurtulmaya denir. Abdestsiz veya cünüp olmaya hükmi kirlilik denir. Namaz abdestinin olmayışına küçük hades denir. Cünüplük, adet ve lohusalık gibi boy abdesti almayı gerektiren durumlara büyük hades denir. Kişi büyük hades durumunda namaz kılamaz. K. Kerime dokunamaz, okuyamaz, mescide giremez, ancak dua maksadıyla Fatiha, İhlas ve Ayetel Kürsi’yi okuyabilir. Bu halde iken hafızlık yapan kız çocukları kuran okuyabilir. Kadınların bu halleri sona erdiği anda kadınlar cünüp olmuş sayılır ve boy abdesti almaları gerekir. Boy abdesti için su bulamayan kişi teyemmüm abdesti alır. Tilavet secdesi ve şükür secdesi içinde hadesten taharet denir. Özel durumlarında kadınlar namaz ve oruç gibi ibadetlerden muaftırlar. Bu dönemde kılamadıkları namazlarını kaza etmezler anacak tutamadıkları oruçlarının kazasını yaparlar.

NECASTTEN TAHARET: Vucuutta, elbisede, namaz kılınacak yerde insan kanı, ve idrarı, at, koyun, sığır, tavuk gibi hayvanların idrar ve dışkısı gibi dinen pis sayılan necaset bulunmalıdır.

SETR-İ AVRET: İnsan vücudunda başkası tarafından görülmesi ayıp ya da günah sayılan yerlere denir. Erkek için örtülmesi gereken yerler göbek ile diz kapağı arasıdır. Hanefiler diz kapağını da avret sayarlar. Kadın için avret yüz, el ve ayak dışındaki her yeridir. Kadın buluğa erince elleri, yüzü, ayakları dışındaki yerlerinin başkasına görünmesi helal değildir. Namaz kılarken başının 4/ 1’i açılırsa veya uyruğunun 4/ 1’i açılırsa Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre kişinin namazı bozulur. Ebu Yusuf yarısının açılması şartını koşar. Erkeğin ağır avreti cinsel organı ve makatıdır. Bunun dışında kalan yerler ise hafif avretidir. Kadının göğsü onun hizasındaki sıtı, kolları, boynu, başı ve dizden aşağısı hafif avrettir. Giyilen elbise tenin rengini göstermeyecek kalınlıkta veya dokuda olması gerekir. vücud hatlarını belli eden elbise ile namaz kılmak mekruh olmakla birlikte kılınan namaz geçerlidir. Namaz esnasında kişinin avret mahali 4/ 1’ini geçmiş ve sübhanellahil azim diyecek kadar açık kalmışsa namazı bozulur. Eğer kendi iradesi ile açarsa namazı hemen bozulur.

İSTİKBAL-İ KIBLE: Kişi kıbleyi bilmiyorsa sorması gerekir. 45 dereceye kadar sapmaya izin verilir. Bilmeyen kişi yanlış yöne dönse namazını iade etmez. Namaz esnasında anlarsa namazı bozmadan o yöne döner. Özürsüz göğsünü kıbleden çevirirse namazı bozulur. Korkudan dolayı kişi namazını kıbleye dönmeden kılabilir. Binekte de kılınabilir. Otobüste de kılınabilir. Gemide kılarken gemi yön değiştirdikçe namaz kılan da kıbleye doğru yönünü değiştirir.

VAKİT: Namazı vakti içerisinde kılmaya eda denir. Vakti içerisinde kılamayıp sonradan kılmaya kaza denir. Kaza namazı ferz ve vacip namazlar da olur. Cuma ve bayram namazlarının, sünnet namazların kazası olmaz. İkinci fecre fecri sadıkta denir. Fecri sadıka beyaz-ı müsta’razide denir. Fecri sadık imsak olarakta geçer. Fecri kazip ( birinci fecr ) beyaz-ı müstefil denir. Yukarıdan aşağıya doğru olan bir beyazlıktır. Sabah namazının ortalık aydınlandıktan sonra kılmaya isfar denir . bu Hanefilere göre müstehaptır. Erken kılmaya ise tağlis denir. Diğer üç mezhebe göre bu uygulama daha faziletlidir. İmam-ı Azama göre zeval vaktinden güneş tepe noktası geçip batıya doğru kaymasından itibaren öğle vakti girmiş olur. Eşyanın gölgesinin iki misline çıkana kadar öğle vakti devam eder. güneşin tepe noktasını geçmesine zeval denir. Feyz-i zeval ise zeval anındaki gölgeye denir. Bu vakte istiva vakti denir ve bu vakitte namaz kılınmaz. İkindi vakti Ebu Hanife’ye göre eşyanın gölgesinin iki katına çıkmasıyla oluşur. İmameyn ve diğer mezhepler ise eşyanın gölgesinin bir katına çıkmasıyla oluşur der. Akşam vakti güneşin batımı, şafağın kaybolmasıyla olur. Ebu Hanife’ye göre şafak kızıllıktan sonraki beyazlıktır. Diğer mezhepler ise kızıllıktan sonraki karanlığa derler. Akşam nazmını geciktirmemek gerekir . Kızıllığın kaybolmasına kadar geciktirmek mekruhtur. Erken kılmak müstehaptır. Yatsı vakti şafağın kaybolmasından ikinci fecre kadardır.

 

MÜSTEHAP VAKİTLER: Faez namazları hemen kılmak evladır. Vaktin evveli Allahın hoşnutluğudur. Vaktin sonu ise Allahın affıdır. İsfar sabah namazını ortalık aydınlandıktan sonra  kılmaya denir.  Müzdelife  de kılınan sabah namazı hariçtir. İbrad öğlen namazını ortalık  serinledikten  sonra  kılmaya  denir.  İkindiyi hemen kılma efdaldir. Güneşe baktığımızda gözümüzü kamaştırmalıdır. Geciktirmek tahrimen mekruhtur. Akşam namazını hemen kılmak efdaldir. Yatsı namazını gecenin 3/ 1’inde kılmak efdaldir. Eğer  kişi uyuduktan sonra kalkabileceğine güveniyorsa vitir namazını sehervaktinde kılmak efdaldir.

MEKRUH VAKİTLER:

HİÇ NAMAZ KILINMAYAN VAKİTLER: Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman. İşrak- şuruk vakti de denir. Güneş tam tepe noktasında iken namaz kılınmaz. Bu vaktede istiva vakti denir. Güneş batarken namaz kılınmaz. Bu vaktede ğurup vakti denir.

NAMAZ KILMANIN MEKRUH OLDUĞU VAKİTLER: Fecrin doğmasından sonra sabah namazının sünnetinden başka nafile namaz kılınmaz. Sabah  namazını  kıldıktan  güneş  doğuncaya  kadar  namaz kılmak mekruhtur. İkindi namazını kıldıktan güneş batıncaya kadar , Akşam namazının farzından önce, Bayram nazmından önce evde ve camide , Bayram namazlarından sonra  camide,  Arafat  ve  Müzdelife cemleri arasında , ferz namazın vaktinin daralmasına rağmen başka birnamaza niyet etmek, farza durmak üzere kamet getirilirken başka bir namaza durmak ( sabah namazının  sünneti  hariçtir.  ),  hatip  minberde iken bitime kadarhutbenin bitimine kadarki sürede namaz kılmak mekruhtur.

KUTUPLARDA NAMAZ: Vakit namazın şartı ve sebebidir. Kutuplarda ise gerçekleşmemektedir. Bundan dolayı namaz sakıt olur hükmü doğru değildir. Nazmın asıl sebebi ilahi emir olmasıdır. En yakın bölgeye göre namaz kılınır.

NİYET: Hangi işin ne için yapıldığının açıklıkla farkında olunması demektir. Rızayı ilahi gözetilmelidir. Hangi nazmın kılınacağı bilinmelidir. Niyetin kalp ile yapılması esas olandır. Dil ile söylemek şart değildir. Nafile namazlarda niyet şart değildir. Ancak farz, vacip, adak, bayram namazlarında niyet şarttır. Cemaatle kılınan namazlarda ayrıca kişinin imama uymaya da niyet etmesi gerekir. İmamın imamlığa niyet etmesi şart değildir. Ancak kadınlarda uyarsa niyet etmesi şarttır. Niyetin iftitah tekbiriyle birlikte yapılması efdadir. Başka bir görüşe göre tekbir alınıp eller bağlandıktan sonrada niyet yapılabilir. Ancak sühbaneke duasına başlanmamış olması gerekir.

NAMAZIN RÜKÜNLERİ:

İFTİTAH TEKBİRİ: Tahrime de denir. Allahu Ekber lafzını söylemeye denir. Hanefiye göre iftitah tekbiri rükün değil şarttır. Bunun pratik sonucu olarak kişi niyet etmemişse niyet edebilir, kadın kolu-başı açıksa kapatabilir. Allahu Ekber yerine Allahu Azim, Allahu Kebir sözleri de söylenebilir. Allah yerine Aallah veya eallah denmesi farzı yerine getirmez. Tekbirin rükuda değil de kıyamda alınması gerekir.

KIYAM: Kıraati okuyacak kadar ayakta durmaya denir. Gücü yettiği halde kişi farz, vacip ve sabah namazının sünnetini ayakta değil de oturarak kılarsa namazı sahih olmaz.  Duvara ya  da  bastona dayanarak kılarsa namazı geçersiz olur. Nafile namazlarda kişi gücü yettiği halde ayakta değil de oturarak kılarsa namazı sahihtir. Hasta veya ayakta duramayan oturarak kılar. Oturarak da kılamıyorsa nasıl rahat ediyorsa o şekilde kılar. İma ile ya da yatarak namazını kılar.

KIRAAT: Kıyamda iken K.Kerimden en az üç ayet veya buna denk olan uzun bir ayet okumaya denir. Kıraat Hanefi Mezhebine göre imama uyan kişiden düşer. Kıraat nafile namazların her rekatında farz namazların iki rekatında okunması gerekir. Vitir namazında da tamamında kıraat okunur. Kıraatin ilk iki rekatta olması vaciptir. Diğer mezheplerde kıraatin asgari miktarı her rekatta Fatiha süresini okumaktır. Zam-ı süre ise sünnettir. Şafi mezhebine göre besmele de Fatiha süresinden olduğundan her rekatın başında okunması farzdır. Hanefi’ye göre namaz cemaatle kılındığında cemaatten kıraat düşer. Diğer mezheplerde kıraat düşmez. Namaz sır i olarak kılınıyorsa bütün kıraatler okunur. Namaz cehri olarak kılınıyorsa şafiye göre sadece Fatiha süresi okunur. Yeni Müslüman olmuş Arapçayı ezberleyemeyen dili

 

dönmeyen kişi kendi delinde ibadet edebilir.

GİZLİ AÇIK OKUMANIN ÖLÇÜSÜ: Dili kıpırdatmadan okumayla kıraat yapılmış sayılmaz. Ayrıca kişinin kendisinin duyabileceği şekilde sesinin çıkması gerekir. ancak bu okuma başkasının huzurunu ve huşuunu bozacak şekilde olmamalıdır.

ZELLETÜL KARİ: Okuma hatalarına denir. Yapılan hata anlamı bozmamalıdır veya K.Kerimdeki başka bir kelime olmalıdır. Kıraat kasten bozulursa namazda bozulur. Kelime sonlarındaki bozukluk nazmı bozmaz. Mahreç benzerleri yapılırsa namaz bozulmaz. Ancak ehad yerine ehat demek namazı bozar. Şedde, cezm, med hataları namazı bozmaz. Namazda iken okunan yerin devamı aklına gelmeyip başka yere geçme namazı bozmaz. Harf ilave edilirse anlama bakılır. Manayı bozarsa namazı da bozar. Kelimenin yerini değiştirme olursa anlama bakılır. Fahiş hata yapar, yeniden okursa namazı bozmaz. Ayet atlama namazı bozmaz.

RUKÜ: Eğilmeye denir. Sırt ve baş aynı terazide olmalıdır. Rukü de beklemeye Tüma’nine denir. Ruküden kalkıp beklemeye Kavme denir. Bu ikisi Hanefi dışındaki diğer mezheplere göre farzdır. Hanefide ise vaciptir. Asgari süresi Sübhanellahil Azim diyecek kadarbeklemektir.

SECDE: İtaat etmek, yere kapanmak, yüzü yere sürmek anlamındadır. Yüz, eller, dizler, ayak parmakları olarak yedi aza ile secde yapılır. Hanefi de alnın ve ayakların konması farzdır. Burun vaciptir. Ellerin ve dizlerin konması ise sünnetti. İki secde arasında beklemek vaciptir. Diğermezheplere göre ise farzdır.

KADE-İ AHİRE: Son oturuş demektir. Teşehhüt miktarı beklemek farzdır. Şafi ve Hanbeli Mezhepleri salavatları da farz sayar.

TA’DİL-İ ERKAN: Rukünleri düzgün yerli yerinde yapmaya denir. Ruküde ( Tüma’nine ), secdede ( sucud ), kalkışta ( kavme ), iki secde arasında ( celse ) beklemeyle yerine getirilmiş olur.

NAMAZDAN KENDİ FİİLİYLE ÇIKMA: Kişinin namazdan kendi isteğiyle çıkması rukündür. Selam verme Hanefi Mezhebine göre vaciptir. Şafi ve Maliki Mezhebi ise  ilk  selamı  farz  sayarlar.  Hanbeliler  ise  iki selamı da farz sayarlar. Kade-i Ahire de teşehhüt miktarı oturduktan sonra biri başkasına selam verse imameyn’e göre namaz olur. İmam-ı Azama göre namaz olmaz.

NAMAZIN VACİPLERİ: Vacibim terki namazı bozmaz. Sehiv secdesini gerektirir. Kasten terk edilirse iadesi gerekir. namaz secdesi unutulursa namaz olmuş olur. Allahü Ekber ile başlama Hanefi’ye göre vacip diğer mezheplere göre farzdır. Nafile ve vacip namazların her rekatında farz namazların iki rekatında Fatiha süresini okuma vacip cumhura göre ise farzdır. Farzların ilk iki nafilelerin her rekatında zam-ı süreyi okuma vaviptir. Fatihayı zam-ı süreden önce okuma, hafi ve cehri okum vaciptir. Ancak kişi gece kılınan nafile namazlarda serbesttir. Secde de burnu yere koyma, Kade-i Ula, ilk ve son oturuşta tahiyyatı okuma vaciptir. Selam verirken esselamu vacip, aleküm verahmetullah demek sünnettir. Farz olan rukünleri sırayla yapma vaciptir. Muvalat ( rukünler arasında ara vermeme ) Tertip ( sıraya uyma ) Hanefiye göre vaciptir. Kunut dualarını okuma vaciptir. İlave zait tekbirler, sehiv secdesi, tilavet secdesi vaciptir. Ta’dil-i Erkan Ebu Yusuf’a göre farz , İmam-ı Azam ve İmam Muhammed’e göre vaciptir.

NAMAZIN SÜNNETLERİ: Sünnet Hz. Peygamberin uygulamalarına denir. Sünnetin yapılması sevap terki ise günah değildir. Kınama ve sitem vardır. Buna da İtap denir. Sünnetin kasten terki ise isaettir. Tahrimen mekruh ile tenzihen mekruh arasındadır. Hanefiler Hz. Peygamberin sürekli yaptığı fiillere sünnet, bazen yaptığı fiillere mendup-müstehap ismini verir.

SÜNNETLERİ: Tekbir alırken ellerin kaldırılması, parmakların normal halinde olması, avuç içinin kıbleye doğru bakması sünnettir. Tekbirden hemen sonra ellerli bağlama sünnettir. Buna İtimad da denir. Erkekler ellerini göbeklerinin altından bağlarlar. Bağlarken halka yaparler. Kadınlar ise ellerini düz bir şekilde göğüslerinin üstüne koyarlar. Kıyamda iken ayakların arasını dört parmak açık bırakmak sünnettir. Sübhanekeyi okuma, Euzü Besmeleyi okuma ( Teavvuz ), cemaatle kılınıyorsa sadece sübhanekeyi okuma, Fatiha’dan sonra Amin demek sünnettir. Kısar-ı Mufassal Beyyine’den sonra başlar. Tıval-ı Mufassal

 

Hucurat ile Buruc süresi arasındaki sürelere denir. Evsat-ı Mufassal Buruc ile Beyyine arasındaki sürelere denir. Ruküye giderken tekbir almak sünnettir. Ruküde üç defa sübhane rabbiyel azim demek sünnettir. Ruküden kalkınca semiallahu limem hamideh ( tesmi ), ardından Rabbena lekel hamd ( tahmid ) demek sünnettir. Ebu  Hanife’ye  göre  imam  tahmidi  söylemez.  Ruküde  erkekler  elleriyle dizlerini  tutarlar, parmaklar açıktır. Kadınlarda ise tam tersidir. Ruküde başını aşağı yukarı eğmeyip sırt ile  aynı  hizaya koymak sünnettir. Ruküden sonra doğrulmak ( kavme ) sünnettir. Elleri yanlara salma ( irsal ) sünnettir. İtimad, irsal, tahmid, tesmi, teavvüz, sünnettir. Celse, sucud, tuma’nine,  kavme  Hanefiye  göre  vacip diğerlerine göre ise farzdır. Tertip ve  muvalat’ta  farzdır.  Secdeye  giderken  yere  önce  dizlerini,  ellerini, yüzünü koyma sünnettir.  Kalkarken  de  tersini  yapma  sünnettir.  Allhu  Ekber  demek  sünnettir.  Secdede elleri yüzden ayrı tutmamak, ellerin secdede bitişik olması sünnettir. Secdede tesbihleri üçerdefa yapmak, secdede kolu yere değdirmemek sünnettir. Otururken ve  secdede  erkekler sağ  ayaklarını  dikerler.  Kadınlar ise otururken tever uk denilen oturuş şeklini yaparlar. Tever uk kadınların otururken ayaklarını sola doğru uzatıp kaba etleri üzerine oturmalarına denir. La ilahe derken şehadet parmağını kaldırma illallah derken indirme sünnettir. Son oturuşta salli ve barik dualarını  okuma  müekked  sünnettir.  Salavatlardan  sonrada dua etmek, imamın selam verirken hafaza meleklerine ve cemaata selam vermesi, cemaatin imama ve cemaate selam vermesi, tek  kılan  kişinin  ise  hafaza  meleklerine  selam  vermesi sünnettir.  İmama uyanların selamı imam ile birlikte olmalıdır. Mesbuk ( namaza sonradan yetişen )  ise  ikinci  selamı  da bekler.

NAMAZIN ADABI: Hz. Peygamberin bazen yaptığı fiillere denir. Terki isaet değildir. Namazın adabı Allahın huzurunda olduğumuzu bilmektir. Namazda tevazu, huşu, sukunet içerisinde olma, kıyafete çeki düzen verme namazın adabındandır. Hayye ales salahta namaza kalkma ve bu sırada la havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim demek namazın adabıdır. Gad gametis salahta ise namaza başlanır. Gamet bittikten sonrada olablir. Kamed getirilirken içeri giren önce oturur sonra cemaatle birlikte namaza kalkar. Niyet edilirken kalp ve dille niyet edilir. Kıyamda secdeye, ruküde ayaklara, otururken kucağa, selamda omuzlara balıkır. Namazda öksürüğü geğirmeyi kesme, namaz tek kılınıyorsa tesbihatları artırma namazın adabındandır.

NAMAZA AYKIRI OLAN DAVRANIŞLAR:

NAMAZIN MEKRUHLARI: Hoş olmayan davranışlara mekruh denir. Namazın biçimsel yapısına aykırı olan, tevazusuz kılma mekruhtur. Vacip ve sünnetin terki mekruhtur. Vacibin kasten terki  tahrimen  mekruhtur. İadesi vaviptir. Sünnetin terki tenzihen mekruhtur. Kasten terki isaettir. Namaz dışı davranışta bulunma luzumsuzsa kişinin namazı bozulur. Tıknak çıtlatma, giysinin kolunu kıvırma uzun süreli  olursa kişinin namazı bozulur. Çok öksüren, aşırı hasta ve nezle-grip olan kişinin mescide gelmesi mekruhtur. Namazda iken başka yere bakma, başı çevirme mekruhtur. Namazda selam alma  tahrimen  mekruhtur.  Sıkışık halde iken namaza durma, yemek hazırken namaza durma, kirli elbise ile namaz kılmak  mekruhtur.  Elbisesinde necis olduğunu bildiği halde az diyerek o halde namaz kılma, zihni meşgul eden yerde  namaz  kılma mekruhtur. ( Ateşe, resme karşı namaz kılma, televizyon, radyo  açıkken  namaz  kılma  mekruhtur.  ) Başkasına ait bir yerde sahibinin rızası olmadan namaz kılma mekruhtur. Dişte kalan lokmayı yutma mekuhtur. Lokma eğer nohuttan büyükse kişinin namazı bozulur. Cemaatle  namazda  imamdan  önce secdeye gitmek mekruhtur. Bazı alimlere göre bu davranış namazı bozar. Namazın ikinci rekatında birinci rekatından fazla okuma, farz namazda aynı sürenin iki defa okunması,  sürekli  aynı  sürelerin  okunması, zam-ı sür ede K.Kerimdeki sıraya uymama mekryhtur.

NAMAZI BOZAN DURUMLAR: Rükün veya şart yoksa namaz bozulur. Namazı bozan hallere Müfsidat-ı Salat denir. Namazda konuşma namazı bozar. Amel-i kesir namazı bozar. Ölçüsü de dışarıdan bakan birinin namaz kılan kişiyi namazda değilmiş gibi algılıyorsa amel-i kesir gerçekleşmiş olur. Yönü kıbleden çevirme, bir şey yeyip-içme, özürsüz olarak boğaz hırıldatmak ( terahhuh ), of-üf demek, inlemek, başkasının duyacağı şekilde gülmek namazı ve abdesti bozar. Buluğa ermeyen kişinin ise abdesti bozulmaz. Namazda iken bir yere bakarak bir şeyler okuma namazı bozar. K.Kerime bakarak okuma Ebu Hanifeye göre caiz değildir. İmameyn ise caizdir der. birinci oturuşta kişi yanlışlıkla selam verirse namazını kılmaya devam eder namazın sonunda sehiv secdesi yapar. Ama başka bir namaz olduğunu

 

zannederek selam verirse namazını yeniden kılmak zorundadır. İrade dışında şu durumlarda kişinin namazı bozulur. Sabah namazını kılarken güneşin doğması, bayram namazını kılarken zevalin girmesi, tertip sahibi olanın faiteyi hatırlaması, teyemmüm abdestiyle namaz kılarken suyun bulunması, özrün ortadan kalkması, mesh süresinin dolmasıyla kişinin namazı bozulur. Birinin önünden geçmek namazı bozmaz. Ancak kişi bilerek namaz kılanın önünden geçerse günah kazanır. Abdest bozulursa namazda bozulmuş olur. Abdest aldıktan sonra dilerse kaldığı yerden devam edebilir. Abdestin bozulması namazın sonunda olmuşsa namaz tamam olur.

NAMAZIN KILINIŞI: Sıfatüs salatta denir. Kişi kıbleye doğru abdestli olarak döner. Niyet eder. ellerini kaldırarak Allahü Ekber der. ellerini bağlar ve sübhaneke duasını okur. Tek başına kılıyorsa sırasıyla subhaneke duasını Euzü besmeleyi, Fatiha suresini ( fatihadan sonra Amin der. ) ve zam-ı süreyi okur. Rukü’ya gider üç defa subhane rabbiyel azim der. kalkarken semiallahu limen hamideh der, ardından Rabbena lekel hamd der ve bekler. Biraz bekledikten sonra Allahü Ekber diyerek secdeye gider. Önce dizlerini sonra ellerini daha sonra da yüzünü koyar. Kalkarken de tam tersini yapar. Secdede üç defa sübhane rabbiyel e’la der. iki secde arasında celseyi yapar, biraz bekler. İkinci rekata kalkar. İkinci rekatta euzüsüz besmele çeker. Kıldığı namaz farz ise üç ve dörtte sadece fatihayı okur. Sünnet namaz ise fatihadan sonra zam-ı süre okur. Son oturuşta tahiyyat, salli ve barik , Rabbena duaları okunur. Kişi isterse bu duaları artırabilir. İsteyen bu duaları Türkçede okuyabilir.

NAMAZDA TÜRKÇE OLARAK DUA EDİLİR Mİ ? : Namaz ancak tesbih, tekbirve Kuran okumaktan ibarettir. Namazda iken Allah’ım bana ve Muhammed’e rahmet başkada kimseye rahmet etme diyen bedeviye Allah Resulü Allah’ın geniş olan rahmetini daralttın demiş ancak namazını tekrar et dememiştir. Sahabeden Rıfai semiallahü limen hamideh dedikten sonra lekel hamd hamden kesiran tayyiben mübareken fih demiş Allah Resulü selam verdikten sonra bu sözü söyleyen kimdi diye sormuştur. Rıfai bendim ya Resulullah deyince Allah Resulü Az önce otuz küsür tane melek gördüm senin şu sözünü önce yazdılar, sonra da Allah’a ilk önce yetiştirmek için birbirleriyle yarışırken gördüm der. tüm bu deliller namazda dua olabileceğini gösterir. Ama başkasıyla konuşma olmaz.

EZAN VE KAMET: Müekked sünnettir. Ezan uygulamasına Medine’ye hicret edildikten sonra  başlanmıştır. Bir belde de ezan hiç okunmazsa farz-ı kifaye olur. Ezanda essalatü hayrum’dan sonra sadakte ve berirte denilir. Ezan okuyacak kişi erkek, akılı, takvalı olmalıdır. Abdestsiz ezan okunur. Fakat mekruhtur. Kaza namazı kılarken ezan okumak kamet getirmek sünnettir.  İkinci  cümlede  ses  yükseltilir.  Buna  teressül, irtisal denir. Kamette ise duraksama olmaz. Buna da hadr denir. Camide ezan okurken namaz  kılmadan çıkma mekruhtur. Farzı kılıp sonradan cemaat yapılırsa o kişi tekrar cemaatle namaz kılınabilir. ‘Ezanı eşittiğiniz zaman müezzine icabet ediniz.’ Hayye ales salahta la havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim denir. Ezandan sonra ezan duasını okuyana şefaat zorunlu olur. Yeni  doğan  çocuğun  kulağına  ezan okuma da sünnettir.

CEMAATLE NAMAZ: Amaç birlik ve beraberliği  oluşturmaktır.Savaşta bile  cemaatle  namaz kılınır.Cemaatle namaz tek başına kılınan namazdan yirmiyedi-yirmibeş kat daha fazla sevaptır.Cemaatle namazın derece sıralaması Cuma-sabah-yatsı-ikindidir.’İlk safın sevabını bilseydiniz aranızda kura çekerdiniz.’’Yatsı ve sabah namazının faziletini bilseydiniz emekleyerek de olsa cemaate gelirdiniz.’’Yatsı namazını cemaatle kılan gece yarısına kadar namaz kılmış sevabını alır.Sabah namazını cemaatle  kılan bütün geceyi namaz kılarak geçirmiş gibi sevap alır.’

CEMAATLE NAMAZIN HÜKMÜ: “Üç kişi birköyde veya sahrada bulunurve cemaatle namaz kılmazlarsa şeytan onlara hakim olur.” Öyleyse cemaatle namaza katılmak gerekir.Kurt ancak sürüden ayrılan koyunu kapar.”Cemaate gelmeyenlerin evlerini yakmayı düşündüm.” hadisinden yola çıkan Hanbelilercemaatle namazın farz-ı ayn olduğunu söylemişlerdir.Şafiler farz-ı kifaye olarak kabul eder.Hanefi ve Malikilere göre ise müekked sünnettir.İki kişiyle cemaat olur.Çocuk da olsa caizdir.Peygamberimiz (s) çocuk yaştaki İbn Abbas ile birlikte namaz kılmıştır.

KADINLARIN MESCİDE GİTMELERİ VE SAF DÜZENİ: Mescide gelebilirler fakat evdeki ibadetleri onlar için daha efdaldir.”Kadınların mescide gitmelerine engel olmayın fakat evleri onlariçin daha

 

hayırlıdır.”Namaza gelirken koku sürmeleri yasaklanmıştır.Rivayette kadınların sabah namazına geldikleri belirtilir.Peygamberimiz (s) bayram namazlarına kadınların gelmelerini emretmiştir.Özet olarak kadınlarda cemaate katılabilir.

NAMAZDA SAF DÜZENİ: Muhazat-un Nisa denir.Tek kişi imama uyarsa sağ arka tarafına geçer.Arkasına yada soluna geçip kılması mekruhtur.İmama uyan tek kadın ise arkasında durur.Kadın erkeğin hizasında durursa erkeğin namazı olmaz.Kadının yanındaki birer erkeğin ve tam arkasındaki erkeğin namazı bozulur.Cenaze namazında bu şart yoktur.Muhazat cemaatteki sıralamaya denir.

CEMAATE GİTMEMEKTEKİ MAZERETLER:

Hastalık: Ölçüsü teyemmümü mübah kılmasıdır.Nezle grip olan gelmeyebilir.Gelmesi mekruhtur.”Soğan veya sarımsak yiyen mescidden uzak dursun. ”

Korku: Malına – canına ve namusuna zarar gelme korkusu cemaate gitmemeye mazerettir. Olumsuz hava şartları da cemaatle namaza gitmemeye mazerettir.

Namazda kalp huzurunu ve huşuyu bozacak her şey mekruhtur.Yola çıkmak üzere olan cemaate katılmayabilir.Karnı aç olup yemek hazırise cemaate katılmayabilir.

BEDENİ ARIZALAR: Körlük-kötürümlük-ihtiyarlık-topallık cemaate katılmamaya mazerettir. BİR MESCİDDE CEMAATİN İKİ ÜÇ KEZ OLUŞTURULMASI: Bu uygulama mekruhtur.

Namaza koşarak gidilmez.İçeriye vakarla girilmelidir.Öğle veya cumanın sünnetini kılarken imam hutbeye çıkarsa veya farza başlarsa iki rekatın sonunda selam verilmelidir.Kişi farzı tek kılarken cemaat oluştuğunu görürse ilk rekatın secdesini yapmamışsa selam verip cemaate katılır.Birinci rekatın secdesini yaptıysa ikinci rekattan sonra selam verip cemaate katılır.

İMAMLIK: Devlet başkanlığına imamet-i Kübra namazdaki imamlığa ise imamet-i suğra denir.İmamlık için akıllı-baliğ-müslüman olmak gerekir.Kadın erkeklere imam olamaz.Özürlü kimse özürsüze imam olamaz.İmamlığa ehil olma sıralamasında en başta o bölgenin  yöneticisi  gelir.Kur’an  ‘ı  iyi  okuyan  – muttaki olan – yaşça büyük olan – ahlakça üstün olan – yakışıklı olan – sesi güzel olan –  elbisesi temiz  olan- itibarı fazla olan sıralaması vardır.Cahilin – gösterişçinin (murai)-fasık – büyük küçük günahta ısrar edenin imamlığı mekruhtur.

İMAMA UYMANIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI: İmama uymaya iktida uyan kişiye muktedi denir.Namaza dururken hem namaz kılmaya hem de imama uymaya niyet edilir.Muktedi imamın önüne geçmemelidir.Muktedi imamdan niyet açısından aşağı olmalıdır.Fakat Şafi ve Hanbelilere göre farz kılan kişi nafile kılan imama uyabilir.Şafiye göre aynı vakit için iki defa farklı gruplara imamlık yapılabilir.İmam ve muktedi aynı farzı kılıyor olmalıdır.İmam lahik veya mesbuk olmamalıdır.İmamın imamlığa niyet etmesi şart değildir.İmam ile muktedi arasına kadın safı girmemelidir.İmam ile cemaat arasında aşırı uzaklık olmamalıdır.Farz dışındaki namazlar binek üzerinde kılınabilir.Tekbirlerin duyulmasını engelleyecek duvar- perde namazın sahih olmasını engeller.Bir kimse başka mezhepten birine uyabilir.Fakat imamın kendi mezhebine aykırı bir davranış yaptığını görürse imama uymaz.Maliki ve Hanbelilere göre ise imamın namazı kendi mezhebine göre tamsa cemaatin de namazı tam olur.İma ile kılan kişiye kendi durumunda olanlar uyabilir.Abdestli kişe teyemmümlüye- sargıya mesh eden imama uyabilir.Farz kılan nafile namaz kılan imama uyamaz.Yolcu olan mukim olanlara imamlık yapabilir.

CEMAATLE NAMAZA İLİŞKİN BAZI MESELELER: İmamın namazı bozulursa cemaatin de namazı bozulur.Muktedi ruku ve secdede imamdan önce davranmamalıdır.Kişi ruku ve secdede bir defa subhane rabbiyel azim / ala dedikten sonra imam Allahu ekber derse üç defa söylemeyi beklemeden kalkar.Birinci oturuşta muktedi ettehıyyatüyü okurken imam kalkarsa ister tamamlaristerse imamla birlikte kalkar.İmam bayram tekbirlerini -birinci oturuşu- tilavet ve sehiv secdesini- kunut duasını okumayı terk ederse cemaat

 

de terk eder.Son oturuşta tahiyyat bitmeden imam selam verirse tahıyyatı tamamladıktan sonra selam verir.Kişi salavatları okuyorsa hemen selam verir.Namazın aslından olmayan hususlarda cemaat imama uymaz.Tahıyyatı okuduktan sonra imamı beklemeden muktedi selam verebilir ama bu mekruhtur.İmama uymak vaciptir.

İMAMA UYMANIN HALLERİ: İmama uyan kişinin müdrik-lahik-mesbuk halleri vardır.

MÜDRİK: Namazı tamamen imamla kılar.Tek kılarken cemaat oluştuğunu görürse cemaate katılır.Birinci rekatın secdesini yapmadıysa cemaate hemen uyar.Sabah ve ikindide cemaate uymaz.Çünkü sabah ve ikindiden sonra nafile namaz kılmak mekruhtur.Sabah namazının kılındığını gören kişi önce sünneti kılar diğernamazlarda ise önce imama uyar.

LAHİK: İmamla başlar sonradan namazdan çıkar.Namazdan çıkıp geri gelirse imama kaldığı yerden uyar.Namaz bitmişse imama uyuyormuş gibi yapar.Kıraat yapmaz.Önce kaçırdığı  rekatları  kılar  sonra imama uyar.

MESBUK: İmama sonradan uyana denir.Mesbuk imam selam verince kalkar ve kılamadığı rekatları kılar.Eğer namaz hafi ile kılınan namazsa sübhanekeyi tekbirden sonra okur.Cehri kılınan namaz ise sübhanekeyi kılamadığı kaza rekatının başında okur.Mesbuk son oturuşta yalnızca tahiyyatı okur.Mesbuk kaza rekatını kılarken yanılsa sehv secdesi yapmaz.

CUMA NAMAZI: Hz. Adem Cuma günü cennete girdi-cennetten çıkarıldı.Kıyamet bugünde kopacaktır.En hayırlı gün Cuma günüdür.Cuma günü boy abdesti alıp Cuma hutbesini dinleyen ve Cuma namazını kılanın bir haftalık günahı affolunur.Cuma gününde boy abdesti almak sünnettir.Kişi bu gündeki icabet saatini aramalıdır.

CUMANIN HÜKMÜ: Farz-ı ayndır.İlk Cuma namazı Salim bin Avf kabilesinin Ranuna Vadisinde kılınmıştır.Hutbe cumanın geçerlilik-sıhhat şartıdır.Cuma öğle namazının yerini tutar.

CUMA NAMAZININ ŞARTLARI: Vucub farz olma şartları- sıhhat ise kabul olabilme şartlarıdır.Vakit-izin- şehirhem vucub hem de sıhhat şartıdır.

CUMANIN VUCUB ŞARTLARI: Erkek olmak gerekir.Kadınlar da gelebilir fakat onlara farz değildir.Mazeretsiz olmak gerekir.Hastalık – körlük-hava şartlarının kötü olması-korku birer mazeret kabul edilir.Hanbeliler ve imameyne göre kör olan kişiyi namaza götürecek biri varsa onun  da  gitmesi farzdır.Kişinin hür olması gerekir.Köle ve esirlere Cuma farz değildir.Zahiriler  bu  şartı aramazlar.Hapishanede Cuma namazı kılınabilir.Cumanın farz olması için mukim olmak gerekir.Zahirilere göre yolcuya da Cuma farzdır.

CUMANIN SIHHAT ŞARTLARI:

VAKİT: Hanbelilere göre güneşin tam birmızrak boyu yükselmesinden ikindi vaktine kadardır.

CEMAAT: Cuma namazı tek kılınamaz.İmam dışında Ebu Hanife ve İmam Muhammed e göre üç kişi olmalıdır.Ebu Yusuf imam dışında iki kişinin olmasını yeterli görür.Şafilere göre kırk kişi olmalıdır.Malikilere göre on kişi gereklidir.

ŞEHİR: Farzı eda edecek sayısı olan her köyde Cuma kılınır.Malikiler geçici yerlerde Cuma kılınmaz der.Bu tür yerlerde Maliki ve Şafilere göre sayı tam olsa da Cuma kılınmaz. Hanbelilere göre ise Cuma kılınacak yerde sürekli olarak oturan en az kırk kişinin bulunması gerekir.

CAMİ: Mümkünse tek camide kılınmalıdır.Hanefi ye göre bir şehirde birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir.Şafi ye göre bir şehirde iki camide namaz kılınmaz.Şehir büyükse caizdir.Malikiler de zorunlu sebep olmadıkça tek camide kılınmalı der.Böyle bir durumda Şafilere göre namaza önce başlayan camidekilerin namazı kabul olur.Maliki en eski camide namaz kılanlarınkinin kabul olduğunu söyler.Hanbeliler ise devlet yöneticisinin bulunduğu camidekilerin namazının kabul olduğunu söyler.

 

İZİN: Devlet yöneticisi namazı kıldırmalıdır.İzin şartı günümüzde geçerli değildir.Cuma kılınan yerin herkese açık olması yeterlidir.Ancak güvenlik için gizlilik gerekiyorsa Cuma namazı kılınmaz.

HUTBE: Hitap etme anlamındadır. Hutbe  niyetiyle  elhamdülillah  veya  sübhanellah  demek  hutbenin rüknüdür. Fakat bununla yetinilmesi mekruhtur. Ebu Yusuf’a ve İmam Muhammed’e göre  tahiyyat  kadar Allah’ı zikretmek gerekir. imam Malike göre insanları müjdelemek veya sakındırmaktır. İmam Şafiye göre hutbenin beş rüknü vardır. Allah’a hamd etmek, salvat, takvayı tavsiye, birayet okumadır. İkinci hutbede de mü’minlere dua okumaktır. Hanbelilerde son madde hariç aynı görüştedir.

HUTBENİN ŞARTLARI: Hanefi’ye göre hutbeyi vakit içinde okuma, namazdan önce okuma, hutbe niyetiyle okuma, cemaatin huzurunda okuma, namaz ve hutbe arasında yeme içme olmaması hutbenin şartlarıdır. Hatibin hutbeyi ayakta okuması şart değildir. Hanefiye göre Cuma hutbesinin Arapça olması şart değildir. Malikiye göre hatibin ayakta olması, vaktinde olması, hutbe niyetiyle okumak, mescide okunması, hutbenin namazdan önce okunması, en az on iki kişilik cemaatin olması, hutbenin açıktan okunması , Arapça olması, namaz ile hutbe arasında beklememesi gerekir. Maliki’ye göre hutbeye niyet ve hatibin abdestli olması şart değildir. Şafiye göre beş rükünden birinin Arapça olması, hutbenin öğlen vaktinde olması, ayakta okuma, hatibin iki hutbe arasında oturması, hutbeyi kırk kişinin dinlemesi, hutbenin namazdan önce okunması, meşguliyetin olmaması, hatibin hadesten ve necasetten taharete riayet etmesi, erkek olması, imamlığa layık olması, seti avret şartını yerine getirmesi gerekir. hutbeye niyet etmesi şart değildir.

HUTBENİN SÜNNETLERİ: Hatibin cumanın sünnetini minbere yakın bir yerde kılması, hatibin minbere çıkınca  cemaate  dönük oturması, ezanın hatibin huzurunda  okunması, iki hutbeyi de ayakta  okuması  ( Hanefi’ye göre vaciptir. ), hatibin hutbe okurken yüzünün cemaate dönük olması, hutbeye başlarken Allah’a hamd ve sena ile başlaması, kelime-i şehadet ve salavat getirmesi, nasihatte bulunması, kurandan ayet okuması, hutbeyi ikiye bölüp arada oturması, hatibin ikinci hutbede dua etmesi, ikinci hutbeyi birinci hutbeye göre daha alçak sesle okuması, hatibin hutbeyi kısa tutması sünnettir. Cumayı hutbe okuyanın kıldırması, birinci hutbeyi sesli ve gür okuma sünnettir. Bu hususların çoğu şafide hutbenin sıhhat şartlarıdır.

HUTBENİN MEKRUHLARI: Sünnetleri terk etme mekruhtur. Hutbe okurken konuşmak tahrimen mekruhtur. Uyarmakta , selam verip almakta tahrimen mekruhtur. Hutbe okunurken namaz kılma da mekruhtur.

CUMA NAMZININ KILINIŞI: Dört rekatlık Cumanın ilk sünneti kılındıktan sonra iki rekatlık farz namaz kılınır. Daha sonra dört rekatlık cumanın son sünneti kılınır. Dört rekatlık zühr-ü ahir namazını peygamberimiz kılmamıştır. İmam Muhammed iki camide Cuma namazı kılınabilir der biz de onun fetvasına uymaktayız. Hanefi’ye göre imam selam vermeden önce yetişenin Cuma nazmı olur. İmam Şafiye göre en az bir rekat imamla birlikte namaz kılmalıdır. Cuma nazmını kaçıran öğle namazını ezansız, kametsiz ve cemaatsiz olarak kılar. Mazeretsiz olarak Cuma namazı yerine öğlen namazını kılma haramdır. İmam hutbede iken alış veriş yapmak Hanefi’ye göre tahrimen mekruhtur. Ama yapılan akid geçerlidir. Diğermezheplere göre alış-veriş yapmak haramdır. Yapılan akid de geçersizdir.

VİTİR NAMAZI: Tek anlamındadır. Seher vaktinde kılınması efdal olanıdır. Ebu Hanife’ye göre vaciptir. Ama diğerleri müekked sünnet der. vakti yatsıdan faecre kadardır. Kunut dualarını okumak Ebu Hanife’ye göre okumak vaciptir. İmameyn’e göre sünnettir. Malikiler vitir namazını müstehap sayar. Vitir namazı binek üzerinde kılınabilir. Hanefiler kunut duasını vitir namazında okurken Şafi ve Malikiler sabah namazının ikinci rekatında rüküdan sonra okurlar. Kunut duasını okumak Malikilere göre müstehap Şafilere göre sünnettir. Hanefi olan birisi şafi olan birisine sabah namazında uyduğunda imam kunut dualarını okurken isterse susar isterse kendide kunut dualarını okur. Kunut dualarını bilmeyen Rabbena duasını okurveya üç defa Allahümmeğfirli der. Vitirnamazının da kazası olur.

BAYRAM NAMAZI: Hanefi Mezhebine göre cumanın şartlarını taşıyan herkese vaciptir. Şafi ve Malikilere göre müekked sünnettir. Hanbelilere göre ise farz-ı kifayedir. Bayram hutbesinin okunması sünnettir. Namazdan sonra okunur. Şafi Mezhebine göre kadınlarda bayram namazını kılmakla yükümlüdür. Bayram

 

namazında üçer zaid tekbir alınır. Zaid tekbirler vaciptir. Birinci rekatta kıraatten önce ikinci rekatta kıraatten sonra üçer zaid tekbir alınır. Tekbir alınırken ref ve irsal yapılır. Tekbirler arasında üç defa subhanellah diyecek kadar beklenilir. Namazdan sonra imam minbere çıkar oturmaksızın imam hutbe okur. Aralarda da tekbirler getirilir. Bayram namazına giderken yolda da tekbir getirilir. Ramazan bayramında hafi kurban bayramında cehri olarak getirilir. Bayram namazının vakti güneşin doğup kerahet vaktinin çıkmasıyla başlar zevale kadar devam eder. Birinci gün kılınamamış ise ikinci veya üçüncü günde kılınabilir. Birinci rekata yetişemeyen zait tekbirleri rüküda ellerini kaldırmadan yapar. İkinci rekata yetişen birinci rekatın kazasını yaparken tekbirleri sona bırakır.

TEŞRİK TEKBİRLERİ: Arefe günü sabah namazından başlar. Dördüncü gün ikindiye kadar devam eder. imameyn’e göre vaciptir. Bu dönemdeki  namazların  kazası  yapılacaksa  tekbirlerinde  kazası  yapılır. Namazı kılıp tekbirler unutulursa kazası yapılmaz. Teşrik tekbirleri Şafi ve Hanbeli de sünnet, Maliki’de ise menduptur. Teşrik tekbirlerinin vakti Ebu Hanife’ye göre Arefe gününden birinci gün ikindiye  kadardır. Cemaatle kılınan namazlarda okunması vaciptirder.

NAFİLE NAMAZLAR: Farz ve vacip dışındaki namazlara denir. Düzenli bir vakti olan nafile namazlara revatip düzenli bir vakti olmayan namazlara ise Regaip denir. Beş vakit  farz  namazlarla  birlikte  kılınan sünnet namazlar revatiptir. Bunlarda müekked ve ğayrı  müekked  olarak  ikiye  ayrılır.  Teravih  namazı müekked sünnettir. Cuma namazının farzından önce ve  sonra  kılınanlarda  revatiptir.  Bu  namazlarda müekked sünnettir. Şafi Mezhebinde Yatsıdan önce sünnet namaz yoktur. Akşam namazından önce iki rekatlık sünnet namaz vardır. Sabah namazının sünnetinde birinci rekatında kafirun ikinci rekatında ihlas süresini okuma sünnettir. Kuvvet sıralaması olarak sabah- akşam ve öğledir. Bazı alimler ise öğlenin ki akşamınkinden daha kuvvetlidir der. sünnetler kaza edilmez fakat sabahın sünneti  başka  bir  vakit girmesiyse kuşluk vaktinde kaza edilebilir. Başka vakit girdiyse kaza edilmez. Başlanmış nafile namaz tamamlanmadan bozulursa kazası Hanefiye göre vacip Şafi’ye göre kaza edilmesi gerekmez. Malikiler ise kaza edilmesi farzdır der. nafile namazların evde kılınması daha da faziletlidir. Nafile namazların bütün rekatlarında kıraat farzdır. Şafilere  göre  nafile  namazlarda  iki  rekatta  bir selam  verilmesi  sünnettir.  İkindi ve yatsının sünnetinde ilk oturuşta salli- barik duaları da okunur. Üçüncü rekatın başında da subhaneke duasıyla başlanır. Nafile namazlarda niyeti belirlemeye de gerek yoktur. Namaz kılmaya denilse yeterli olur. Farz ve vacip namazlarda ise niyetin belirlenmesi gerekir. Nafile namazlar oturarak ve binek  üzerinde kılınabilir. Kısa süre okunacaksa ayakta kılınması daha uygundur. Peygamberiniz Teravih  namazını  sekiz rekat kıldırdı. Ama süresi sahura kadar sürerdi. Hz. Ömer acaba sahur yemeğini yemeye vakit bulabilecek miyiz diye endişe ederdik der. peygamberimiz bazen yası  öğlenin  son  sünnetlerini  dört  rekat  olarak kılmıştır. Akşamın sünnetini ise altı  rekat  olarak  kılmıştır.  Nafile  namazlarda  mümkün  olduğunca  uzun süre okumuştur.

TERAVİH NAMAZI: Rahatlatmak, dinlendirmek anlamındadır. Namaz aralarında yapılan dinlenmelerden dolayı Teravih namazı denilmiştir. Teravih namazı müekked sünnettir. Yirmi rekattır. Cemaatle kılınması kifai sünnettir. İki rekatta bir selam verilmesi efdal olandır. ‘ kim Teravih namazına inanarak ve sevabını Allahtan bekleyerek kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır.’ Peygamberimiz Teravih namazına rağbetin fazla olduğunu görünce farz kılınır endişesiyle bir daha kıldırmamıştır. En faziletli nafile namaz evlerde kılınanlardır der. Halifeler döneminde teravih tek tek kılındı. Hz. Ömer Teravih namazını cemaatle kılmayı tekrardan başlattı. Übey bin Kab’ı da imam olarak tayin etmiştir. Zamanla rekat sayısı on birden yirmiye çıkarılmış, namazda okunan ayet sayısı da azaltılmıştır. Mezheplerin hepsi Teravih namazı yirmi rekattır der. Sekiz rekatı sünnet on iki rekatı müstehaptırdiyenlerde vardır.

DİĞER NAFİLE NAMAZLAR: Revatip Sünnetler dışındaki nafile namazlara Sünen-i Regaip denir. Tatavvu namaz ismiyle de anılır.

TEHECCÜT NAMAZI: Geceleyin kılınan namaza denir. Bu namazın uyuyup uyandıktan sonra kılınması efdal olandır.

KUŞLUK NAMAZI: Duha namazı da denir. On iki rekat olarak kılana cennette köşk verileceği rivayet edilir. Kuşluk vakti güneşten kırk beş dakika sonra başlar zevale kadar devam eder. En faziletlisi sekiz rekat

 

olarak kılınmasıdır.

EVVABİN NAMAZI: Tövbe edenlerin namazıdır. ‘ kim akşam namazından sonra kötü bir  şey konuşmaksızın altı rekatlık namaz kılarsa bu on senelik ibadete denk gelir. ‘ Tek selamda da kılınabilir. İkişerikişerolarakta kılınabilir.

TAHİYYETÜL MESCİD NAMAZI: Biriniz mescide girdiğinde oturmadan önce iki rekatlık bir namaz kılsın. Şafi’ye göre kılınması müstehaptır. Hanefi ve Malikiye göre kerahet vaktinde kılınması mekruhtur. Namaz kılma yerine mescide girince tesbih ve salavatta okunabilir. Cuma vakti hatip hutbede iken kılınması caiz değildir. Şafi ve Hanbelilere göre ise caizdir. Günde bir defa kılınması yeterlidir. Mescide girip oturmadan farza veya sünnete başlanacaksa buda tahiyyetul mescid yerine geçer.

ABDEST VE GUSÜLDEN SONRA NAMAZ: ‘ Her kim benim gibi abdest alır. Aklından kötü bir şey geçirmeden iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları affolunur. Hanefiye göre müstehap Şafilere göre ise sünnettir. İhrama girmek için iki rekat namaz kılmada müstehaptır.

YOLCULUĞA ÇIKIŞ VE YOLCULUKTAN DÖNÜŞ NAMAZI: Peygamberimiz yolculuğa çıkarken ve yolculuktan döndükten sonra iki rekatlık namaz kılmıştır. Yolculuğa çıkarken evde yolculuktan döndükten sonra camide kılınması efdal olandır.

HACET NAMAZI: “Kimin Allah’tan veya insanlardan birdileği varsa, şartlarına uygun güzel birabdest alsın, sonra Allah’ı övgüleyip senâ etsin, Allah resulüne salât ve selâm getirsin. Daha sonra şöyle desin: Lâ ilâhe illallâhü’l-halîmü’l-kerîm. Sübhânallâhi Rabbi’l-arşi’l-azîm. Elhamdü lillâhi rabbi‘l-âlemîn; Es’elüke mücîbâti rahmetike ve azâime mağfiretik; ve’l-ismete min külli zenbin ve’l-ganîmete min külli biin ve’sselâmete  min külli ism. Lâ teda’ lî zenben illâ gaferteh; ve lâ hemmen illâ fer ecteh; velâ hâceten hiye leke rıdan illâ kadaytehâ. Yâ Erhame’r-râhimîn!” (Tirmizî, “Salât”, 140,  348).  Dört  veya  on  iki  rekat  olarakta  kılınabilir. Dört rekat olarak kılınacaksa sırasıyla üç Ayetel Kürsi, İhlas, Felak, Nas okunur.

İSTİHARE NAMAZI: Hayırlı olanı istemek için kılınan namaza denir. “Biriniz bir iş yapmaya niyetlenince farzın dışında iki rek‘at namaz kılsın ve şöyle desin: Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen biliyorsun, ben güç yetiremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. Yok eğer benim dinim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!” (Buhârî, “Teheccüd”, 25; Tirmizî, “Vitr”, 15). Bu namaz gündüz kılınabileceği gibi konsantra olabilmek için gece de kılınabilir. Rüya görülmezse bu üç veya yedi gece tekrar edilir.

TÖVBE NAMAZI: “Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alıp temizlenir ve iki rek‘at namaz kılarak Allah’tan bağışlanmak dilerse Allah onu mutlaka affeder” buyurmuş ve arkasından şu âyeti okumuştur: “Onlar çirkin bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulüm ve haksızlık ettikleri zaman hemen Allah’ı hatırlayıp, günahlarının affedilmesini isterler; zaten günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki! Bunlar o günahı bile bile bir daha yapmazlar” (Âl-i İmrân 3/ 135). Tövbe namazı iki rek‘at olarak kılınabileceği gibi daha fazla da kılınabilir.

TESBİH NAMAZI: Peygamberimiz amcası Abbas’a “Bak amca sana on faydası olan bir şey öğreteyim; bunu yaparsan günahlarının ilki-sonu, eskisi-yenisi, bilmeyerek işlediğin-bilerek işlediğin, küçüğü-büyüğü ve gizli yaptığın-açıktan yaptığın on türlü günahını Allah bağışlar” diyerek bu namazı tavsiye etmiş ve öğretmiş, Abbas bunu her gün yapamayız deyince Peygamberimiz, bu namazın haftada bir, ayda bir, yılda bir veya ömürde bir defa kılınmasının yeterli olacağını belirtmiştir (Ebû Dâvûd, “Tatavvu’”, 14, “Salât”, 303; Tirmizî, “Salât”, 350, “Vitr”, 19). Tesbih namazı dört rek‘at olup şöyle kılınır: Allah rızâsı için namaz kılmaya niyet edilerek namaza başlanır. Sübhâneke’den sonra 15 kere Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber denir. Sonra eûzü besmele çekilir, Fâtiha ve sûre okunduktan sonra 10 kere daha tesbih edilir yani ‘Sübhânellâhi ve’l-hamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’ denilir. Bu tesbih,

 

rükûa varınca 10 kere, rükûdan doğrulunca 10 kere, birinci secdede 10 kere, secdeden kalkınca 10 kere, ikinci secdede 10 kere söylenir. Böylece her rek‘atta 75 tesbih yapılmış olur. İkinci rek‘ata kalkılınca yine 15 kere tesbih okunur, ardından geri kalan kısım aynı şekilde tekrarlanır ve böylece 4 rek‘at tamamlanmış ve toplam üç yüz tesbih edilmiş olur. Aslolan herkesin bu namazı tek başına kılmasıdır. Tesbih namazında sehiv secdesini gerektiren bir şey olursa, sehiv secdesi normal olarak yapılır, o secdelerde bu tesbih yapılmaz.

YAĞMUR DUASI: Açık bir alana çıkılıp, Allah’a dua edilir, bolluk istenir. Bu duaya istiska duası denir. Duadan önce iki rekatlık namaz kılınır. İki rekat olarak kılınan bu namazda kıraat açıktan yapılır. Peygamberimize Cuma günü bir adam geldi hayvanlarımız susuzluktan telef oldu dua et dedi. peyagamberimizde dua etmiştir. ertesi gün çok yağmur yağdı yollar kapandı. Bir adam dua et yağmur kesilsin dedi. ellerini omuz hizasına kadarkaldırıp dua etti. Yağmurkesildi.

KUSUF VE HUSUF NAMAZI: Güneş tutulmasına küsuf, ay tutulmasına hüsuf denir. ‘ Ay veya güneş tutulması gördüğünüz zaman geçinceye kadar namaz kılın.’ Güneş tutulduğunda ezansız ve kametsiz olarak iki rekatlık bir namaz kılınır. Kıraat uzun ve açıktan olur. Sonra imam dua eder. cemaat yoksa tek olarakta kılınabilir. Küsüf namazı sünnettir. Cemaatle kılınır. Ebu Hanife ve İmam Malik sünnet saymazlar. Tek başına iki rekat namaz kılma müstehaptır. Şafi ve Hanbeli ise sünnet sayar. Cemaatle kılınmasını uygun görürler. Tahrip edici bütün doğa olaylarında iki rekatlık namaz kılma müstehaptır.

MÜBAREK GECELERDE NAMAZ KILMA: Recep ayının ilk Cuma gecesi Regaip kandilidir. Yirmi yedinci gecesi mirac gecesidir. Şaban ayının on beşinci gecesi Beraat gecesidir. Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi Kadir gecesidir. Kadir gecesinde peygamberimiz ‘ allahümme inneke afüvvün tuhibbbul affe fa’fu anni’ diye etmiş ve tavsiye etmiştir.

HASTA NAMAZI: Allaha ibadet etme kişinin istidadına göredir. Ayakta namaz kılamayan oturarak, yatarak, imayla, başıyla veya gözüyle kılabilir. Hastanın ihni yerinde değilse iyileştiğinde kaza eder veya ıskat yapar, vasiyet ederveya kazada etmez.

YOLCU NAMAZI:

SEFERİLİĞİN MAHİYETİ: Kimisi yolculukta ölçü olarak mesafeyi kimisi de zamanı ele almıştır.Orta bir yürüyüşle üç günlük mesafe Hanefilerin ölçüsüdür.Üç günlük yolculuk da on sekiz saat yürümeye bedeldir.Daha sonraları bu üç günlük yol kilometreye çevrilmiştir.Bu da 85-90 km yapmaktadır.Zaman veya mesafeyi ölçü almanın bazı problemleri vardır.Mesafe esas alınırsa 90 km konforlu bir şekilde gidilebiliyor.Zaman esas alınırsa yani 18 saat bugün seferilik diye bir şey olmaz.Hanefiler dışındakilerin çoğunluğuna göre yolculuk namazın cem’ine ruhsat sağlar.Ölçü olarak da iki günlük yolculuk veya ağır yükle ve yaya olarak iki konaklık mesafedir.Yolculukta meşakkat izafi olduğu için ölçü olarak mesafe esas alınmıştır.Yolculukta namazları kısaltma ve birleştirme vardır.Yolculuk iş-gezi-emniyet için yapılır.Sefer hükümlerini uygularken seyahat türüne bakılır.İş ve gezi içinse kişinin inisiyatifine bırakılır.Emniyet içinse seferi hükümleri uygulanır.Kişi ihtiyaç duyuyorsa seferi ruhsatları kullanmalı ihtiyaç duymuyorsa kullanmamalıdır.

SEFERİLİĞİN HÜKÜMLERİ: Yolcu olan Ramazan orucunu tutmayıp sonraya bırakabilir. Mesh üzerine mesh üç gün olur. Dört rekatlık farzları iki rekat olarak kılar.Buna kasr-ı salat denir.Namazı kısaltmak mecburi değil kişinin tercihine kalmıştır.Hanefiler ise aksi görüştedir.Hanefilere göre namazı kısaltmak ruhsat değil azimettir.Bundan dolayı namazı kısaltmayı vacip olarak görürler.Bilerek iki değil de dört rekat kılmak mekruhtur. Malikilere göre seferde namazı kısaltarak kılmak müekked sünnettir . Şafi ve Hanbelide ise kısaltma ruhsat olarak görülür. Seferi kimse on beş günden fazla kalacağına niyetlenirse mükim okur. Namazlarını tam kılar. Şafi ve Malikilere göre ise bu süre dört gündür. Hanbelide de aynıdır. Namaz cemaatle kılındığında mukim yolcuya, yolcu mukime uyabilir. Mukim seferiye uyduğunda üçüncü ve dördüncü rekatta kıraat yapmaz, yanılırsa sehiv secdesi yapmaz. Üç tane vtan türü vardır. Vatan-ı asli; kişinin yaşadığı , hayatını sürdürdüğü vatandır. Başka yere göç edince yeni bir vatan-ı asli olur. Eski yer vatan-ı asli olmaktan çıkar. Vatan-ı ikamet; bir kimsenin doğduğu, evlenip ailesini yerleştirdiği veya

 

kendisinin yerleşmeye karar verdiği yerolmamak kaydıyla kişinin on beş günden fazla kalmak istediği yere denir. Vatan-ı sükna; biryolcunun on beş günden az kalmayı planladığı yere denir. Birkimse yerleştiği veya karısının yerleştiği yere varınca seferi olmaz. Sadece yolculuk sırasında seferi olur.

İKİ NAMAZI BİR VAKİTTE KILMA: Hac esnasında Arafatta öğle ve ikindi cem-i takdim ile kılınır. Müzdelifede akşam ve yatsı cem-i tehir ile kılınır. Hanefiler bunların dışındaki cemi caiz görmezler. Ancak Hanefiler manevi cemi ( şekli cem ) caiz görürler. Buna cemul fiil veya cemul muvasala denir. Çünkü bu uygulamada vakit değil fiil birleştirilir. Ayrıca Ebu Hanife Arafatta kılınan cem-i takdim namazının cemaatle kılınmasını şart koşar. Diğerleri bu şartı koşmaz. Cem ile namaz kılarken bir ezan okunur. İki kamet getirilir. Öğlenin farzından sonra sünnet kılınmadan ikindinin farzı kılnır. Müzdelifede ise tek ezan tek kamet getirlir. Farzlar arasında sünnet kılınmaz. Şii Caferi mezhebine göre iki namaz mazeretsiz cem edilebilir.

CEMİ CAİZ KILAN SEBEPLER: Yolculuk-yağmur-çamur-ihtiyaç-kar-dolu – hastalık ve meşguliyettir.

YOLCULUK: Hanefiler dışındaki çoğunluk yolculukta cem  yapılabileceğini  söyler.Ancak  Malikiler yolculuğun meşakkatli olma şartı koşar.Bazı Maliki alimler deniz yolculuğunda seferi hükümlerin uygulanamayacağını söyler.

YAĞMUR-KAR-DOLU: Maliki ve Hanbeliler sadece akşam ve yatsının cemi takdimini kabul ederler.Şafiler öğle ve ikindiyi de cem ederler.Bunlar ancak camide cem edilebilir.Şafiler yerlerin çamur olmasını ceme sebep saymaz.Hanbelilerise sayar.Malikiler ise çamurla beraber zifiri karanlığın olmasını da şart koşarlar.

HASTALIK: Maliki ye göre hasta eğer ikinci vakte kadar bayılacağından endişe ediyorsa namazını cem yapabilir.Hambelilere göre emzikli kadın-istihaze kanı gelenler cem yapabilir.Şafiler ise hastalık sebebiyle cem yapmaz.

İHTİYAÇ-MEŞGULİYET-SIKINTI: Hanbeli’ye göre sıkıntı cemi meşru kılar.Ebu Ya-la ya göre cumanın ve cemaatle namazın terk edilmesini caiz kılan her sebep cemi de caiz kılar.Mezheplerin cem konusunda görüş ayrılığına düşme sebebi olarak namazların vakitlerini belirten hadislerin yanında cem konusunda birbiriyle çelişen hadislerin olması etkili olmuştur. Arafat ve Müzdelife deki cemi kimi alimler normal haldeki ceme kıyaslamışlardır.Namazların ortak vakitleri olup olmadığı tartışması cem konusunda etkili olmuştur.Cem bir ruhsat ve kolaylaştırmadır.Gerektiğinde bu ruhsat kullanılabilir.Cem sabah namazında olmaz.Cem sadece öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı arasında olur.Sıraya riayet etmek ve ceme riayet etmek gerekir.Öğle ile ikindiyi öğle vaktinde kılmaya cemi takdim denir.Akşam ile yatsıyı yatsının vaktinde kılmaya cemi te’hir denir.Cem yapılırken iki namaz arasında ara verilmeden yapılması gerekir. Şafi ve Hanbeli de cemi takdimde muvalat şarttır.

KORKU NAMAZI: Nisa 102.ayette savaş anında yapılması gereken namazdan bahsedilir. Düşman saldırısı anında imamın arkasında namazı nöbetleşe kılmaları gerekir.Birinci grup iki rekat kılar.Diğer grup gelir.Daha sonra birinci grup üçüncü ve dördüncü rekatları kendi kılar.İkinci grup birinci ve ikinci rekatları kıraat yaparak kılar.

NAMAZLARIN KAZASI:Vaktinde kılınamayan namaza faite denir.Çoğulu fevaaittir.

NAMAZIN KAZAYA KALIŞ SEBEBİ: Tembellikten kılmayan günahkar olur.Uyku ve unutma mazerettir.İbn Hazm ve birçok alim tembellikten kılınmayan namazın kazası olmaz der.Ancak Hanefilere ve çoğunluğa göre kaza edilir.Bu durumda kişi namazı vaktinde kılmadığı için günahkar olmuş fakat daha sonra kaza ederek tövbe etmiş olur.Beş vakit namazın kazası farzdır.Vitir namazı vaciptir.Sünnet namazının kazası yapılmaz.Öğlenin farzına yetişen farzdan sonra önce dört sünneti sonra iki sünneti kılar.Kişi nafile namazı kılarken bozarsa tamamlaması vaciptir.Namazın kazaya bırakılması büyük bir günahtır.Namazın kazasını kılsa bile günahı ortadan kalkmaz.Ayrıca tövbe etmesi lazımdır.Mazeret olarak savaş-uyku-unutma-tehlike söylenebilir.Bu mazeretler namazı cem yapma için de geçerlidir.Hayız ve nifas halinde kadınların namaz sorumluluğu düşer.Beş vakit namaz süresini geçen bayılma – koma-akıl hastalığında namaz borcu

 

düşer.Mürtedin daha önce kılmadığı namazları kaza etmesi gerekmez.Kaza namazı Hanefi ye göre vakti içinde nasıl kılınıyorsa o şekilde kılınır.Seferde olanın kazaya kalan namazı da iki rekat olarak kaza edilir.Ancak Şafi ve Hanbelilere göre kaza namazı kılınırken kazanın yapılacağı yer ve zaman dikkate alınır.Seferi olan kimse kazaya kalmış dört rekatlık namazını seferilikte iki rekat olarak kaza eder.Açıktan okunan namazın kazası yapılırken kişi açıktan veya gizli okumada serbesttir.Kişi eğer tertib sahibi (altı vakitten fazla kaza namazı olmayan) sıraya uymak zorundadır.Tertib üç durumda düşer: Kazaların artması-vaktın sıkışık olması-vakit namazın kılınışı sırasında kazaya kalmış namazı olduğunu hatırlaması.Tertib çıktıktan sonra kaza namazı mekruh vakitler dışında istenilen zamanda kılınabilir.Kaza namazı olan revatib sünnetleri kılabilir.Ama teheccüd ve tesbih namazlarını kılması uygun değildir.Kaza namazına niyet ederken de “ vaktine yetişip de kılamadığım ilk / son…namaz “diye niyet edilir.

SEHİV SECDESİ:Yanılma dalgınlık anlamındadır.Namazın vaciplerinden biri terk edilir veya geciktirilirse sehiv secdesi gerekir.Sehiv secdesi Hanefi ye göre vaciptir.Yapmazsa günah işlemiş olur.Ama kişinin namazı kabul olur.Şafi ve Malikilere göre sehiv secdesi sünnettir.Hanbeli ye göre sehiv secdesinin vacip- mübah-sünnet durumları olur.

YAPILIŞI:Tahiyyattan sonra iki yana selam verilir.İmam Muhammed e göre sadece sağ tarafa selam verilir.İmam isek tek yana selam verilir.Şafi ve Hanbelilere göre selamdan önce sehiv secdesi yapılır.Maliki ye göre ise bir noksanlıktan dolayı yapılacaksa selamdan önce yapılır.Bir fazlalıktan sonra yapılacaksa selamdan sonra yapılır.Hanefi alimlerinden Kerhi ‘ye göre salavat sehiv secdesinden sonra okunur.Tahavi’ye göre salavat sehiv secdesinden önce okunur.Cemaat sehivlik bir şey yapsa bile imama uyar.İmam sehiv secdesi yapılacak birşey yapsa imam sehiv secdesi yapmazsa cemaat de yapmaz.

SEHİV SECDESİNİ GEREKTİREN DURUMLAR: Farz terk edilmişse namaz içinde telafi edilmesi (tedarik) mümkünse yapılır.Ayrıca sehiv secdesi de yapılır.Telafi edilmezse tek başına sehiv secdesi yeterli olmaz.Sünnetin terki sehiv secdesini gerektirmez.Vacibin terki sehiv secdesini gerektirir.Vacibin terki ve te’hiri farzın te’hiri sonucu sehiv secdesi yapılır.Sünnetin kasten terkine isaaet denir.Sehiv secdesi gerektirmez.Ancak kişi Fatiha Suresini ve birinci oturuşu kasten terk ederse sehiv secdesi yapması vaciptir.

TERK EDİLMİŞ BİR FARZIN NAMAZ İÇİNDEKİ TELAFİSİ: Kıraat etmeden rukuya varırsa kıraati rukuda yapar. Fakat kıraat etmediği secdede aklına gelirse telafisi olmaz. Yeniden kılması gerekir. Ruku etmeden secdeye giderse hemen ayağa kalkar rukuyu yapar. Ruku yapmadığını ikinci secdede hatırlarsa  telafisi olmaz. Son oturuşu yapmadan beşinci rekata kalkarsa kıyamda iken bunu  yatırlarsa  hemen  oturur.  Tahıyyatı okur, selam verir, sehiv secdesi yapar. Secdede  iken  hatırlarsa  telafisi  olmaz.  Bu  beş  rekatı altıya tamamlar nafile kılmış olur. Eğer kadei ahire yapıldıktan sonra beşinci rekata  kalkılırsa  bu  beşinci rekat namazın farzına zarar vermez. Bunu altıya tamamlarsehiv secdesi yapar. Nafile olur.

SEHİV SECDESİ YAPILMASI GEREKEN YERLER: Rukün tekrarı veya ruknün tehiri durumunda sehiv secdesi yapılır. Ara verme ; bu ara vermenin ölçüsü bir rukün yapacak kadar beklemektir. Gecikme  olduğu için sehiv secdesi gerekir. bir rüknü eda  ederken  düşünme  ise  sehiv  secdesi gerektirmez.  Kıraat  eksikliği ve fazlalığı; fatihayı okumazsa fatihadan sonra sure okumazsa sehiv secdesi gerekir.  fatihayı  iki  defa okursa sehiv secdesi gerekir. son iki rekatta fatihayı iki defa okursa sehiv secdesi gerekmez.  Fatihayı sureden sonra ikinci kez okursa sehiv secdesi gerekmez. Bir kimse dört rekatlık farzın bir ve ikinci rekatlarında bir şey okumazsa bunu üç ve dörtte okuyarak telafi eder. sonunda da sehiv secdesi yapar. Kıyamda kıraat etmediğini secdeye varmadan hatırlarsa kalkar ve kıraat eder. sonra tekrardan ruku eder. namazın sonunda da sehiv secdesi yapar. Rukü yapmazsa namazı olmaz. Dört ya da üç rekatlık namazda birinci veya ikinci rekatta sure okunmamışsa bu  üç  veya  dördüncü  rekatta  telafi  edilir.  Üçüncü  ve dördüncü rekatta sure eklenirse farzda , farzda sure açıktan okunduysa üçüncü ve dördüncü rekatta sure açıktan okunur. Fakat Ebu Yusufa göre gizli okunur. Fakat  bu tür uygulamanın  sonunda  gecikme  olduğu için sehiv secdesi yapmak gerekir. fatihadan önce sure okunsa sonra Fatiha okunur tekrar sure okunur. Sonunda da sehiv secdesi yapılır. Buna tertip yani sıralama noksanlığı denir. Fatihanın okunmadığı ruküda hatırlanırsa doğrulup telafi edilir. Kunut duasını ruküdan sonra hatırlarsa geri dönmez. Ruküda hatırlasa da

 

geri dönmez. Sonunda sehiv secdesi yapar. Fatihayı telafi etsede sehiv secdesi yapar. Kunut tekbiri unutulursa bazı alimler gerekir der. farz olan dört rekatlık nazamın üçüncü ve dördüncü rekatlarında fatihadan sonra sure okunursa sehiv secdesi gerekmez. Üçüncü ve dördüncü rekatta sehven sukut edilirse ( farz namazda ) Ebu Hanifeye göre sehiv sevdesi gerekir. mümferit kılan kişinin açık ya da okumasından dolayı zahir rivayete göre sehiv secdesi gerekmez. Ancak gündüz kılınan nafile namazlarda açıktan okuma mekruhtur. Secde ve ruküda hata; rukü ve secdede bekleme vaciptir. Terk edilirse sehiv gerekir. tadil-i erkan terk edilirse sehiv gerekir. Ebu Yusuf ve İmam Şafi farz saydığı içinde daha titiz davranılmalıdır. Secde terk edilirse hatırladığında yapar.tertibe uymadığından dolayı da sehiv secdesi yapar. Kade de hata; son oturuşta kalkarsa secdede yaparsa farz nafileye dönüşür. Secde yapmadan hatırlarsa oturur ve sehiv secdesi yapar. Farz namazda birinci oturuşu unutursa yakın ise oturur. Sehiv secdeside gerekmez. Eğer kıyama yakın olup oturmayıp kıyam yaparsa vacip olan ilk oturuşu terk ettiği için sehiv secdesi gerekir. eğerkişi tam ayağa kalktıktan sonra hatırlayıp oturursa namazı fasit olur. Çünkü farz olan kıyam bozulmuş olur. Bunların hepsi farz namaza göredir. Nafilenin üçüncü rekatında hatırlarsa oturulur. Namaz fasit olmaz. Sonunda sehiv secdesi yapılır. Birinci ve ikinci oturuşta tahiyyat vaciptir. Terki sehiv gerektirir. Birinci oturuşta tahiyyattan sonra Allahümme salli ala Muhammed dense sehiv gerekir. Ebu Hanifeye göre teşehhütten sonra bir harf dahi eklense sehiv secdesi gerekir. kimileride bir rukün yapacak kadar zaman geçmedikçe sehiv gerekmez derler. Tahiyyatın açıktan okunması sehiv secdesini gerektirmez. İlk oturuşta taşehhüt imam ayağa kalksa bile yarım bırakılmamalıdır. Birinci oturuşta teşehhüt tekrar okunursa sehiv secdesi gerekir. son oturuşta okunursa gerekmez. Selam verdikten sonra dört yerine iki rekat kıldığını anlayan kişi geri döner namazını tamamlar. Sonunda sehiv secdesi yapar. Sehiv secdesini unutup selam veren konuşmadıkça, mescidden çıkmadıkça geri önüp sehiv secdesini yapabilir. Namazda düşünme sehiv secdesini gerektirir. Dört rekatlık namazda birinci mi ikinci mi rekat olduğunu bilmeyen kişi birinci rekat olduğunu sayarak kılar. Her rekatın sonunda teşehhüt miktarı oturur. Namaz tamamlandıktan sonraki kuşku namazı etkilemez. Kılıp kılmadığından kuşku ediyorsa vakit çıkmadı ise iade eder. vakit çıktı ise kazasını kılmaz. Rukü veya secde yapmadığından kuşku ediyorsa namazda iken bunları yapar. Mesbuk imamla birlikte sehiv secdesini yapar. Mesbuk kaza rekatlarını kılarken sehivlik bir şey yaparsa sehiv yapar. Mesbuk imam ile birlikte selam verirse sehiv gerekmez. Fakat imamın selamından sonra selam verirse sehiv secdesi gerekir. muktediye kendi sehvinden dolayı sehiv secdesi gerekmez. İmam ile cemaat arasında ihtilaf olursa imam dört rekat kıldığından emin ise imama uyulur.

İMAMLARA ÖZEL DURUMLAR: Hanefiler cemaatle kılınan namazlarda sehiv secdesini asgariye indirmeye çalışır. Sehiv secdesinin terki evladır. İmam bayram namazının tekbirini terk ederse sehiv secdesi gerekir. Ebu Hanife eğer hepsi terk edilirse ancak o zaman sehiv secdesi gerekir der. imam açıktan ve gizliden okunacak yerleri karıştırırsa az ya da çokluğuna bakılmaz sehiv secdesi gerekir.bazı alimler buna sınır olarak en az okunan kıraat kadar derler. Fatihanın açıktan ya da gizliden okunması karıştırlıp bir kısmı okunursa baştan alınıp yeniden okunur. Ama Fatiha bitirildi ise sureye geçilir. Tekrardan Fatiha okunmaz. İmam teravih namazında gizli okursa sehiv secdesi gerekir. açıktan okunan namazın ilk iki rekatında kıraat etmezse bunu son iki rekatta yapar. Gece kılınan nafile namazlarda cemaat olursa açıktan okunur.

TİLAVET SECDESİ: On dört yerde geçen secde ayetlerini okuma veya işitme sonucu tilavet secdesi yapılır. Dinlenen ayetlerin secde ayeti olduğunu bilmeyene secde gerekmez. Secde tasvib veya tekzip için yapılır. Müminlerin yaptığı secde ile tasvip edilir. Kafirlerin yaptığı secde ile tekzip edilir. Tilavet secdesi için abdestli olmak gerekir. Hanefilere göre tilavet secdesi vacip diğer mezheplere göre sünnettir. Eller kaldırılmadan allahu ekberdenilip secdeye gidilir. Secde de üç defa sübhane rabbiyel e’la demek sünnettir. Kalkarken semi’na ve eta’na ğüfraneke Rabbena ve ileykel mesir demek müstehaptır. Tilavet secdesinin hemen yapılması dah iyidir. Arabada giderken duyan bunu ima ile yapar. Namazda okunursa ve secde ayeti alak süresinde olduğu gibi sürenin sonunda ise namaz secdesi ile tilavet secdesi yapılmış olur. Namazda secde ayetini okuyup imam kıraate devam edecekse secdeye varıp geri kalkması gerekir. namazda secde ayeti okunduğunda namaz içinde yapılan secde yeterli olur.

ŞÜKÜR SECDESİ: Nimetin kazanılmasından veya bir felafet veya musübetin atlatılmasından dolayı

 

kıbleye dönerek tekbir alıp secdeye varmak, secde de Allah’a hamd v şükür ettikten sonra tekbir ile kalkmaya dedir. Şükürsecdesinin yapılması müstehaptır.

CENAZE BAHSİ: *Baki olan Allah’tır.*Doğumda ölümde Allahın emridir.*Ölüm son değil yeni bir hayatın başlangıcıdır.*Ölüme hazırlanınız.*Muhtazar= son nefesine  yaklaşmış  kişi  *Meyyit,  techiz,  tekfin,  teşyi, defin, taziye*Ölen birmüslümanı yıkamak, kefenlemek, onun için namaz kılıp dua etmek ve kabre gömmek müslümanlar için farzı kifayedir.*Ölülerinizin güzel işlerini yededin kötü taraflarını  dile  getirmeyin*Ölmek üzere olan kişiyi eğer bir güçlük yoksa kıbleye doğru ve sağ yanı üzere çevirmek müstehaptır.*Kimin son sözü la ilahe illallah ise o kişi cennete girer*Ölümü yaklaşmış kişiye kelime i tevhidi telkin etmek sünnettir. Yalnız sende söyle dememeli sadece duyacağı  şekilde  kelime  i  tevhid  ve  kelime  i  şehadet  söylenmelidir. Bu telkini hastanın sevdiği kişiler yapmalıdır.*Muhtazarın yanında yasin ve rad sürelerini okumak müstehaptır. *Muhtazar vefat edince gözleri kapatılır, bir bezle çenesi bağlanır, sonra şu dua okunur

.Bismillehi ve ale milleti rasülilleh. Allahümme yessir aleyhi emrahü ve sehhil aleyhi me badehü ve es ıd hü biliga idü vecal me harace ileyhi hayran mimme harace anhü.Allahın dıyla ve rasülullahın dini üzere… ey allahım bunun işini kolaylaştır. Ve sonrasında güçlük gösterme onu, cemalinle mutlu eyle. Gittiği yeri ayrıldığı ywerden daha hayırlı eyle.*Ölünün üzerinden elbisesi çıkarılır*Üzerine örtü çekilir, şişmemesi için karnı üzerine bıçak gibi demirden birşek konur ve yıkanacağı yere konur. *Elleri yanlara uzatılır, göğsünün üzerine konmaz.*Güzel kokulu birşey bulundurulur.*Ölü yıkanıncaya kadar yanında kuran okunmaz. Gizlice, sessizce başka odada veya ölü yanında sessizce okunabilir.

YIKANMASI:*Bekletilmemesi müstehaptır.*Tahta, mermer üzerine ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır.*Teneşirin çevresi güzel kokulu birşeyle 3, 5, 7 defa tütsülenir*Göbek, diz altı bölümü örtüyle örtülür ve elbiseler tamamen çıkarılır.*Erkek veya kadın farz olan yıkama emri için niyet etmelidir*Yıkama işi bitinceye kadar “ğufraneke ya rahman” denilmelidir.*Yıkayıcı eline bir bez alır ve örtünün altından avret mhalini temizler.*Sonra abdest aldırır, yüzünü yıkar*Ağız ve burna su verilmez. Başına mesh aldırılır. Ayaklarını yıkar ve mabdest aldırmış olur.*Abdest bitince üzerine ılık su dökülür.hatbi denilen otla yoksa sabunla yıkanır*Sol tarafına çevrilir ve sağ tarafı yıkanır. Sağ tarafına çevrilir ve sol tarafı yıkanır.( 3 er defa) *Sonra hafifçe kaldırılır. Cenaze göğsüne veya eline dayandırılıp karnı hafifçe ovulur. Pislik çıkarsa o bölge yıkanır. Baştan yıkanmasına gerek yoktur.*Şişip dağılıyorsa saece su dökülür. Yıkanmaz, abdest aldırılmaz.*Saçı sakalı taranmaz, sacları ve tırnakları kesilmez, sünnet olmamışsa yapılmaz.*Yıkanırken pamuk kullanılmaz.*Yıkayan kişi abdestli olmalıdır.*Havluyla durulanır.*Kefen gömleği giydirilir.*Başına veya sakalına hanif denilen kafur veya güzel kokulu birşey konulur.*Secde yeri olan alın ,burun,eller,dizler ve ayaklarada kafur konulur.*Ölü kapalı bir yerde yıkanmalıdır.yıkayan ve yardımcı görmelidir.*Ölüyü yakını veya takvalı biri yıkar.*Ölüyü yıkayan müslüman olmalıdır. Müslüman yoksa gayri müslim de olur.*Kadın kocasını yıkar,fakat koca karısını yıkayamaz.*Su yoksa teyemmüm olur, su yıkandıktan sonra bulunursa yıkanır.*Henüz bulüğa ermemiş kızı veya erkeği karşıt cinsi yıkaya bilir.*Hüsna i müşkil (kadın mı erkek mi) oldığu belli değilse yıkanmaz. Sadece teyemmüm aldırılır. Kefenleme hususunda kadın sayılır.*Suda boğulmuş kimse 3 defa hareket ettirilerek yıkanmış olur.*Düşük neticesinde doğan çocuk beze sarılır yıkanmaz.*Müslüman öldüğünde başı yoksa, vücudunun çoğu yoksa yıkanmaz,öylece gömülür.

KEFENLEME:*Kefenleme farzdır. Erkek için ; kamis, izar, lifafedir. Kadın için;  bunların  yanında  baş  mrtüsü ve göğüs örtüsü de vardır. Bunlar kefeni sünnettir. Kefeni kifayette erkekte izar ve lifafe kadında baş örtüsüdür.*Kefeni zarurette kadın, erkek bir beze sarılır*Kefenin beyaz ve pamuk bezinden olması gerekir.*Önce lifafe serilir sonra izar serilir ve ölüye kamis (gömlek) giydirilir.*İzar  ve  lifafe  önce  soluna sonra sağına getirilerek sarılır. Açılmasın diye kuşakta bağlanır.*Ölü kadın ise saçları 2 ye ayrılır, kefen gömlegi üzerinden göğsü üzerine konulur ve üstüne yüzünüde örtecek şekilde baş örtüsü konulur. Sonra üzerine izar sarılır. Daha sonra lifafe sarılır. Göğüs örtüü lifafeden sonra bağlanır.*Alnına veya şehadet parmağına bismillehir ahmenir ahım, göğsüne la ilahe illallah

CENAZE NAMAZI:*Farz ı kifayedir.*Cenaze öne koyulur.*Niyet şarttır (tayin)

*Rüknü kıyam ve tekbirdir.*Sünneti hamd ve sena etmek, salat ve selam getirmek, hem ölüye hemde diğer

 

müslümanlara dua etmektir.*İftitah tekbirinden başka 3 tekbir daha vardır.*Cemaat şart değildir. Bi kadın veya erkete olur.*Çoklu cenazeye hepsine birden namaz kılınabilir.*Cenazede kimse olmazsa 3 saf oluşturulması iyi olur.*Safların en faziletlisi en arka saftır.*Cenazenin baş tarafı imamın sağına gelecek şekilde cenaze musallaya konulu.*Camide kılmak mekruhtur.*Kadınla erkek aynı safta durabilir.*Mezarlıkta kılmakta mekruhtur.

KILINIŞI:*Tekbir > sübhaneke*Tekbir(eller kalkmaz) > allahümme salli ve barik*Tekbir(eller kalkmaz) > cenaze duası. Bilmeyen türkçe dua adebilir.*Tekbir(eller kalkmaz) sağa ve sola selam verilir.*Şafi ve hanbelilere göre ilk tekbirden sonra fatihanın okunmasıda rukün dür.

ERKEKLER İÇİN CENAZE DUASI:

َﻛَﺒِﻴﺮِﻧَﺎ ﻭَﻏَﺂﺋِﺒِﻨَﺎ ﻭَﺷَﺎﻫِﺪِﻧَﺎ ﻭَﻣَﻴِّﺘِﻨَﺎ ﻟِﺤَﻴِّﻨَﺎ ﭐﻏْﻔِﺮْ ﭐَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻋَﻠَﻰ ﻓَﺎَﺣْﻴِﻪِ ﻣِﻨَّﺎ ﺍَﺣْﻴَﻴْﺘَﻪُ ﻣَﻦْ ﭐَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻭَﺍُﻧْﺜَﺎﻧَﺎ ﻭَﺻَﻐِﻴﺮِﻧَﺎﻭَﺫَﻛَﺮِﻧَﺎ ﭐْﻻِﻳﻤَﺎﻥِ ﻋَﻠَﻰ ﻓَﺘَﻮَﻓَّﻨَﺎ ﻣِﻨَّﺎ ﺗَﻮَﻓَّﻴْﺘَﻪُ ﻭَﻣَﻦْ ﭐْﻻِﺳْﻻَﻡِ ﻭَﭐﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِ ﻭَﭐﻟﺮَّﺍﺣَﺔِ ﺑِﭑﻟﺮَّﻭْﺡِ ﻫٰﺬَﺍﭐﻟْﻤَﻴِّﺖَ ﻭَﺧُﺺَّ

ِﻰ َﺰِﺩْ ُْﺴًِﺎ َﺎﻥَ ِﻥْ َﻟﻠَُّّٰ َِّﺿَْﺍﻥِ ََْﻐِْﺮَِ َُْﺸْﺮٰﻯْﻻَْﻦَ َﻟَِِّ َُْ َََﺎَﺯْ ُﺴًِﺎ َﺍَِْﺎﻥَ ِﺣْﺴَﺎِِ َّﺍﺣَِِ َﺭْﺣََ َﺎ ِﺮَﺣََِْ َُّﻟْٰﻰ ََْﺮَﺍﻣََ

CENAZE KADIN İSE: Kadın ise “hâzihil meyyite” denir. Kadın ise “in kânet muhsineten fezid fî ihsânihâ ve

in kânet müsîeten fetecâvez anhâ ve lakkıhel’emne” denir.

CENAZE ERKEK ÇOCUK İSE: Yukarıdaki duâ “alel îmâni” den itibaren şöyle okunur: “Allâhümmec’alhü lenâ feratan vec’alhü lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhüm-mec’alhü lenâ şâfian ve müşeffean.”

 

CENAZE KIZ ÇOCUK İSE: Yukarıdaki Cenaze duâsı “alel îmâni” den itibâren şöyle okunur: “Allâhümmec’alhâ lenâ feratan vec’alhâ lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhümmec’alhâ  lenâ  şâfiaten  ve müşeffeaten.” *Bunları bilmeyenler rabbena dualarını okurlar.

CENAZEYE İLİŞKİN BAZI MESELELER: *Kıble yönü yamlışsa namaz yeniden kılınır. Cematin abdesti yoksa iade edilmez.*Kerahat vaktinde kılmak mekruhtur.*Hanefilergaib üzerine namaz kılmazlar Şafiler kılarlar. Hanbeliler 1 ay şartını koyarlar.*Namazı kılınmadan gömülmüşse kemikleri çürümeden üzerine namaz kılınabilir.*Diriolarak dağan çocuk yıkanır, namazı kılınır. Ölüyse yıkanmaz, namazı kılınmaz.*Bir yrinin yıkanmadığı anlaşılırsa kabre konulmadıysa tekrar açılır yıkanır, kabra konulup toprak atıldıysa açılması haramdır.*Ebu yusufa göre intihar edenin namazı kılınmaz. Ailenin acısını azaltmak için kılınabileceği söylenir.*Annesini veya babasını kasten öldürenin cenaaze namazı kılınmaz.*Çatışmada öldürülen teröristin namazı kılınmaz.

TAŞINMASI: *Cenazeyi teşyi etmek yani arkasından mezara kadargitmek sünnettir.*Cenazeyi yaya olarak taşımak gerekir. Binit taşıma mekruhtur.*Cenaze yerine binitle girmek mekruhtur.*Gerekmedikçe konuşulmamalıdır.*Bağırmak, çağırmak, slogan atmak  mekruhtur.*Cenazeyi  takip  edenler  ölümü düşünmeli, birgün kendisinin öleceğini düşünmelidir.

DEFİN:*Cenaze ayakta ise insanlar ayakta durmalı, cenaze yere konulunca da oturulmalıdır.*Sağ tarafına yatırılarak yüzü kıbleye gelecek şekilde defnedilir.*Kabrin üstüne 2. Kabir defnedilebilir.*Cenaze kıble tarafından Kabe indirilir.*Sağ yanına yatırılır*Kefen bağları çözülür.*Kabre koyan kişiler bismillehi ve ala milleti rasülullah der.*Kabre toprak atılırken 3 avuç atılır.

KURAN OKUMA VE TELKİN: *Peygamberimiz bunları yapmakla beraber “kardeşiniz için yüce allahtan mağfiret isteyiniz ve kendisine sukunet vermesini dileyiniz. O şimdi sorguya çekilmaktedir.” *Telkin: iman esaslarının hatırlatılmasıdır. “ölüleriniz la  ilahe  illallah”  telkin  ediniz  *Malikilere  göre  telkin  muhtazara verilir. *İsmiyle 3 kez seslenir. Allahtan başka ilah yoktur. Peygamberin Hz Muhammed (sav) Cennet ve cehennem, Yeniden diriliş, İslam- (din), İmam (kuran), Kıble (kabe), Kardeş (mümin), Üç kez  gul  le  ilahe illallah , Üç kez kabe, islam, peygamber, *Bir kimse falan kişi beni yıkasın derse illede o kişinin yıkamasına gerek yoktur. *Gece defni mekruhtur. *Velisi ölünün gömülmesinin ertesi gününden itibaren 7 gün fakirlere ikramda bulunur. Bu sünnettir*Komşuların yemek getirmesi daha iyidir.

TAZİYE: Allah size güzel sabırlar versin ve mükafatınıda versin. Başınız sağolsun Allah geride kalanlara

 

ömürversin *Aynı yerde yaşayanlariçin taziye 3 gündür. 3 günden sonrası mekruhtur.

ISKAT VE DEVİR: Kişinin dünyada iken yapamadığı namaz, oruç , kurban, adak, kefaret  gibi borçlarının vefat edince borçlarını ödemek üzere fakirlere fidye ödemeye denir. Iskat-ı salat , ıskat-ı savma dayandırılır. Bedeni ibadetlerin başkası tarafından yapılması ( niyabet ) caiz değildir. Oruçta kişi hastalanır ve orucunu tutamazsa bunun yerine fakirlere fidye verir. Kişi ölünce bu fidyeyi ödeyemezse mirasçılarının ödemesi zorunludur. Daha sonra bu uygulama daha da genişletilmiş ve sağlığında mazeretsiz oruç tutmayıp ölenler içinde fidye ödemeye dönüşmüştür. ( hicri 2. Asır ) bu genişletici namaz içinde kıyaslanmıştır. Ancak çoğu alim cevazın şüpheli, ıskatında bir temenni olduğunu söylerler. Mal ile yapılan ibadetlerde kişi vefat edince mirasçıları borcunu ödeyebilir. Vasiyeti olmasa  da  olur.  Devir ıskatın parasına  ulaşabilmek ve fakirlerinde bu cevazdan yaralanabilmesi için kurulan sisteme denir. Hicri  4.  Yüzyılda  ortaya  çıkmıştır.  Devir anlayışında da bir temenni vardır. Kesinlik yoktur. Bazen menfaat, bazen gelenek, bazen de  de  baskıdan dolayı ıskat ve devirin caiz olduğuna dair fetva verilmiştir. Ölen için daha çok arkasından dua etmek, yakın akraba ve dostlarına ikramda bulunmak gerekir.

ŞEHİTLERE AİT HÜKÜMLER: Allah yolunda canını veren kimseye şehit denir. Şehit denilmesinin nedeni cennete girmeye şahit olduklarından dolayıdır. Hadis-i şerifte canı, malı, ve namusu uğruna ölenin şehit olacağı ifade edilir. Üç türlü şehit vardır. Hükmi şehit: savaşta ölenlere denir. Yıkanmaz kanlı elbiseleriyle defnedilir. Elbiseleri kefenlenir. Hanefiler dışındaki diğer mezhepler cenaze namazı da kılınmaz der. Dünyalık şehit: Münafık kişinin Müslüman saflarında şehit olmasına denir. Ahiretlik şehit. Savaşta yaralanıp da daha sonra ölenlere denir. Hadis-i şerifte yanlışlıkla öldürülenler, yangında, depremde, denizde, ilim tahsil ederken, helal kazanç uğrunda ölenlerin şehit olacağı ifade edilir. Cuma gecesinde ölenler şehit sayılır. ‘ Kim şehit olmayı içtenlikle dilerse Allah onu şehitlerin mertebesine ulaştırır. Bu kişi isterse yatağında ölmüş olsun.

ORUÇ:

İLKELER VE AMAÇLAR: Hz. Allahın buyrukları ve yasakları kullarının iyilikleri içindir. Gazali oruç tutanları avamın, havasın ve ehassul havasın orucu olarak üçe ayırır. Oruç sadece bedenen tutulmaz. Diile, kalple, amelle tutulur.

ORUCUN MAHİYETİ VE ÖNEMİ: Oruç iftardan imsak vaktine kadar bir amaç için bilinçli olarak yeme, içme ve cinsal ilişkiden uzak durmaya denir. İmsak orucun rüknüdür. İmvak vakti ikinci fecre denir. Fecri sadıkta denir. Oruç tutmaya niyetlenilmesi de gerekir. Oruç hicretten bir buçuk yıl sonra şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Cennette sadece oruç tutanların gireceği Reyyan kapısı vardır. Oruç insanın sabırlı olmasına vesile olduğu gibi irade hakimiyetinin de gelişmesini sağlar. Oruç insanların fakirlerin halini daha iyi anlamalarına vesile olur. Orucun sağlık açısından da faydası vardır.

ORUCUN ÇEŞİTLERİ:

FARZ ORUÇ: Tutulamazsa başka zamanda tutulması farzdır. Ramazan ayının orucu bozulursa kefareti de farzdır. Zihar için tutulması gereken oruç, yanlışlıkla adam öldürme, haçta ihramlı iken tıraş olma, yemin kefareti için tuttulması gereken oruçlar farzdır.

VACİP ORUÇ: Nezir- adak orucu vaciptir. Adak adanırken gün belirtilmişse belirlenen günde tutulması gerekir. Buna muayyen vacip denir. Nafile orucun kazası Hanefiye göre vacip, Malikiye göre farz, Şafiye göre ise kazası gerekmez.

NAFİLE ORUÇ: Gerekenin dışında kalan ibadetlere denir. Gereksiz ibadet değildir. ORUÇ TUTMANIN MENDUP OLDUĞU GÜNLER :

1.Şevval  orucu:  ramazandan  sonraki  aya  şevval  denir.  Bu  ayda   6   gün   oruç   müstehaptır. 2.aşure orucu: Muhar em ayının 10. Gününe aşure denir. Bir önceki veya sonraki günle beraber tutulur. 3.Her ay üç gün oruç:Her ayın 13 14 15. Günlerinde oruç tutmak müstehaptır. Ay takvimine göre bu

 

günlere eyyam ı bid denir. Pazartesi Perşembe günleri oruçlu olmakta nafiledir. insanların amelleri allahu tealaya pazartesi ve Perşembe günleri arz olunur. Ben amelimi oruçlu iken arz etmek istiyorum der. 4.Zilhicce orucu: Zilhicce ayının ilk 9 gününde oruçlu olmak tavsiye edilmiştir. 10. Günü zaten kurban bayramıdır. Arefe güü 9. Günü sıkıntıya düşecekse (hacda oruç tutmak mekruhtur.) arefe günü tutulan orucun  önceki  ve  sonraki  bir  yıllık  günahlarının  Allah  Teala  tarafından  affedileceği   umulur. 5.Haram aylarda oruç: Zilkade,zilhicce,muhar em ve recep aylarında Perşembe, Cuma, cumartesi günleri oruç                                                        tutmak                                                                                             müstehaptır. 6.Şaban orucu: Bu ayda oruç tutmak müstehaptır. Ancak mutat oruç dışında şaban ayının 2. Yarısından sonra oruç tutmak mekruhtur. Şafiye göre haramdır. 7.Davud orucu: gün aşırı oruç tutmaya denir. Savmı davudda denir. En faziletli oruç olarak değerlendirilmiştir.

ORUÇ TUTMANIN YASAK OLDUĞU GÜNLER: Haram, tahrimen, tenzihen mekruh durumları vardır. Ramazan bayramının 1. Günü kurban bayramının 4 günü oruç tutmak haramdır. Peygamberimiz teşrik günlerinin yeme, içme ve allahı anma günleri olduğunu söylemiştir.*Hayız ve nifas halinde kadınların oruç tutmaları haramdır.*Sadece aşure günü oruç tutmak  mekruhtur*Nevruz  ve  mihrican  günlerinde  oruç tutmak tenzihen mekruhtur. Ancak her zaman tuttuğu oruç bu günlere rastlarsa mekruh olmaz. *Şek günü oruç tutmak mekruhtur. Şabanın 29 mu ramazan ayımı şüpheye girilirse buna  şek  günü  denir. Peygamberimiz ramazanı 1 veya 2 gün önceden oruçla karşılamayı yasaklamıştır. *Savmı visal mekruhtur.

*Hacılarzilhiccenin 8 ve 9. Arefe günüyorgun düşerse oruç tutmamalıdır.

ORUCUN RÜKÜN VE ŞARTLARI: Orucun ruknü imsak ve niyettir. Orucun vücup sebebi vakittir yani ramazan ayının girmesidir.

HİLALİN GÖRÜLMESİ: kameri aylar ayın harekrtlerine göre belirlenir. Hilali göremezseniz ramazan ayını otoza tamamlayın. Bunun için şevvalin 29 undan itibaren hilal görmeye çalışılır. Ayrıca  ramazanın  29. Günüde hilal görmeye çalışılır. Eğer hilal görünmezse ayın 30 a tamamlanması gerektiğini söyler. Alimler gündüz değil gece görülen hilale itibar edileceğini söylerler. Ebu hanife  ve  imam  muhammed  gündüz görünen hilalle oruç başlanmaz ve bayram  yapılmaz  der.ebu  yusuf  ise  kabul  eder.  Hilali  görme meselesinde tartışma baş gözüyle görme midir yoksa astronomik  görme  yeterli  midir.  Ayrıca  dünya yuvarlak olduğundan hilal bir yerde görülürken başka yerde görülmez. Buna ihtilaful metali  denir. şafiler bunun geçerli olacağını söylerler. Yani hilal bir yerde görülse başka görülmese görenler oruç tutar. Görmeyenler tutmaz. Onlar bunu delillendirirken  ayın  hareketini  güneşin  hareketlerine  kıyaslamışlardır. Nasıl ki heryerde aynı anda akşam olmuyorsa oruçta her yerde aynı olmaya bilir  derler.  Fakat  doğru değildir. İhtilafı metali hele hele günümüzde savunulamaz. Hilali görünce  oruç  tutan  emri  sadece  baş gözüyle görmeyi zorunlu kılmaz. (biz ümmi bir toplumuz hesap, okuma yazma bilmeyiz) ibadetin ifasında kolaylık esastır. Bilimsel verilerden dini olan herkonuda yararlanmak gerekir.islam birliğinin olması için bu önemlidir. Klasik dönem alimleri  bu konuda  tartışma  olursa  o  bölgenin otoritesine  uymuşlardır.  Bizde  DİB e uymalıyız. Bayramı ve ramazanı aynı anda tutmak ve yaşamak için bu gereklidir.

YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI: Müslüman olmak, bülüğa ermek ve akıldır. 7-10 yaş  arasında cocuk namaza ve oruca alıştırılmalıdır.ayrıca kişinin yolcu olmaması, hasta olmaması, oruç  tutmaya  güç  yetirecek durumda olması gerekir. Hasta ve yolcular isterse oruç tutmaya bilirler. Ancak mukim olduklarında kaza ederler. Gebe ve emzikli kadınlarda oruç tutmaya bilirler. Yaşlılarise bunun yerine fakirlere fidye verirler.

ORUÇ TUTMAMAYI MÜBAH KILAN BAZI MAZERETLER:

SEFER: eğer sıkıntı yoksa oruçlu olması faziletli sayılmıştır.geceden niyrtlenen ve gündüzde yola çıkan oruçlu hanefilere göre: bu orucunu tamamlasa daha iyi olur.  Fakat  bozarsa  keffaret  gerekmez.  Savaşta aynı                                                                                                     şekilde                                                                     mazerettir. HASTALIK:  oruç  tuttuğunda  hasta  olacağı  tıbbi   verilere   göre   kuvvetli   ihtimalse   tutmayabilir. GEBELİK VE ÇOCUK EMZİRME:

YAŞLILIK: fidye vermeleri gerekir. İyileşme ümidi olmayan hastalar fidye verir.ancak daha sonra iyileşme ümidi olanlar fidye vermez iyileştiklerinde kaza ederler. Fidye verip sonradan bu kişi iyileşirse yeniden

 

tutmadığı oruçları kaza etmesi gerekir.

AŞIRI AÇLIK VE SUSUZLUK: Doktor raporu varsa orucunu bozabilir. Ölme ihtimali varsa oruç tutması haramdır.

ZOR VE MEŞAKKATLİ İŞLERDE ÇALIŞMAK: işi ağır ve oruç tuttuğunda işinden olacaksa alternatif işi olmayıp geçim sıkıntısı yaşayacağı kesinse oruç tutmayabilir. Bunlar imkan bulursa kaza  ederler değilse fidye verirler. Zorlama varsa cana kastediliyorsa orucunu bozabilir. Oruçlu olup düğün, sünnet merasimine davet edilen orucunu bozabilirancak daha sonra bunu kaza eder.

ORUCUN GEÇERLİLİK ŞARTLARI: Niyet ve orucu bozan şeylerden uzak durmak gerekir. Orucu bozacak şeyler teknik olarak rukün olduğu halde sıhhat şartı olarakta görülebilir. Ayrıca kadınların hayız ve nifas durumunda da olmamaları gerekir. Kadınlar oruçlarını daha sonra kaza ederler. Şevval  ayında  tutarlarsa daha iyi olur. Cünüplük oruca engel değildir.

NİYET: Oruç ibadetinde niyet şarttır. şafi ve malikiler oruva niyeti rukün sayarlar. Niyette asıl olan kalptir. Dil ile söyleme menduptur.

NİYETİN VAKTİ: Geceden niyet en faziletlisidir. Hanefilere göre ramazan orucu, nafile oruçlar ve vakti belirtilmiş nezir orucada niyet gün batımından ertesi gün öğleye kadardır. * öğle vakti girdikten sonra artık hiç bir oruca niyet edilmez. Zavalden önce nafile oruca niyet edilebilir. * malikilere göre: niyetin geçerli olması için güneşin batmasından fecrin doğmasına kadar ki sürede niyet etmek gerekir. *Şafilere göre: ramazan orucu, kaza orucu ve adak orucuna geceden niyet şarttır. Fakat nafile oruca zevvale kadar niyetlenilebilir. * Ancak oruç borcu kaçınılmaz hale gelirse imsak vaktine kadar niyet edilmesi gerekir. Mesela başlanmış orucun bozulması zimmette sabit olduğundan kaza edilmesi gerekir. Borçluluğu kesinleşmiştir. Ramazan orucuda böyledir. Keffaret ve kaza orucunada niyet imsaktan önce yapılır. Kaza keffret ve nezir orucunda en geç fecri sadıkta niyet edilir. Fecrden sonra niyet edilirse oruç kaza olmaz nafileye dönüşür.

NİYETİN ŞEKLİ: ramazan orucu, muayyen nezir orucu, nafile oruç için mutlak niyet yeterlidir. Yarın için oruç tutmaya denilse bu niyet yeterli olur. Ramazan ayında yarın için nafile oruç tutmaya dahi dese bu oruç nafile olmaz farz olan ramazan orucu olur. “niyet asıl yapılması gereken şeye raci olur.” Ancak bunlarda da tayin edilmesi ve niyetin geceden yapılması daha faziletlidir. Ramazan orucunda, nezri muayyende, nafile oruçta niyet gündüzde yapılabilir. Niyet tatin edilmeyedebilir. Ancak kazave keffaret orucunda niyet geceden yapılır. Ayrıca tayin de şarttır. Fakihlerin çoğunluğuna göre: ramazan ayında her gün için ayrı ayrı niyet edilmesi gerekir. Malikilere göre ise peş peşe yapılacak oruçlarda (ramazan ayı gibi) niyet topluca yapılabilir. Zıhar, kati kefareti, ramazan orucunun kefaretinde de topluca niyet yapılabilir der. Ara verilirse tekrardan niyet edilir.

NİYETLE İLGİLİ BAZI AYRINTILAR: *içinde bulunulan gün, güneş batmadan önce ertesi güne niyet edilemez. *1. Fecirden niyet edilsede 2. Fecre kadar yenilebilir, niyet iptal  edilebilir.  *Niyet  bir  şarta bağlanırsa niyet fasid olur.*Ramazan ayında başka oruç tutulamaz.*Hem keffarete hemde nafileye niyet edilirse kaffaret orucu geçerli olur.*Sahura kalkıp yeme içmede niyettir.*orucu bozan şeylerden kaçınma; yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır.

ORUÇLU İÇİN MÜSTEHAP OLAN ŞEYLER: Sahur yapma müstehaptır. Seher vaktinde yenir. Sahur yaparak gündüz yapacağınız oruca kuvvet kazanın öğle  arası  uyuyarak  (kaylüle)  gece  teheccüt  namazı için hazırlık yapın. Sahurson vakitte, iftar ise vakit geçmeden hemen yapılır. Ezandan hemen sonra namaz kılınacaksa birşeylerin atıştırılması iyi olur. Oruç açılırken dua edilmesi sünnettir. İftar vermekte güzel bir davranıştır. Cünüp isek hemen temizlenip daha sonra niyet edilmesi daha iyi olur.  Kişi  oruçlu  iken  diline sahip çıkmalıdır. Kuran okumalıdır. Kuranında meali baştan sona okunmalıdır.

İTİKAF: inzivaya çekilmeye denir. Belirli kurallara uyarak yapılır.  Müstehaptır.  Hanefiler  kifai  müekked sünnet saymışlardır. İtikafa girenin mükellef olması, mescitte girmesi ve niyet etmesi gerekir. Kadınlar

 

evlerinin bir odasında itikafa girerler. Ramazanın son 10 günü yapılır. Nafile itikaf dışarıya çıkmakla bozulmaz. Ancak vacip itikaf mahallinin dışına çıkmakla bozulur. İtikafta asgari süre yoktur.

ORUCUN YASAKLARI: Yeme, içme ve cinsel ilişkidir.

ORUCUN MEKRUHLARI: Tatmak, çiğnemek mekruhtur.kişinin eşiyle öpüşmesi ve ona sarılması mekruhtur. Diş macunu zarar vermez. Serinlemek maksadıyla yıkanmak mekruhtur. Güzel koku koklama mekruh sayılmaz. Direncinin düşmesine sebep olan kan aldırmada mekruhtur.

ORUCU BOZAN ŞEYLER: Yeme, içme ve cinsel ilişki orucu bozar.

KAZA VE KEFFARET GEREKTİREN DURUMLAR: ramazan günü oruçlu iken yapılan cinsel ilişki hem kaza hemde kaffaret gerektirir. Birşey yiyip içmede ise hanefilerkişi bunu bilerek yaparsa aynı hükmün uygulanacağını söylerler. Cinsel ilişkide bulunan köle azat eder, iki ay peşpeşe oruç tutar, altmış fakiri doyurur, yoksa hiç bişey yapmaz. Yeme, içme, cinsel ilişki bilerek yapılırsa bu hüküm aynen uygulanır. Bunun dışında olursa keffaret gerektirmez.

SADECE KAZAYI GEREKTİREN DURUMLAR: Yenilmesi mutat olmayan şeylerin yenilmesi hanefiye göre keffareti gerektirmez. Sadece kaza yapılır. Eğer cinsl ilişki olmadan başka yollardan şehvet tatmin edilirse keffaret gerekmez. Kazası gerekir. Kasten kusma orucu bozar. Bayılma ve delirme orucu bozar  ancak bundan dolayı kaza edilmesine gerek yoktur. Unutarak yeme ve içmeyle oruç bozulmaz. Ancak hata  ile yenirse bu hanefiye göre orucu bozar. Kasıtsız olarak denizdeyken su  yutsa  oruç  bozulur.  Ağzını çalkalarken su yutsa oruç bozulur. Şafiler kasıtsız olduğu için orucu bozmayacağını  söylerler.  Malikilere göre ister unutma ister hata ile olsun yeme, içme orucu bozar. Vakit girmedi  deyip  yerse  oruç  bozulur. Güneş battı zannedip erkenden yerse  oruç  bozulur.  *Yiyor  veya  içiyorken  imsak  girerse  derhal  yeme içmeye son verilmelidir. Bile bile devam ediyorsa hanefiye göre: keffaret gerektirir.

İLAÇ KULLANMANIN VE İĞNE YAPTIRMANIN HÜKMÜ: ağızdan alınan ilaçlar orucu bozar. Göze burna kulağa verilen ilaçta ise tartışma vardır. Burnun ağızla bağlantısı vardır. Gözün  dolaylı  vardır.  Kulağın mideyle bağlantısı yoktur. Burna enfiye çekmek burna bol su çekmek orucu bozar. Ancak tedavi amaçlı durumlar orucu bozmaz. *İğne yoluyla vücuda serum, aşı verilmesi orucu bozar. Ancak keffaret gerekmez. Ebu hanife derin yaraya sürülen merhem orucu bozar der. İmameyn bozmaz der. (bazıları astım ve nefes darlığı olanların kullandığı spreylerin de orucu bozmayacağını söyler.) tercih kişiye kalmıştır. Ya hem oruç tutarhem iğne vurdurur. Yada oruç tutmaz iğne vurdurur.

ORUCUN KAZASI: Ramazan orucunun kazası: orucu tutmama yolculuk, hastalık, hayız ve nifas, niyrti tek etmesigibi… sebeplerden dolayı yapılır. Aynı şekilde keffaret , adakveya nafile oruçların kazasıda gerekir. Şafiler nafile oruçta kazaya gerek yoktur derler. Malikiler kasten bozulursa kaza gerekir der. Kazası her zaman olur . şafiler 1 yıl içinde olması gerekir der. Eğer kişi bu borcu 1 yıl içinde ödemezse ayrıca borcu için fidye öder.

KEFFARET ORUCU: Ramazanda özürsüz olarak oruç tutmama büyük günahtır. Kaffaret için ya 60 fakir doyurulur, yada 2 ay oruç tutulur. Sıralama köle azadı, 2 ay oruç, 60 fakiri doyurma şeklindedir. Hanefilere göre bu sıraya riayet etmek zorunludur. Malikiler ise sıra gözetmek sizin herhangi birini yapmayı yeterli derler. Araya hayız ve nifasın girmesi keffaret orucuna zarar vermez. Ramazan orucuna niyet edilmediği takdirde kefaret gerekmez görüşü doğru değildir. Peygamberimiz ramazanda birgün oruç yiyen kimsenin bunu ömürboyu oruç tutarak yapsa genede ödeyemez.

FİDYE: oruca güç yrtmeyenler fidye verir. Hasta ve yaşlılar içindir.fidyenin miktarı bir fakirin doyumluğudur. Hasta için hastalığının sürekli olma zorunluluğu vardır. Fidyeyi bir kişi isterse topluca bir kişiye daha ramazan başındayken verebilir. Hayatta iken ödeyemezse vasiyet ederler. Vasiyeti yoksada ödenir. Vefat olursa kazası veya keffareti varsa bunların yerine fidye verilmesi iyi olur. Kasten terkedenlerin ki ise tartışmalıdır. *Ağır işlerde çalışanlarda oruç yerine fidye verebilir. Ebu yusufa göre tek fidye bile bölünüp iki kişiye verilebilir. *Oruç fidyesinin tutarı fıtır sadakasına denktir. *Fıtır sadakası için

 

miktarbelirlenirken buğday, arpa, üzüm, hurma fiyatlarına bakılması gerekir.

ISKAT-I SAVM: Sağlında tutmadığı orucun fidye yoluyla ödenmesidir. Bedeni ibadatlerde hiyabet ve vekalet olmaz. Kimi fakihlerfırsat bulamadan öldüyse verilir, bilerek terk edipte daha sonra öldüyse fidyesi verilmez der. Zahiriler bunun caiz değil vacip olduğunu söylerler. Kimileride bedeni ibadetlerde hiyabet yoktur deyip bunu uygun görmemiştir. Hanbelilerde bunun sadece adak orucunda olabileceğini söylemişlerdir. Bu uygulama hastalara geçici mazereti olupta kazaya fırsat bulamayanlara yapılır. Diğerlerine olmaz. Mazeretsiz kaza etmeyen için bu uygulama olmaz bu uygulama insanları tembel gösterir. İbadetin özünede terstir.

ZEKAT: İnsan tabiatı itibariyle medenidir. Birey zekat vererek topluma katılmış olur.  Zengin  verirken gönülsüz vermeyecek başa kakmayacaktır. Çünkü  biri  borcunu  ödüyor diğeri  hakkını  alıyor.  Zekat  insanı ve toplumu kötülüklerden arındırır.

ZEKATIN MAHİYETİ VE ÖNEMİ: Arıtma, çoğalma, artma anlamındadır. Hicretin 2. Yılında farz kılındı. Namaz ve zekat sürekli birlikte zikredilir.  İnsanın  zekatı  allaha  şükürdür.  Zekat  arıtma,  temizleme anlamında olduğu gibi artma (nema) anlamıda vardır.

ZEKATIN ŞARTLARI: zekatın vücup sebebi zenginliktir. Nisap miktarı nema özelliği taşıyan malın zekatı verilir. Ayrıca 1 kameri yılında geçmesi gerekir. Zekatın rüknü ise temlik ve teslimdir. Sahih olabilmesi için ehline verilmesi ve zekat niyetiyle verilmesi gerekir.

YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI: kişide ve malda aranan şartlar vardır. Namaz ve oruçta aranan şartlar zekatta da aranır. Zekat için akıl ve bülüğ şartı tartışmalıdır. Çocuk ve akıl hastaları için öşür denen toprak ürünleri zekatında sorumlu olduklarında görüş birliği vardır.  Ebu  hanife:  çocuk  ve  akıllı  olmayanları  öşür  hariç diğer mallarda zekat vermekle sorumlu tutmamıştır. Diğer üç mezhebe göre akıl  ve  baliğ  olmayanların malları zekata tabidir. Zekatlarını veli ve vasileri öder. Çocuğa ve akıl hastalarına zekat düşer.

MAL İLE İLGİLİ ŞARTLAR:

TAM MÜLKİYET: Mal bizzat kişiye ait olmalıdır. Ortak olmamalıdır. Faydası sadece mal sahibine varsa o malın zekatı verilir. Belirli sahibi olmayan mallar zekata tabi değildir. Haram mal zekata tabi değildir. Vakıf malları zekata tabi değildir. Hanefilere göre elde bulunmayan ve ele geçeceği de umulmayan malın zekatı verilmez. Bazı alimlere göre faydalanılamayan mallarında zekatı verilmez. Kaybolan mallarında zekatı verilmez. Şafilere göre ise malın elde bulunmaması zekat vermeye mani değildir. Ebu Hanife’ye göre kadın kocasından vadeli mehrini almadıkça bunun zekatı vermekle mükellef olmaz. Rehin olarak verilen malın zekatı verilmez. Satın alınıpta teslim alınmamış malların zekatı verilir. Malı yanında olmayan yolcu da malının zekatını vermekle yükümlüdür. Hanefiler ‘ Malud Dımar da zekat yoktur’ sözünden hareketle yukarıdaki hükümleri vermişlerdir.

ALACAĞIN ZEKATI: Hanefilerdışındaki mezheplere göre alacaklarelde edileceği umulan alacaklarve elde edilmesi umulmayan alacaklar olarak ikiye ayrılır. Birinci grubun zekatı ödenir. İkinci grubun zekatı ise ele geçince ödenir. Hanefiler ise alacağı üçe ayırırlar. Kuvvetli alacak buna deyn-i kavi derler. Orta alacak buna deyn-i mutavassıt derler. Zayıf alacak buna da deyn-i zaif derler. Borç verilmiş paralar ve ticaret mallarının alacakları deyn-i kavidir. Bunların zekatı hemen ödenir. Ancak kişi bu alacaktan nisap miktarının 5/ 1 ini almış olması gerekir. Orta alacaklar ev kirası gibi zekat mevzuu olmayan bir malın bedelidir. Bunlarda da nisap miktarının 5/ 1 i kadarı alınırsa zekatı verilir. Zayıf alacak bedeli olmayan mehir ve diyet gibi alacaklardır. Bunların zekatı ele geçtikten sonra verilir.

NEMA: Artma, çoğalma anlamındadır. Hakiki ve takdiri olarak ikiye ayrılır. Hakiki nema bir malın ticaretle, doğum yoluyla, veya tarımla artmasıdır. Takdiri nema ise bir malın kendisinde artma imkanının potansiyel olarak bulunmasıdır. Altın ve para da olduğu gibi. Nema zekatın vucüp sebebidir. Beş çeşit malda zekat verilir. Para-altın, toprak ürünleri, ticaret malları, hayvanlar, define- madenlerdir. Nami özelliği bulunmayan binek hayvanlarının, çalıştırılan hayvanların, oturulan evlerin, ev eşyalarının, meslek

 

aletlerinin zekatı verilmez.

İHTİYAÇ FAZLASI OLMA: Zekatı verilecek mal havaic-i asliyenin ( asli ihtiyaçların ) dışında olmalıdır. İhtiyaç fazlası olmalıdır. Hanefilere göre kişi ve aile fertleri için gerekli bir yıllık gıda maddeleri, giyecekler, sanat ve meslek aletleri, oturulan evler, ev eşyaları, binek aracı, ilim kitapları asli ihtiyaçlardandır.

NİSAB: zekâtın vücûbuna alâmet ve ölçü olmak üzere tesbit edilen belirli bir miktardır. Zengin olmanın asgari sınırı veya asgari zenginlik ölçüsü diyebileceğimiz nisab, zekâta tâbi her mal için, Hz. Peygamber tarafından gösterilmiştir. Şer’i belirlemeye mukadderat-i şer’iyye denir. Hanefi’ye göre toprak ürünlerinde nisap şartı yoktur. Gümüşün nisabı 200 dirhem, altının nisabı 20 miskaldir. Hayvanlardan devenin nisabı 5, sığırın ki 30 koyunun nisabı 40’tır. Toprak ürünlerinde ise 5 vesk’tir. Bu da 653 kg’dır. Ebu Hanife toprak ürünlerinde nisabı şart koşmaz.

YILLANMA: Malın üzerinden bir yılın geçmiş olması gerekir. Buna havelanül havl denir. Toprak ürünlerinde bu şart aranmaz. Maden ve definede de yıllanma şartı aranmaz. Hanefilere göre malı müstefat da zekatın farz olabilmesi için o malın hem sene başında hem de sene sonunda nisaba ulaşmış olması gerekir. Senenin ortasında malın nisap miktarının altına düşmesi yıllanma şartına zarar vermez. Şafi ve Malikiler ise nisabın bütün sene boyunca bulunmasını şart koşarlar. Malın değeri sene ortasında nisabın altına düşerse şafi ve Malikilere göre zekat verilmez. Malı müstefat istifade edilen mallara denir. Malı müstefat ticaret mallarının karı, hayvanların yavruları gibi sahip olunan malların nemalandırılması sonucu ise eldeki diğer mallara eklenir. Bir yıl şartı da asıl mala göre yapılır. Malı müstefat eldeki malın cinsinden değilse onun içinde ayrıca biryıl beklenir.

BORŞ KARŞILIĞI OLMAMA: zekata tabi mal borç karşılığı olmamalıdır. Ancak bu zahir( açık ), batın ( gizli

) mallara göre değişir. El emvalül batına denilen ( altın, gümüş, para gibi ) gizli mallarda borç etkilidir. El emvalül zahire denilen malarda ise farklı görüşler ileri sürülmüştür. Hanefilere göre borç üçe ayrılır. Şahıslara olan borç, Allah hakkı olan borç  ve  kullar tarafından istenmeyen fakat Allah hakkı olan borç  ( kefaret, nezir..). ilk iki gruptaki borçlar zekatın verilip verilmemesinde etkili olur. Üçüncü gruptaki borçlar ise zekata etki etmez. Ayrıca borç hangi çeşit olursa olsun toprak ürünlerinde zekatın vücubuna mani değildir. İmam Şafiye göre ise borç hiçbir malda zekatın vücubuna engel olmaz. İmam Malike göre ise sadece parada engel olur.

ZEKATIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI: Niyet ve temliktir. ZEKATIN SIHHAT ŞARTLARI:

NİYET: Zekat bir borç değil aynı zamanda bir haktır. Niyet etmek şarttır. Niyabet ; niyetin başkası tarafından yapılmasına denir. Hanefi ve Şafiye göre niyetin ödeme anında olması gerekir. nşyet edilmediyse sonradan da niyet edilebilir.

TEMLİK: Zekatı ehline vermeye  denir.  İslamı yaymak ve  korumak  içinde  zekat  verilebilir.  Zekat  usule ( baba, anne, dede ,nine) furu’a ( çocuk ve torun ) verilmez. Kılasik alimler temliki dar manada anlamışlardır. Geniş manada anlamak gerekir. dolaylı temliklerde de zekat olur. Temlikin İkinci anlamı da zekatı hak edenlere vermektir. Zekat Haşim oğullarına verilmez. ( Hz. Ali , Hz. Abbas, Haris bin Abdulmuttalip, Akil, Cafer-i Tayyardır. )

ZEKATA TABİ MALLAR:

ALTIN VE GÜMÜŞ: Mübadele aracı, ziynet eşyası, para olarak üç gruba ayrılır.

MÜBADELE ARACI OLMASI: Gümüşün zekat nisabı 200 dirhemdir. % 2,5’i verilir. Altının nisap miktarı 20 miskaldir. 20 miskal altın 80,18 gramdır. 200 dirhem gümüş 561,2 gramdır. Altın ve gümüş  nisaptan az ise biri diğerine hanefiye göre ilave edilebilir. Şafi ve Hanbeli ise aksi görüştedir.

ZİYNET EŞYASI: Hanefiye göre zekata tabidir. Diğer mezhepler değildir der. şafi 200 dirhem altın olursa

 

zekat verilir der. ( 561,2 ). Erkeklerin kullandığı altın zekata tabidir.

KAĞIT PARA ZEKATI: Günümüzde kağıt para eskiden para olarak kullanılan altın ve gümüşün yerine kullanılır. Nisabı altın ve gümüşün değeridir. Biryıl geçince %2,5 zekatı verilir.

TİCARET MALLARI: ‘Kazandıklarınızın temizlerinden…infak edin ‘ . nisabı altın ve gümüşün değerine ulaşmasıdır. Nisapta gümüşten ziyade altının değeri esas alınır. Hanefilere göre ticaret mallarının kıymeti sene başında ve sene sonunda yukarıda gösterilen altın veya gümüş nisaplarının altına düşmemelidir. Düşerse zekat gerekli olmaz. Sene ortasında düşmesi zekatı etkilemez. Maliki ve şafiye göre de nisap sadece sene sonunda aranır. Senenin başında ve ortasında nisabın düşmesi zekatı etkilemez. Ticaret niyetiyle elde bulundurulan mal zekata tabidir. Sene içinde malın cinsid eğişse de seneyi sıfırlamaz. Hanefiye göre borçlar çıkarılıp malın zekatı öyle verilir. Şafi borç olsa da mala katmaz. Malın borcu düşmez.zekat Hanefiye göre para ile ya da mal ile verilebilir. Şafi ise malın kendisinden verilir der.

TOPRAK ÜRÜNLERİ: ‘Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak edin.’ Hasat günü mahsüllerin zekatı verilir. Öşür %10 veya %5 tir. Ebu Hanifeye göre bitin toprak ürünleri zekata tabidir. İmameyne göre bir sene çürümeden kalabilme şartı vardır. İmam Malik ve Şafide aynı görüştedir. Şafi meyveden hurma ve üzümü sayar. Toprak ürünlerinde hisap 5 vesktir. 653kg dır. Eğerkabuklu ise nisap sınırı 10 vesktir. Pirinç fındıkta nisap 1306 kg dır. Ebu Hanifeye göre ise toprakta nisap aranmaz. Sulama şekline göre zekatın nisbeti %10 veya %5 tir. Hanefiye göre toprak ürünlerinde nisap ve yıllanma ( havl ) şartı yoktur. Öşür yükümlülüğü için buluğ ve akıl şartı aranmaz. Mal sahibi bir tarlayı kiraya verirse zekatını kiralayan öder. Fakat Ebu Hanife sahibi öder der. yarı yarıya anlaşılsada öşürü mal sahibi öder der. imameyn ise hissesine düşen payın öşürünü herkes kendi öder der. mahsul tarlada yetişmeden satılırsa satın alan öşürünü öder. Yetiştikten sonra satılırsa malı satan tarla sahibi öşürü öder. İmam-ı Azam öşür şart olabilmesi için toprağın öşür arazisi olmasını şart koşar. Diğerleri şart koşmaz. Haraç topraklarından diğerleri eğer sahibi müslümansa hem haraç hem de öşürverirler der. imam-ı Azam ise haraç verilen topraktan öşürverilmez der.

BAL VE DİĞER HAYVANLAR: Hanefi ve Hanbeli balın zekatı verilir der. diğerleri verilmez der. % zekatı verilir derler. Ebu Hanife toprak ve bal ürünlerinde nisap ve yıllanmayı aramaz. Diğerleri bal tıpkı süt gibidir der ve zekatı verilmez derler. Toprak ürünlerin de , rikazda ( %20 ) balda ( %10 ) madenlerde yıllanma ve nisap aranmaz.

MADENLER VE DENİZ MAHSÜLLERİ: Sizin için yerden çıkardıklarımızdan infak ediniz. Rikaz madenleri yeraltı zenginliklerini, gömülen hazineleri ifade eder.

RİKAZ: İnsanlar tarafından yer altına gömülen kıymetli maden ve eşyayı ifade eder. % 20 olarak  zekatı verilir. İmam Şafi, İmam Malik ve Ahmet bin Hanbel’e göre madenler rikazın kapsamına girmez. Hanefi ise hem madenleri hem de rikazı madenler grubunda sayar. Bulunan eşyada islamı amplemler varsa lukata hükümleri uygulanır. Bir yıl ilan edilir. Sahibi çıkmazsa  hepsi devlete  verilir.  Bu tür nisap  aranmaz.  İmam Şafi ise nisap miktarını şart koşar. Lukatada zekat için yıllanmaya gerek yoktur. İmam Şafi lukatanın zekatının zekat verilmesi gereken kişilere verileceğini söyler.Ebu Hanife,  imam  Malik  ve  Ahmet  bin Hanbel ise rikaz zekatının kamu hizmetine harcanacağını öyler.

MADENLER: Serahsi madenleri üçe ayırır. Katı olup eritilenler, katı olup eritilemeyenler, sıvı olup katılaşmayanlar. Ebu Hanifeye göre sadece birinci grup dahildir. Eritilmeyenlerden vergi alınmaz der. şafiye göre sadece altın ve gümüş zekata tabidir. Diğerleri tabi değildir. Hanbeliler ise ayrım yapmadan bütün madenlerden zekat alınacağını söyler. Madenlerde zekat Hanefi’ye göre %20 diğerleri %2,5 der. nisap ve yıllanma şartı hanefide aranmaz. Diğerleri nisap şartını şart koşup yıl şartını şart koşmazlar. Hanefiye göre alınan vergi kanu yararına ( fey ) kullanılır. Diğerleri tövbe süresi 60. Ayette geçen zekat verileceklere verilir der.

DENİZ ÜRÜNLERİ: Hz. Ömer, Ömer bin Abdulaziz zekat alınır der. bazıları alınmaz der. Ebu Yusuf mercan süz eşyası olan anberden % 20 zekat alınırder.

 

HAYVANLAR: Deve, sığır, manda, koyun, keçi,inek zekata tabidir. Devenin nisabı 5 sığırın 30 koyunun 40 tır. Zekata tabi olacak koyunların Saime olması gerekir.senenin çoğunu merada geçirmelidir. Yemle beslenenlere ma’lufe denir. Ziraat, nakliyat işlerinde kullanılan hayvanlara amile denir. Zekata tabi olacak hayvan Saime olmalıdır. Amile olmamalıdır. Ma’lufe ve amile hayvanların zekatı verilmez.

DEVELERİN ZEKATI: 5 ten 9 a kadar 1 , 10 dan 14 e 2, 15 ten 19 a 3 , 20 den 24 ekadar 4 koyun verlir. 25 ten 35 ekadar iki yaşında dişi deve zekat olarak verilir. 120. Sayıdan sonra ise Hanefiye göre tekrardan başlamış gibi hükmedilir.

KOYUNUN ZEKATI: 1 den 39 a kadarzekat yoktur. 40 tan 120 ye kadar 1 koyun, 121 den 200 ekadar 2,

201 den 399 a kadar 3 400 den 500 e kadar 4 koyun verilir.

SIĞIRLARIN ZEKATI: Saime olan sığırlarda zekat nisabı otuz olup, bundan azı için zekat gerekmez. 30 sığırdan 40 sığıra kadar zekat olarak iki yaşına basmış erkek veya dişi bir buzağı verilir. 40  sığırdan 60 sığıra kadarüç yaşına girmiş erkek veya dişi birdana verilir. Tam atmış sığır olunca birer yaşını bitirmiş iki buzağı verilir. Sonra her 30 sığırda bir buzağı ve her 40 sığırda bir dana vermek süretiyle hesap edilir. Bir kimsede 20 sığır 10 manda varsa 30 sığırvarmış gibi hükmedilir.

 

ATLARIN ZEKATI: ‘ Sizi at ve kölenin zekatından muaf tuttum.’ Ticaret ve üreme içinse zekatı verilir. Çoğu fakih zekatı verilmez der. ebu Hanife, talebesi züfer Saime ise ve  nesli  için  yetiştiriliyorsa  at  başına  bir dinar verilir der. veya atın değerinin %2.5 i verilir. At binek için ve savaş içinse, ma’lufe ise bu atların zekatı verilmez. Ticaret içinse zahiriler hariç zekatı verilir der.

SINAİ SERVET YATIRIM VE ÜRETİM ARAÇLARI: Zekat mallarında nami ( artıcı olma ) şartı vardır. Zekat önce aile fertlerine daha sonra başkasına verilir. Ayrıca zekat malı , zaruri ihtiyaçların dışında olmalıdır. Gelir getiren meslek aletleri, fabrika aletleri zekata tabidir. İnsanın temel ihtiyaçlarından sayılan mesken, sanatkarların ev aletleri zekata tabi değildir. Ancak artıcı özelikte olan gelir elde etmek için edinilen mallar zekata tabidir. Sanayide kullanılan makinalar gelir getiricidir. Nami mal sayılır. Bazılarına göre ise bu mallardan zekat alınmaz. Bu malların zekatı gelirlerinden alınır. Ya ciro çıkarılır %10 zekat verilir veya ana para esas alınır % 5 zekat verilir. Bazı alimlerde %2.5 der. İslam konforansı fıkıh akademisi, şafi maldan

%2.5 verilir der. bazı alimlerde döner sermaye ile duran sermeye karşılaştırılır ve %2.5 verilir der. bunların delili sanayi mallarını toprak ürünlerine kıyaslayarak %10 veya %5 zekatı verilir denilemez derler. Toprak ürünlerinde olduğu gibi sanyi ürünlerinde de her imalat için ayrı ayrı zekat verilemez derler. Kısaca sanayi sektöründeki yatırımları ticaret malarına kıyaslamak daha mantıklıdır. Toprak ürünlerine kıyaslanamaz. Sanayi sektörünü araziye kıyaslamamız yanlış olur. Bu görüşü savunanlar bütün boçlarını toplar karlarından bunu çıkarırlar. Geriye nisap mikarı mal kalmışsa bunun % 2.5 zekatı verilir derler. Uygun olan görüşte budur.

BİNA VE NAKİL VASITALARI GİBİ GELİR GETİREN MALLAR: Bina ve nakil vasıtaları zaruri ihtiyacın dışında olup gelir getirici bir özellikte ise bunu zekatı verilir. Zekatının hangi oranda verileceği konusunda ihtilaf vardır. Bazıları akarların yalnızca gelirleri zekata tabidir. Nisap ve yıllanma şartı aranır zekatıda %2.5 verilir derler.bazıları ise gelir getiren bu bina, araç… mallarını zirai mallara kıyaslayıp bunlarsan % 10 veya

% 5 verilir derler. Ayrıca yıllanma şartı aramazlar ve %10 olarak verilir derler. DİB ise %2.5 olarak görüş belirtmiştir.

MAAŞ, ÜCRET VE SERBEST MESLEK KAZANŞLARI: Toplam gelir nisaba ulaşır ve üzerinden bir yıl geçerse ihtiyaçlar , borçlar düşülür %2.5 zekat verilir derler. Hz. Ebu Bekirmaaşları dağıtırken üzerinden bir yıl  geçen malı olanlardan  zekat  alırdı.  Bazıları  ise  bu tür maaş  gibi gelirlerden  yıllanma  şartını aramazlar ( Medineliler arazi mahsullerine emval der. )kişinin sıtandart maaşı  varsa  ve  yıl  sonunda  zaruri  ihtiyaçlarının dışında nisap miktarı malı veya para birikiyorsa senenin sonunda aylık gelirinden %2.5 zekat verir. Diğer gelirlere katılır ve nisap miktarına ulaşıp bir yıl geçtikten sonra  zekatı  yüzde  2.5  olarak  verilir der.

HİSSE SENEDİ: Anonim şirketin sermayesinin belli orandaki ortaklık payıyla olur. Tahvil gibi borç senedi

 

değil ortaklık ve mülkiyet senedidir. Hisse sahibine hissenin sağladığı kara temettu denir. Nomimal, ihraç ve piyasa değeri vardır. Normal değer hisse senedinin üzerinde yazılan değerdir. İhraç değeri hisse senedinin satılma değeridir. Piyasa değeri piyasada satılan değerlerine denir. 1952 de şam da yapılan konferansta alimler türü ne olursa olsun hepsi ticaret malı gibidir derler. %2,5 zekata tabi olurlar. Mısırdaki konferansta eğer senedi tahvilden alınıp satılmak içinse %2,5 sırf yatırım ve geliri için alınıp satılmıyorsa

%10 olarak zekat verilir derler. Zekatı da hisse sahibi değil şirket verir. Hisseyi satmak için alırsa %2,5 öder yaralanmak ve kullanmak için hisseyi alırsa çoğunluğa göre %2,5 ve yıllanma şartını ararlar. Bazı alimler ise %10 öder der. İslam fıkıh akademisi şu kararları almıştır. Hisselerin zekatı sahibine düşer. Kamu hisseleri, vakıf , hayır kurumları, gayri Müslimlerin hisselerinden zekat alınmaz. Ayrıca kişi hisseyi satmak için değil de karından yararlanmak için aldıysa zekatı hissenin fiyatından değil hissenin karından verir. Hissenin alım-satım değerini vermez. Hissenin getirdiği kar payının ( temettu ) zekatını verir derler. Zekatında yıllanma ve nisap şartını koşarlar. %2,5 verirler. Kişi hisseyi satmak için almışsa nisap ve yıllanmaya bakılır. Hem hissenin piyasa değerinin zekatı verilir, bir de kar payınında zekatı %2,5 olarak verilir. Bazı alimler temettudan % 2,5 alınır der. bazı alimler ise hisse senedinin zekatını vermez , temettunun kini %10 olarak veya %5 olarak verir der. sonuç olarak satmak için almışsa %2,5 verir. Havl ve nisap şarttır. Karı için almış ve satmıyorsa hisse senedi artı temettunun %2,5 havl- nisaba göre zekatını verir. Ancak zekata tabi olmayan mal varlıkları çıkarılarak %2,5 verilir. Şafi ortak malların zekatını tek bir kişi verebilir der. Hanefiler herkes kendi vermelidir der. ancak tek kişi verecekse hisse sahibi bunun vekaletini vermesi gerekir.

ZEKATIN ÖDENMESİ:

ZAMANI: Hanefiler yıllanma gerçekleşir gerçekleşmez hemen ödenir der. zekat borcu artık kul hakkı olur. Hemen ödenmesi gerekir. toprakta zekat hasat zamanıdır. Hasattan sonra ürün çalınırsa, telef olursa zekat verilmez. Hanefi ve Hanbeliler balda zekatı nisabı ulaşınca zekat verilir der. şafi , Maliki, Hanbeliler madende zekatı nisap miktarına ulaşınca alırlar. Yıllanma şartı toprak, bal ve madenlerde aranmaz. Çoğunluk kişinin zekatını vaktınden önce ödeyebilir. İmam Malik ve Zahiriler olmaz der. zekat ertelenir, mal bu süre içinde telef olursa zekat bu kişiden düşmez. Ahmet Bin Hanbel ve Malikiler zekat borcu ertelenemez der. zekat ille de ramazanda verilmez. Hanefiye göre kişi zekat borcunu erteleyip çalınırsa zekat borcu düşer. Kişi ölürse zekatı verilmez, vasiyeti varsa ancak o zaman verilir. ( bu Hanefinin görüşüdür. ) cumhura göre ise kişi ölüm vasiyeti olmasa da kişi zekatı ödeyebilir. Zekat mali ibadet olduğundan vasiyet olmadan olurderler.

ZEKATIN ÖDENME ŞEKLİ: Mükellef yerine getirir. Hanefiler açık malların zekatını devlet bireyden alıp fakire verir. Gizli malları ise mükellef kendisi öder derler. Malikiler hepsini devlet alır ve dağıtır der. Hambelilere göre ise ikisi de olur. Devlet istese mükelleften istese zekatı zorla alabilir. İnfak edilecek mallar iyi vasıfta olmalıdır. Fakihlerin çoğunluğuna göre zekat borcu ancak zekata tabi olan maldan verilir. Şafiler ticaret malından zekat olarak malın kıymeti verilebilir der. hanefiye göre ikiside olur. Zekat mümkünse bulunulan beldedeki fakirlere verilir. Hanefi eğer akraba belde dışındaysa verilir der. şafiler zekat belde dışına çıkmaz der. Hambeliler başka beldeye gönderirse günahkar olur ancak borcunu da ödemiş olurder. Hanefilerzekatı dışarıya göndermeyi caiz görür.

ZEKATIN DAĞITIMI: zekatlarfakirlere, miskinlere, zekat işinde çalışanlara , kalpleri islama ısındırılacaklara kölelere borçlulara , Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara aittir. Allah bilendir, hakimdir.

ZEKATIN SARF YERLERİ:

FAKİRLER VE MİSKİNLER: Hanefilere göre fakir; evi, ev eşyası olsa da gelirleri ihtiyaçlarını karşılayamayan nisap miktarından daha az malı olan kimsedir. Miskin ise hiçbir geliri olmayan ve malı olmayan kimsedir. İmameyne göre aynı fakir ve miskin aynıdır. Hanefiere göre zekat alabilecek fakir ve miskinler iki malı olayanlar. Zaruri ihtiyaçaları dışında nisap miktarı malı olmayanlardır. Şafilere ve Hambelilere göre fakir kendisinin ve ehlinin ihtiyacını karşılayamayan kimsedir. Yetişkin ise kıt kanaat geçinebilendir. Bunlara fakir miskinden daha fazla muhtaçdır. Şafi ve Hambelilere göre zekat alanlar iki gruptur. Hiçbir malı olmayanlar ve alı olupta ve bununla ehlini geçindiremeyenlerdir. Hz. Ömer miskinlerin

 

ehlikitabın fakirleri olduğunu söyler. Ancak ikrime ve Hanefilerden İmam Züferhariç tabiin bu görüşü kabul etmez. Hanefilere göre bir fakire en fazla nisap miktarı zekat zekat verilebilir. Çüğunluk ise kifayeyi esas alır. Ancak bu kişinin borçlu veya aile reisi olması gerekir derler. Değilse bu kadar çok zekatı vermek mekruhtur derler. Hanefilere göre tabi ihtiyaçları dışında nisap miktarı malı olana zekat verilmez. Kifaye miktarı fakiri fakirlikten kurtaracak kadardır. Hanefilere göre şeran zengin sayılmanın ölçüsü nisaptir. Eğer kişi nisap miktarı artıcı mala sahipse zekat bu kişiye farz olur. Zenginlik nisap miktarı artıcı malla olur. Eğer kişi nisap miktarı artıcı olmayan mala sahipse bu kişiye zekat düşmez. Ayrıca zekat almaz. Kurban keser, fıtre veir. Vaciptir. Artıcı nesaba nisabı ğina denir. Artıcı olmayan nisaba ise nisab-ı istiğna denir. Nisab-ı istiğna kişiyi zekatla mükellef kılmaz. Ama zekat almasına engel olur. Zengin çocuğuna zekat verilmez. Babasına ve annesine verilebilir. Babası öldüyse anne zengin olsa da çocuğa zekat verilebilir. Şafi, Maliki, Hambelilere göre zenginlik ölçüsü kifayedir. Yani ehline bakabilmesidir. Muhtaç olmak fakirliktir. Şafi, Maliki, Hambelilere göre ister artıcı olsun ister olmasın kendisine ve bakmakla mükellef olduğu kişilere yetecek kadar mala sahip olan kimsenin zekat alması caiz değildir . nisabın üstünde malı olduğu halde bununla ehline bakamıyorsa bu kişiye zekat verilir. Kifayeyi kabul edener vucudu sağlam olupta çalışmayanlara zekatı caiz görmezler. Çoğunluğa göre ihtiyacı olmayanın dilenmesi haramdır.

AMİLLER: Zekat toplayan kişilere denir. Zekat işlerinde çalışanların tamamına  amil,  aşır,  emin,  arif,  cabi, sai , musaddık, hazinde denir. Zekat alan sekiz sınıftan biridir. Amillerin fakirolmaları şart değildir.

MÜELLEFE-İ GULUP: Kalpleri kazanılmak ve islama ısındırılmak istenen, şer inden emin olunmak istenen kişilere verilen zekattır. İkiye ayrılır. Müslümanlar ve gayri müslimlerdir. Müslüman olanların kalplerini islama daha fazla ısındırmak için verilir. Hz. Ömer müellefei kuluba zekat vermediğinden Hanefi ve Malikilerde verilmez der. şafi ve Hambeliler kısmen bu görüşe katılsa da savaş zamanında tekrardan bu fon yürürlüğe girer. Günümüzde bu fon geçerlidir verilir.

RİKAB: Boyundurak altında bulunanlara denir. Kölelere verilir. Mukatablere verilir. ( efendisiyle anlaşma yapanlar 9 günümüzde insan haklarının iyileştirmesine kullanılır. Borçlu olupta hapse düşünlere verilir.

BORÇLULAR: El ğarimin de denir. Hanefilere göre ğarimin ; borcu olan ve borcundan başka nisap malı bulunmayan kimsedir. Diğerleri ise borçluyu iki gruba ayırırlar. Kendi ihtiyacı için borçlananlar, toplum için borçlananlardır. 2 üç kişiye isteme helaldir. Toplum için borçlanan, iflas eden fakirdir. ‘ kendi ihtiyaçları için borçlanana zekat verilmesi bazı şartlara bağlıdır. Nisap dışında borcunu ödeyecek serveti olmamak, borcu içki, kumardan dolayı olmamalıdır. Borcun süresini dolması gerekir. ölen kişinin borcuda Hanefi ve Hambelilere göre ğarimin zekatıyla da ödenemez. Şafiye göre edeyebilir. Borçluya zekat borcu kadarverilir.

Fİ SEBİLİLAH: Allah yolunda olanlar, dini tebliğ edenlerdir. İki gruptur. Allah rızasına uygun ve ona yaklaşmak amacıyla yapılan her türlü hayırlı işte çalışanlar islamı yüceltmek için bil fiil cihad da bulunanlardır. Bazı fakihlerbu fondan hac ve umre yapanlara, ilim tahsil edenlere verileceğini söyler. Hatta cami ya da hastaneye de verilir derler.

İBNÜSSEBİL: Yolda olanlara memleketine dönecek kadar zekat verilir. Şafiler göre bu zekat hem yolda kalmışlara hem yola çıkmak isteyipte maddi imkansızlıktan çıkamayanlara verilir. Şafi ve Malikiler böyle kimseler önce borç isterler bulamazlarsa zekat verilir  der.  kişi  memleketine  zekattan  artanlarsa  şafilere göre geri verilir. Hanefilere göre geri vermeye zorlanmaz. Genel olarak zekat verilenleri üç gruba  ayırabiliriz. Asli ihtiyaçlarını karşılayamayanlar. Çalışma güçleri olduğu halde muhtaç olanlar. Zekat işlerinde çalışanlardır.

ZEKATIN DAĞITIM USULU: Zekatı kişi bu gruba verir. İsterse tek gruba da verebilir. Şafiye göre ise amiller dışında yedi sınıftan üçer kişiye verilir. Hambelilerde bu görüştedir. Bazı alimler kamu yararına olan yerler de zekat verilir der. ayrıca toplayan ve dağıtan birfonun olması da çok iyi olur.

ZEKAT VERİLMEYECEK KİMSELER:

ANA-BABA-EŞ VE ÇOCUKLAR: Usul ve Furu’a zekat verilmez. Usul ana baba dede Furu çoçuk torun

 

eşlerdir. Kişi bakmakla yükümlü olduğu kişiye zekat veremez. Amca teyze dayı hala kardeş ve onların çocuklarına zekat verilir. ( Hanefi ) diğerleri nafaka verilenlere yani nafakasını karşılamakla görevli olduğu kişilere zekat verilmez.

MüSLÜMAN OLMAYANLAR: İnancı olmayana, mürted ve gayrı Müslime zekat verilmez. Zimmilere de verilmez. İmam züfer Hz. Ömerin miskinden kasıt ehli kitabın fakirleridir sözüne dayanarak zimmilere de verilir der. şafilerhariç diğerleri sadakanın fakirzimmilere verilebileceğini söyler.

ZENGİNLER: Hanefiye göre nisab-ı istiğna sahibi olana zekat verilmez.

  1. PEYGAMBERİN YAKINLARI: Hz. Hasan zekat mallarından bir hurma alır bırak bırakzekat malını bizim yiyemeyeceğimizi bilmiyormusun der.

ZEKAT VERMEDE YANILMA: Kişi hiç araştırma yapmadan ehil olmayana zekatını verirse borcundan kurtulmaz. Zekatını yeniden vermezi gerekir. araştırma yaptığı halde ehil olmayana verirse Ebu Hanife ve İmam Muhammed’e göre olur. Ebu Yusufa göre borç düşmez. Malikilere göre araştırma yaptıktan sonra ehil olmayana vermişse geri alır. Harcamışsa bedelini geri alır. Şafiye göre yanlış kişiye vermişse borç düşmez.

ZEKAT VERGİ İLİŞKİSİ: Vergi devletin vatandaştan zor iradi olarak aldığı paydır. Zekatın vergiye benzeyen ve benzemeyen yönleri vardır. Zekatın miktarı değişme. Zekatın sarf yeri ayetle belirlenmiştir. Bu yönleriyle zekat vergiye benzemez. Benzeyen yönleri olarak zekatta vergide icbaridir. Zekatıda vergiyide kurum toplar. Toplayanları menfaat beklemez. İkisinin de toplumsal hedefleri vardır. Vergi zekatın yerine geçmez.

ZEKAT VERMENİN ADABI: Sadece rızayı ilahi gözetilmelidir. Başa kakılmamalıdır. Malın temiz ve helal olanından verilmelidir. Alanın onuru kırılmamalıdır gizlice verilmelidir. Hanefiler gizli vermeyi Şafi Hambeliler açıktan vermeyi uygun görürler. Vaktinde verilmelidir. Haya sahibi isteyemeyen fakirleri bulmalı zekat bizzat onlara verilmelidir. Akrabaya verilmesi daha faziletlidir. Bulunulan yerdeki fakirlere verilir. Zekatı verende alanda karşılıklı dua etmelidir. Zekatta vekil tayin edilebilir . Malikiler vekil bırakmayı müstehap görürler. Verenin alana bu zekattırdememesi daha iyi olur. Alan kişi rencide olmamalıdır.

FITIR SADAKASI: Ramazan bayramına ulaşan ve temel ihtiyaçlarının dışında belli bir miktar malı olanın kendisi ve ehli için vermesi gereken mali ibadete denir. Baş zekatıda denir. Hicretin ikinci yılında zekattan önce farz kılınmıştır. Hanefiler vacip derler.

FITIR SADAKASININ ÖNEMİ: Kişinin günahlarına ve kusurlarına kefaret olur. Aynı zamanda yoksullarında bayram sevincini yaşamalarına vesile olur. Zekattan farkı olarak mükellef sayısı daha fazladır.

FITIR SADAKASIYLA MÜKELLEFİYET: Vucup sebebi sağ olarak ramazan bayramına girmedir. Fıtır sadakası verebilmek için belli şartlar gerekir. Müslüman olmak gerekir. şafiler ğayrı Müslim Müslüman ehline verebilir der. nisap miktarı mala sahip olmak gerekir. malda artıcı olma ve yıllanma şartı aranmaz. Şafi, Maliki, Hambelide nisap şartı aranmaz. Zengin, fakir herkes fıtır sadakasını ödemekle sorumludur. Kişi fıtır sadakasıyla yükümlüyken çaldırırsa borcu düşmez. Ölünce mirasçıları ödeyebilir.

EHİLİYET: Kişi belli oranda mal sahibi olmalıdır. Akıl ve baliğ şart değildir. İmam Muhammed ve İmam Züferakıl baliğ şartını koşarlar.

VELAYET VE BAKMAKLA YÜKÜMLÜLÜK: Kişi velayeti altındaki ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin fıtır sadakasını öder. Akıl hastalarınınkini de öder.( ma’tuh ) Hanefilere göre vefat eden çocuğunda fıtır sadakası ödenir. Kölelerinki de ödenir. Kişi ana, baba, karısı, kardeşinin fıtır sadakasını ödemek zorunda değildir. Diğer mezhepler ise ödemek zorundadır der. Ebu Hanifeye göre evli kadınlar fıtrelerini kendileri öder.

VAKİT: Hanefiye göre bayramın birinci günü ödenir. Diğer mezhepler ise Ramazanın son günü güneşin batmasıyla olurder.

 

ÖDEME VAKTİ: Fecr-i sadıkta başlar. Hanefiye göre fıtır Ramazan ayının girmesiyle ödenir. Bayram namazından sonra bile ödenir.şafilerde Ramazan ayında ödenebilir der. daha önce ödenemez der. Hanefiler dışındaki mezheplere göre birinci günün akşamına kadar ödenebilir. Özürsüz geciktirilmesi haramdır. Bayram nemazına gitmeden önce verilmesi müstehaptır.

FITIR SADAKASININ ÖDENMESİ: Allah Rasulü döneminde hurma, kuru üzüm, arpadan verilirdi. Hanefilere göre buğday, arpa, kuru üzüm ve hurmadan verilirdi. Buğdaydan yarım sa’ ( ölçek ) verilir. Şafiler fitre bölgede en çok tüketilen üründen verilir der. günümüzde bunların parasal değerleri verilir. Bir fakirin bir günlük gıda ihtiyacı fitre olarak verilir. Ayrıca fıtre veren kendi günlük gıda giderini fitre olarak fakire vermelidir.

ÖDEME ŞEKLİ: Niyet şarttır. Bu fitredir demeye gerek yoktur. Çoğunluğa göre fitre yerine para ödenmez. Hanefiler ise ödenebilir der. fitre hesaplanırken bir aylık masraf çıkarılır sonra otuza bölünür. Daha sonrada ailedeki birey sayısına bölünür. Ve fitre miktarına ulaşılmış olur.

FİTRE VERİLEBİLECEK KİMSELER: Zekatın yerleriyle aynıdır. Gayrı Müslime zekat verilmez. Ebu Hanife zımmiye fıtır sadakası verilebilir der. Ebu Yusuf ve çoğunluk ise verilmez der. zenginlere, usul ve furu’a, bakmakla yükümlü olduğu kişiye zekat verilmez. Fıtır da nisap miktarı mala sahip olmak zenginlik ölçüsüdür. Ayrıca malda nema şartı aranmaz. Önce yakın akrabaya, yakın komşuya, ahlaklı fakire verilir. Kişi fitreyi isterse bölüp birkaç kişiye verebilir.

HAC VE UMRE:

İLKELER VE AMAÇLAR: Haccın temelinde uluhiyetin belli bir yerde tecellisi vardır. Hac sembol kutsallardandır.bundan dolayı belde-i haram hurumatullah, şea-irillah denir. Hac mahşeri andırır. Birlik ve bereberliğe vesile olur. İhram günah işlemeden kurtuluşun sembolüdür. Arafat Allahın huzurunda bekleyişi hatırlatır. Hac insanın tazelenmesine vesile olur. Hac büyük bir arınmadır. Hac müslümların büyük birgüç göstergesidir. Kabe yeryüzündeki ilk ibadethanedir.

HACCIN TANIMI VE MAHİYETİ: Hacın kelime anlamı yönelmektir. Özel vakitte özel mekanları ziyaret etmeye denir. Haccın tümüne menasikul hac denir. Gücü yetenin haccetmesi farzdır. Hacta belli birzaman ve Arafat vakfesi vardır. Umrede yoktur. Haccı ekberfarz olan hacca denir. Haccı askarise umreye denir.

HACCIN ŞARTLARI:

YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI: Müslüman, akıllı, baliğ, ve istitaat sahibi olmak gerekir. beden ve mali imkanının yeterli düzeyde olmasına istitaat denir. Haccın vucup şartıdır. Mali güce sahip olmaya denir.

HACCIN EDA ŞARTLARI: Vucup şartları da denir. Bu şartlar kişide varsa o kişiye haz farz olur.

SAĞLIKLI OLMAK: Ebu Hanife, İmam Malik sağlık şartını ayrıca yükümlülük şartı olarakta görür. Bundan dolayı hastaya hac farz değildirderler. İmameyn, Şafi ve Hambelilerise yerine başkasını gönderir der.

YOL GÜVENLİĞİ: Hanefi ve Hambeliye göre haccı eda şartıdır. Maliki ce Şafilere göre yükümlülük şartıdır.

ARIZİ BİR ENGELİ BULUNMAMAK: Tutukluluk, yurt dışına çıkma yasağı… bulunması eda yükümlülüğünü düşürür.

KADINLARDA ÖZEL İKİ ŞART: Yanlarında eşleri veya bir mahremleri bulunması gerekir. şafi  ise yanlarında mahremleri olmasa da üç kadının grup oluşturmasını yeterli görür. Malikiler ise yanlarının mahremlerinin olmasını şart koşmaz. Kadınları kocaları  ölmüş  veya  ayrılmışlarsa  iddet  sürelerini beklemeleri gerekir.

GEÇERLİLİK ŞARTLARI: Haccın sahih olması için üç şartın olması gerekir. ihrama girme, özel vakit ve özel mekandır.

 

İHRAM: Haram kılmak, kendini mahrum etmeye denir. Kişinin hac veya umreye  niyet  ederken bazı mübah olan şeyleri kendisine haram kılmasına denir. ( Tahrime de namaza başlamaya denir. Çünkü kişi namazda bazı şeyleri kendisine haram kılar. İhramda da aynı  durum  vardır.  )  ihram  hacca  başlama  tekbiridir. İhramda kılık kıyafet, avlanma, cinsel ilişki yasağı vardır. İhram yasaklarını ihlal edene kurban  kesme  , sadaka verme, bedelini ödeme, oruç tutma cezaları verilir. Bu yasaklar niyet ve telbiyeyle başlar. Niyet ve telbiye ihramın rüknüdür. İhrama girene muhrim denir.

İHRAMIN RUKÜNLERİ: Niyet ve telbiyedir. Diğerüç mezhebe göre ise sadece niyettir.

NİYET: Hac ve umre yapmaya karar  vermeye  denir. Dil  iles  söylenmesi  müstehaptır.  Niyette  hac,  umre veya ikisinide yapmaya diye kişi bir belirleme yapmasa da Hanefiye göre bu belirsizlik hacca her hangi bir zarar vermez. Sadece tavafa başlarken hac veya umre tavafına diye niyetlenmesi yeterlidir. Şayet bu belirlemeyi de yapmazsa umre tavafına niyetlenmiş sayılır. Tavaf yapmadan  Arafatta  vakfe  yaparsa  bu ihramı hac için olmuş olur. İfrad haccı sayılır. Şafiye  göre  tavafa  başlamadan niyetlenmesi  gerekir.  şayet kişi bunu da yapmazsa haccı batıl olur.

TELBİYE: İbadete başlama anında söylenen sözlere denir. ‘ lebbeyk…’ duası okunur. Lebbeyk buyur efendim anlamındadır. Birdefa söyleme farzdır.

İHRAMA GİRME ZAMANI:Hac ayı girmeden hac menasiklerinden hiç birisi yapılamaz. Ancak Hanefi, Maliki mekruh olmakla beraber ihrama girilebilir der. çünkü bu iki mezhebe göre ihram haccın haccın rüknü değil sıhhat şartıdır. Şafi ise ihramı rükün saydığından dolayı caiz değildirder.

İHRAMA GİRME YERLERİ: Kabeye beytul haram denir. Mescidine mescid-i haram denir. Mekke şehri de harem saygıya layık olarak anılır. Bu kutsal beldelersırasıyla Kabe, Mescid-i Haram, Mekke ( harem ) Hil ve Afak bölgeleridir. Hacılarda Afaki, Hilli ( mikati ) ve Mekki olarak üçe ayrılır.

HAREM BÖLGESİ: Mekke ve etrafındaki belli sınırları olan

 

 

1 yorum
  1. feryal istemil
    feryal istemil diyor

    notları nasıl indiriyoruz pdf olarak

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.